"İSRAİL" SORUNU VE
FİLİSTİN'İN KURTULUŞU- 10 Maddede Çözümler -

ALLAH BİZDEN DE SİZDEN DE KABUL ETSİN!
İlknur Erİlknur Er18 Mart 2026

ALLAH BİZDEN DE SİZDEN DE KABUL ETSİN!

“Yarım Yaşanan Bayram Sevincinden Ümmetin Dirilişine”

Mübarek Ramazan Bayramı’na sayılı günler kala bir yanımız şükürle doludur, bir yanımız hüzünle ağırdır. Kalplerimiz ikiye bölünmüşken sünnet olduğu üzere Ümmet bayram için hazırlıklara başlamıştır.

Ramazan ayı, Müminler için rahmetin, mağfiretin ve arınmanın en yoğun yaşandığı müstesna bir zaman dilimidir. Oruçla nefisler terbiye edilir, infakla kalpler yumuşar ve dualarla kul Rabbine yaklaşır. Bu ayın içinde yer alan ve bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi, müminler için büyük bir ilahi fırsattır. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:

“Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.” (Kadir, 3) Böylesine büyük bir rahmet mevsiminin ardından gelen Ramazan Bayramı, kulluğun ardından gelen bir sevinç ve şükür günüdür. Bayram sabahı minarelerden yükselen tekbirler, sadece bireysel bir coşkuyu değil, aynı zamanda Ümmetin ortak kimliğini ve birliğini hatırlatan güçlü bir çağrıyı temsil eder. Müminler bayram namazında omuz omuza saf tutarak aynı kıbleye yönelir ve aynı duaya “âmin” der. Bu tablo, İslam’ın inşa etmek istediği birlik ruhunun, kardeşliğin açık bir tezahürüdür.

Ancak bu manzara, günümüz gerçekliğiyle tam olarak örtüşmemektedir. Çünkü Ümmetin birçok parçası bugün savaşların, işgallerin ve zulmün gölgesinde yaşamaktadır. Gazze’de, Doğu Türkistan’da, Sudan’da ve daha nice coğrafyada Müslümanlar bayrama sevinçle değil, kayıplarla ve acılarla girmektedir. Müminlerin mezkûr vaziyeti Ümmetin tamamını da etkilemekte, bayram sevincine gölge düşürmektedir. Bu durum bayram sevincinin yalnızca bireysel bir duygu olmadığını; Ümmetin genel hâliyle doğrudan bağlantılı olduğunu göstermektedir.

Peygamber Efendimiz (sav) müminlerin birbirine olan bağını şu sözlerle ifade etmiştir: ***“Müminler birbirlerini sevmede, merhamette ve şefkatte bir beden gibidir. Bedenin bir uzvu rahatsızlandığında diğer uzuvlar da bu acıyı hisseder.” (Buhârî, Müslim) ***Bu hadis, ümmet bilincinin sadece teorik bir kavram olmadığını, aksine somut bir sorumluluk olduğunu ortaya koymaktadır. Bir yerde acı varsa, diğer yerdeki huzurun tam olması mümkün değildir.

Bayramlar bu yönüyle sadece ruhani anlamlar taşıyan günler değildir. Bayramlar aynı zamanda Ümmetin birlik hâlini ortaya koyan, toplumsal ve siyasi bir anlam da barındıran zaman dilimleridir. Aynı gün oruç tutan, aynı gün bayram eden ve aynı değerlere inanan bir Ümmetin dağınık kalması, İslam’ın hedeflediği bütünlükle bağdaşmaz. Geçmişte insanlar daha sınırlı imkânlara sahip olmalarına rağmen daha güçlü bir kardeşlik bağına sahipti. Kapılar açık, sofralar ortaktı ve kalpler birbirine daha yakındı. Bugün ise maddi imkânlar artmasına rağmen bu bağların zayıfladığı görülmektedir. Bu nedenle “Nerede o eski bayramlar?” sorusu, aslında kaybedilen ümmet bilincine duyulan özlemin bir ifadesidir.

Sahabeler bayram günlerinde birbirlerine şu dua ile yaklaşırdı: “Allah bizden de sizden de kabul etsin.” Bu ifade, yalnızca bir tebrik değil; aynı zamanda ibadetlerin kabulü için yapılan samimi bir dua ve kardeşliğin bir göstergesiydi. Gerçek bayram; sadece bireysel sevinçlerin yaşandığı bir gün değildir. Bayramlar, adaletin tesis edildiği, zulmün ortadan kaldırıldığı ve Ümmetin tek bir irade altında birleştiği zaman hakiki anlamını bulur. Müslümanların parçalanmışlığı sona erdiğinde ve ortak bir nizam içinde hareket ettiklerinde bayramın ruhu tam anlamıyla ortaya çıkacaktır.

Bu bağlamda, Ümmetin yeniden tek bir çatı altında toplanması yalnızca bir ideal değil, aynı zamanda bir gerekliliktir. Adaletin yeryüzünde hâkim olması, mazlumların korunması ve İslam’ın hükümlerinin hayata geçirilmesi ancak güçlü ve birleştirici bir otorite ile mümkün olacaktır. Tarihte bu birliği sağlayan tek yönetim, ümmeti tek bir merkezde toplayan Hilafet Devleti ile olmuştur. Dolayısıyla bayramların işaret ettiği birlik ruhu, geçici bir duygudan ibaret kalmamalıdır. Bu ruh, Ümmetin kalıcı olarak birleşmesine vesile olmalıdır. Müslümanlar yeniden tek bir ümmet bilinciyle hareket ettiğinde ve bu bilinç otoriter bir yapıya kavuştuğunda, bayramlar da gerçek anlamına ulaşacaktır.

Zulmün sona erdiği, adaletin hâkim olduğu ve Ümmetin tek bir çatı altında toplandığı bir düzen kurulduğunda bayram sevinci eksiksiz yaşanacaktır. İşte o gün, bayram sadece evlerde değil, bütün yeryüzünde hissedilecektir. Rabbimiz bizleri Ramazan’ın rahmetine erişen, Kadir Gecesi’nin bereketini yaşayan ve bayramın sevincini ümmetin birliğiyle tamamlayan kullarından eylesin. Gerçek bayram, ümmet Raşidi Hilafet Devleti’nin çatısı altında birleştiğinde başlayacaktır. O günler de çok yakındır inşaAllah!