Yılbaşı Kutlamak Farzmış! Yok, Daha Neler!
31 Aralık 2022

Yılbaşı Kutlamak Farzmış! Yok, Daha Neler!

  • 390

Yine bir yılbaşını karşılıyoruz… Yine türlü rezaletler, gayri İslâmi hazırlıklar (çam ağacı süslemeleri, şans oyunları, kumar, alkollü ve gayri ahlaki eğlenceler)… Böylesi manzaralara uzun yıllardır şahit oluyor olmamızdan olsa gerek bunlar toplum nezdinde gitgide normalleşiyor maalesef. Her gelen yeni yıl, geçen seneleri mumla aratıyor. Kutlamalar, açıklamalar da öyle. Hep, “bundan daha beteri ne olabilir ki?” diye düşünürken yeni çıkışlar, yeni açıklamalar ile şaşırıp kalıyoruz. Bu sene de Marmara Üniversitesi'nde Kelam Uzmanı ve İlahiyatçı olan Nazif Ay, Halk TV’de katıldığı “Medya Mahallesi” programında “Yılbaşını kutlamak Müslümanlar için farzdır!” dedi.

Bu açıklamanın üzerinde çokça durmaya gerek görmüyorum ancak burada sadece, yılbaşı kutlamanın caiz olmadığını ve böylesi bir eylemin, -kimler tarafından meşru gösterilmeye çalışılırsa çalışılsın- Kur'an hakikatleri ile çeliştiğini ifade etmek istiyorum. Bizleri asıl endişelendirmesi gereken, Batı kültürü ve hadaratına Müslümanların beldelerinde meşruiyet kazandırılması ve bu meşruiyet üzerinden hayatın tanzim edilmeye çalışılmasıdır.

Zira bugün İslâm coğrafyasında siyasiler, âlimler ve aydınlar topluma, Batı hayranlığını empoze etmekte ve kalkınmışlığı Batı’yı taklitte görmekte/göstermektedirler. Böylece toplumumuzda ruhi kıymetler yitirilmiş ve sadece menfaatlerin, maddi kıymetlerin esas alındığı bir hayat yaşanır olmuştur.

Batılı yaşam tarzına meşruiyet kazandırılması sonucunda, nüfusunun ezici çoğunluğunun Müslüman olduğu Türkiye toplumunda bile artık ilkeli ve inancının gereğini ortaya koyan İslâmi şahsiyetler ciddi oranda azalmıştır. Artık toplumun geneli, çıkar ve menfaatlerini tercih edip inanç ve değerlerini terk eden kimselerden oluşmaktadır.

Bu çerçeveden bakıldığı zaman “istikamet üzere olmak” anlamını yitirmiş, insanlar hayata, “helal-haram” dengesiyle değil de “fayda-zarar” ölçüsüyle bakar hâle gelmiştir.

Her ne kadar anlamını yitirmiş olsa da “istikamet”; düşüncelerinde, sözlerinde ve fiillerinde İslâmi değerlere bağlı kalarak dosdoğru olmak anlamına gelir. Şartlar neyi gerektirirse gerektirsin, durum hangi zorluğu getirirse getirsin, Müslüman bir kimse için şartlara göre hareket etmek, asla kabul edilebilir bir şey değildir.

Ancak bugün Müslümanların çoğunluğu, -İslâm’a uygun olmadığını bildikleri halde- kendilerine yapılan dayatmalar karşısında “haramlara yönelmeyi meşru kabul etmek durumunda kaldıklarını” ifade ediyorlar. Zenginlik hayaliyle şans oyunlarına umut bağlamaktan, bir ev, bir araba alabilmek için faize bulaşmaktan, özel sektör ya da kamuda yükselip belli makamlara gelebilmek için oportünist, ve çıkarcı davranmaktan vs. imtina etmiyorlar.

Hâl böyle olunca da inancından beslenip güçlen(mesi gerek)en gençlerimizin, dinî değerleri yok sayması, İslâm’ın hayatına anlam katmadığını düşünüp dinden çıkması kaçınılmaz oluyor. Mutluluğu, “hayatın lezzetlerinden, nimetlerinden olabildiğince faydalanma” olarak algılayan bireyin, bu dünyalıklara ulaşamadığında depresyona girdiğini ve yalnızlığı tercih edip kendini toplumdan soyutladığını da üzülerek görüyoruz.

Hâlbuki aslolan zorluklarına rağmen Müslümanca bir hayatı tercih etmek, Allah’ın rızasına nail olmanın dünyanın tüm nimetlerinden daha hayırlı olduğu bilinciyle yaşamaktır. Haram ve helal ilkelerine bağlı kalarak tüm menfaatleri elinin tersiyle itebilmektir.

Bu minvalde; İslâm'ın değer ve hakikatlerine sarılmanın ne denli önemli olduğunu, İmam Ahmed bin Hanbel’in yaşadığı şu hadisede görmek mümkündür. İşkence gördüğü sırada İmam Ahmed bin Hanbel'e öldürülmemesi ve artık işkence görmemesi için ruhsatla amel ederek takiyye yapması teklif edilince O şöyle dedi: “Cahil zaten bilmediği için susar. Eğer âlim de takiyye yaptığı için susarsa Allah'ın hücceti nasıl ayakta duracak, hak nasıl kaim olacak?”

İslâm'ın oluşturmak istediği toplumda Müslüman fertlere gaye olarak, âlemlerin rabbi Allah Teâlâ'nın rızasını elde etme; hedef olarak ise İslâm'ı, tüm dünyada uygulanan pratik bir nizam olması için gayret gösterme hayatın esası olarak öğretilmiştir. Bu istikamet üzere hareket ederken düşüncesinden ifade ve davranışlarına kadar İslâm'ın esaslarına göre hareket etmenin gerektiği öğretilmiş ve sapma veya gayri İslâmi değerlere yönelmeye asla müsamaha gösterilmemiştir. Hayatı bu şekilde anlayıp bu ilke ve düstur ile yaşamayı hedef edindiğimizde, tarihte olduğu gibi tekrar izzetli günlerimize kavuşacak ve bugün peşinden koşulan Batı’nın bir hiç olduğunu idrak edeceğiz.

“‘Rabbimiz Allah'tır!’ deyip sonra da istikamet üzere olanların üzerine melekler iner ve şöyle derler: ‘Korkmayın ve üzülmeyin! Size vaat olunan cennetle sevinin!’” [Fussilet Suresi 30]