
Ahlakın Ötesinde: Toplumsal Kurtuluşun Tam Reçetesi
Şanlıurfa’da mukaddes değerlere yönelik hakarete karşı sivil bir inisiyatifle uyarıda bulunan bir vatandaşımızın, dinî hassasiyetleri sebebiyle katledilmesi, kamuoyunda infiale yol açarken beraberinde tarihsel bir hafızayı da canlandırdı. Yaşanan bu elim hadise, İslam hukuk tarihinin dönüm noktalarından biri olan "Medine Çarşısı Vakası" ile önemli benzerlikler taşımaktadır: Bir Yahudi'nin Müslüman bir kadının başörtüsüne el uzatması üzerine, bir Müminin izzetini korumak adına ona müdahale edip öldürmesi ve ardından gelişen olaylar... Bu hadisenin sonunda Beni Kaynuka kabilesi Medine'den sürülmüştü.
Bu iki olay, Allah’ın dinine ve kutsallarına karşı duyulan derin bağlılığın bir tezahürüdür. Ancak Medine örneğinde intikam ve adalet, devlet eliyle tesis edilmişti. Peki, bugün Türkiye’deki kardeşimiz için de gerçek manada bir adalet ve bedel ödetme mekanizması işleyecek mi?
Toplumda artan cinayet ve saldırı vakaları karşısında ciddi bir endişe ve şaşkınlık içindeyiz. Her ne kadar Türkiye’deki suç oranları, İslam medeniyetinin tarihsel mirası ve halkın çoğunluğunun Müslüman olması sebebiyle Avrupa ile kıyaslandığında farklı bir zeminde olsa da, suçun her yıl artması can yakıcı bir gerçektir. Diyanet ve çeşitli İslami gruplar sürekli olarak ahlak vurgusu yapıp dualar etse de; toplumdaki yaygın din (!) eğitimine ve binlerce hafızın varlığına rağmen durum iyileşmiyor. Aksine huzur ve güven duygusu her geçen gün zayıflıyor.
Ekonomik darboğaz, artan yoksulluk, kültürel erozyon, cehalet ve ahlaki yozlaşma; aileden siyasete kadar her alanı kuşatmış durumda. İslam, kendi topraklarında adeta bir yabancı haline geldi. Oysa İslam, Müslüman bir toplumun her sorununa "selamet" (barış ve esenlik) getiren çözümler sunmuştur. Örneğin yoksulluk; sadece "sabır" tavsiyesiyle değil; zekât, vakıf müessesesi, istifçiliğin yasaklanması ve paranın değerli metallere endekslenmesi gibi adil dağılımı öngören hukuki normlarla çözülür. Bu noktada ferdi ahlak, sistemin işleyişini destekleyen ikincil bir unsurdur. Nitekim Allah Resulü (sav), kendisinden yardım isteyen bir ihtiyaç sahibine sadece ahlakını düzeltmesini öğütlememiş; ona "Evinde bir şeyin var mı?" diye sorarak onu üretime ve kendi geçimini sağlamaya yönlendirmiştir.
Anlamalıyız ki; sadece ahlaki bir yükseliş çağrısı, sistemik sorunları çözmeye yetmez. Allah’tan gelen; sosyal, ekonomik ve cezai her alanı kapsayan mükemmel bir sistem elimizdeyken, neden okyanustan sadece bir damla olan "ferdi ahlak" ile yetiniyoruz? Allah’ın kitabına dönüp onu bir bütün olarak hayata hâkim kılmanın zamanı gelmedi mi? Beşerî sistemlerin insanlığa huzur getiremediği aşikârdır.
Ahlaklı bir toplum özlemi duyanlar, bu özlemlerine ancak İslam’ın bir hayat nizamı olarak tatbik edildiği bir ortamda kavuşabilirler. Zira ayet-i kerimede buyurulduğu üzere:
"Hüküm sadece Allah'a aittir. O size kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir. İşte dosdoğru din budur." [Yusuf, 40]

Başarılı Siyasi Nizam Vizyonu

BOZULAN DÜZENİN İÇİNDEN DİRİLEN GENÇLİK!

Hürriyetin Bedeli: Özgürlük mü Kaos mu?

BOZULAN DÜZENİN İÇİNDEN DİRİLEN GENÇLİK!

Ahlakın Ötesinde: Toplumsal Kurtuluşun Tam Reçetesi

ŞİDDETİN GERÇEK FAİLİ

Biz O’ndan Başkasına Asla İlah Demeyiz



