loader

Parasını Faize Yatırana "Ödül" Devri!

Bu ümmet bunu da gördü. Faizinin haram olduğunu söyleye söyleye faize para yatırmaya teşvik ve böyle yapanı ödüllendiren bir lider de gördü bu ümmet! Daha da ilginç olanı bu ödülü garip gurabanın, fakir fukaranın, tüyü bitmemiş yetimin hakkından kısarak faizciye ödeyen bir lider. Bunu da faize karşı bir duruş sergileme edasıyla yapması, doğrusu insana “pes” dedirtiyor. Bu nasıl bir mugalata, bu nasıl bir yanıltma Allah’ım! Daha da ilginç olanı böyle bir cürüme fetva verecek saray molalarının kolayca bulunması! 

Malumunuz, Cumhuriyetle birlikte ülkemize egemen olan kapitalist ekonomi sistemi krize doymuyor. Evrensel ölçekte ürettiği krizler yanı sıra yerel krizler de halkı yoksulluğa sürüklemektedir. Nitekim 2021’in başından beri giderek kendini hissettiren kriz son bir buçuk ayda zirve yapmıştır. Krizin siyasi iktidarı tehdit eden bir boyuta ulaşması hükumetin harekete geçmesine neden olmuştur. 

Cumhurbaşkanı’nın direktifiyle Merkez Bankasının piyasaları şaşırtan faiz indirme politikası ve Erdoğan’ın “Beraber yürüdüğümüz arkadaşlarımızdan faizi savunanlar, kusura bakmasınlar. Bu yolda ben, faizi savunanla beraber olamam, olmam. Bu görevde olduğum sürece faiz ve enflasyonla mücadelemi sonuna kadar sürdüreceğim. Bu konuda nas ortada. Nas ortadayken sana, bana ne oluyor?”[1] deyip bunu “nas” söylemiyle paketlemesi işi daha da içinden çıkılmaz hâle getirmiştir. Ne olup bittiğini anlamayan halkın döviz bürolarına hücum etmesine neden olurken döviz, Türk parası karşısında rekor seviyesine ulaşmıştır.

Erdoğan’ın söylemi ile eylemi arasındaki tutarsızlığı dikkate almadığınızda bir inkılap, bir devrim ile karşı karşıya olduğunu zannedersiniz. Baştan sona laiklik temeli üzerine kurulu Türkiye Cumhuriyetinde her türlü haram ve günah bireysel, ailevi ve toplumsal hayatımızı kuşatmışken Erdoğan’ın çıkıp; “Bu konuda nas ortada. Nas ortadayken sana, bana ne oluyor!” demesinde, din adına herhangi bir samimiyetin söz konusu olmadığı gün gibi ortadadır. Her başı sıkıştığında İslâmi söyleme sığınmak ve ardından aksi yönde bir icraat ortaya koymak, kendisinde adeta bir karakter hâline gelmiştir. Nitekim Eylül 2018’de MHP’nin hazırladığı ve TBMM’ye sunmayı planladığı af tasarısına ilişkin görüşü sorulan Erdoğan, şunları söylemişti: “Konuyla ilgili bazı açıklamaları duyduk. Fakat bu konudaki temel ilkemiz şudur: eğer bir suç, devlete karşı işleniyorsa devletin bunu af yetkisi olabilir. Fakat şahıslara karşı işleniyorsa bunun af yetkisi devlette değildir. Ancak bunu affedebilecek merci, o şahısların, mazlum, mağdur insanların ta kendisidir. Biz o yetkiyi devlet olarak kendimize alamayız. Düşünün ki bir ailede, bir kişinin eşi, kardeşi öldürülmüş, devlet olarak biz bunu affedebilir miyiz? O yetki ancak o ailenin kendine aittir…”[2] Bu ifadelere baktığımızda faiz meselesinde olduğu gibi İslâmi görüşü dile getirmiştir. Ardından bunun tersi istikametinde bir af yasası çıkarılarak yoluna devam etmiştir. Bunun daha pek çok örnekleri vardır lakin şimdilik bununla iktifa etmek durumundayız.

Tıpkı bunun gibi faiz meselesinde de Erdoğan bizi şaşırtmamış siyasi hayatını üzerine inşa ettiği eylem ve söylem tutarsızlığını bir kez daha sergilemiştir. Erdoğan’ın bu pervasız tutumunu, arkasına aldığı bir takım saray mollalarının verdiği fetvalar sayesinde sürdürmeye cesaret bulduğu aşikârdır. Örneğin; AK Parti’nin para politikalarına fetva uydurmadaki marifetleriyle tanınan Hayrettin Karaman, TL cinsinden faize yatırılan mevduata ödenecek olan kur farkına “faiz değil hibe” diyerek haramı helal yapma cüretinde bulunmuştur.[3] Nitekim muhafazakâr çevrede AK Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın politikalarına yönelik yükselen eleştirilere karşı “…iktidara zarar verecekse ‘haksızlık ve yanlışlardan şikâyetle doğruları söylemek caizdir’ diyemem. diyen yine aynı şahıs olmuştur.[4] Malum şahıs verdiği fetvalarla kapitalist sistemi destekleyedursun, sistemin açıklarını Kur’an ve hadis naslarıyla yamalamaya kalkışan Erdoğan’ın bulduğu çözümün çelişkilerini sıralamaya çalışalım:

1- Erdoğan, “Faiz haramdır”, “faiz zengini daha zengin fakiri daha fakir yapar”, “faiz sebep enflasyon neticedir.” vb. sözlerine rağmen yine çözümü faizde aramış; 1967 ve 1974 yıllarında ayrı ayrı iki kez uygulanan dolara endeksli faiz politikasını başvurmuştur.[5]

2- Parasını TL olarak faize yatıran kişilere belirsizlik üzerine kurulu bir taahhütte bulunarak faize bir kuyruk eklemiştir. Bu yeni modelin adı olsa olsa “kuyruklu faizdir”. Hani bir yalan vardır bir de inandırıcı olsun diye ek yalanlarla süslenen yalan vardır. İşte bu tür yalanlara “kuyruklu yalan” dendiği gibi bu kur endeksli faizi de en iyi ifade eden deyim; “kuyruklu faiz” deyimidir. Faiz, haksız bir kazanç olduğu için haramdır. Fakat kur farkı, faizden daha beter haksız bir kazançtır. Cahiliye faizinden beterdir. Çağdaş cahiliyenin ekonomik sistemi olan kapitalizmin eseri nevzuhur bir faiz türüdür.

3- Kur farkının hazine tarafından karşılanması başlı başına bir zulümdür. Zira hazine dediğimiz şey, halktan alınan vergilerle oluşturulan bir havuzdur. Hazine; devletin altın, döviz, bono ve nakdinin tutulduğu yer ve ilgili işlemlerin maliye ile birlikte düzenleme görevini üstlenen makamdır. Hazinedeki varlıklar ya ümmetin ortak malı olan kaynaklardan veya halkın verdiği vergilerden toplanan paralarla oluşturulmuştur. Hazinedeki varlıklardan tüyü bitmemiş yetim dâhil herkesin hakkı vardır. Zaten zengin olan ve sırf daha fazla kazanmak için parasını faize yatıran kişiye alacağı faize ek olarak bir de hazineden kur farkının ödenmesi kabul edilemez. Çünkü devletin buna hakkı yoktur. Bunu biraz açalım:

Eğer gerçekten hazinede dağıtılacak fazla para varsa bunun garibana, evsize, yoksula, fakire, işsize dağıtılması gerekir. Yok, eğer bugün olduğu gibi hazine zaten boş durumda ise bu demektir ki; halkın verdiği vergilerden karşılanacaktır. Yani kahir ekseriyeti ücretli ve zar-zor geçinen kesimden alınan vergiler hizmet olarak halka harcanması gerekirken tefecilere bir ödül olarak verilmesi taahhüt edilmiştir.

Ayrıca inancı gereği faize karşı olan ücretli veya yatırım yapan Müslümanlardan kesilen vergiler de bu faizcilere artı bir ödül olarak verilmiş olacaktır. Yani Müslüman, inancı gereği “haramdır” diye faizden uzak dururken kendisi dışında faize para yatıranların kur farkını ödemek durumunda bırakılmışlardır. Nasıl bir zulüm ile karşı karşıya olduğumuzu varın siz hesap edin!   

4- Bu uygulama, bir zamanlar “FETÖ”nün mensuplarına; “Arabanızı satın Asya Finans’a yatırın, sevap kazanırsınız.” demesine ne kadar da benziyor! Şimdi Erdoğan ve fetvacısı Karaman aynı şeye hatta daha beterine çağırıyorlar. Bir nevi şöyle diyorlar: “Böylesi zor bir zamanda parasını TL cinsinden bankaya faize yatıranlar, aslında çok kutsal bir görevi yerine getiriyorlar. Zira AK Parti iktidarını ve dolayısıyla devleti çökmekten kurtarıyorlar. Bunlara minnet borcumuz vardır. Bunlara faiz de öderiz, artı kur farkını da öderiz. Bir de bunları stopajdan da muaf tutarız.” Böylece sistemin çarpıklığını gizlemek ve iktidarını sürdürmek adına beka sorunu hikâyesine sığınılarak, kapitalizmin ülkeyi talan etmekte olduğu gerçeği görmezlikten geliniyor.

5- Erdoğan bir taraftan bu ekonomik krizi dış güçlerin çıkardığını söylemiş diğer taraftan Türk parasını ABD dolarına endekslemiştir. Bir taraftan “vatan, millet, sakarya” derken diğer taraftan mandacı bir uygulamaya gitmiştir. Millet Hilâfet/şeriat beklerken Amerikan başkanlık sistemini getirmesi gibi, millet parayı İslâm’ın emri gereği altın yapmasını beklerken TL’yi ABD dolarına endekslemiştir. 1. Dünya Savaşı’ndan sonra düşmanın rejim, sistem ve kültürünün alınması gibi bir durum var ortada. “ABD düşmanımız; öyle ise başkanlık sistemini alalım. ABD düşmanımız; öyle ise paramızı ABD dolarına endeksleyelim.” şeklinde bir yaklaşım sergileniyor adeta. Bu gidişle “ABD düşmanımız; öyle ise ABD bayrağını göndere çekelim” denilecek ve peşinden fetvası da verilecektir. Celladına âşık olmak böyle bir şey olsa gerek.

6- Bu uygulama ile zengin daha zengin, fakir daha fakir olacaktır. Erdoğan’ın milletin gözünün içine baka baka söylediği “faiz zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapar” kuralı tam gaz uygulamaya koyulmuştur. Zaten son 40 gün zarfında Erdoğan’ın konuşmalarıyla alavere-dalavere olup bitenler fakiri daha fakir, zengini daha zengin yapmıştır. Bunun günahı bile tek başına bu sistemi yönetenlere yeter de artar. Bu döviz endeksli faiz (DEM) sistemiyle de fakirin hakkından zengine, faiz artı ödül –Karaman’ın deyimiyle “hibe” - verilecektir.

7- Gerçek şu ki bu kapitalist sistemle birlikte yegâne milli servetimiz matbaa oluvermiştir. Ne yazık ki yaklaşık yarım asır önce merhum Necip Fazıl’ın dedikleri ayniyle yerli yerinde durmaktadır. Merhum şöyle buyurmuştu:

“Aman efendim, aman!

Galiba âhir zaman!

Manzarası yurdumun,

Tufan gününden yaman!

Orman keleş, nebat kel;

Nebat adamlar orman.

Midelerde ihracat,

Günde beş milyon batman.

Milli servet matbaa

Bilmem kaç milyar harman.

Kutsal kitaptır fuhuş;

Ahlâk, okunmaz roman.

Tarih, kontra gerçeğe;

Hürriyet hakka düşman.

Millete kastedenin

İsmi milli kahraman. …”

Evet, bunca yıl sonra dönüp dolaşıp aynı noktaya gelinmiştir. Üstad’ın dediği şeyler aynıyla şimdi her zamankinden daha fazla anlam kazanmıştır. “Dolar endeksli faiz” deniyor ya! Milli servet de matbaa. Bas parayı dağıt millete. Yani herkesin cebindeki paradan al ve döviz endeksli faizi öde. Peşinden gelsin yeni krizler. Al sana devlet yönetimi!

Ne bu rejimle ve ne de bu cambazlıklarla ülke yönetilmez beyler! AK Parti’nin yirmi yıllık iktidarının ardından gelen iflas ile birlikte verilen içi boş vaatler! Yok, bilmem 2023, yok bilmem 2053, yok bilmem 2071 falan.

Samimi olunsaydı; parlamenterler sistemden çıkarken ABD başkanlık sistemi yerine Râşidî Hilâfet’e geçilirdi. Yine eğer bir parça samimiyet olsaydı bu ekonomik kriz baş göstermişken TL’yi ABD dolarına endekslemek yerine İslâm ekonomik sisteminin bir gereği olan altın paraya geçilirdi.

Ne var ki Allah Subhanehu ve Teâlâ, böylesi şerefli icraatları herkese nasip etmez. Her zaman dediğimiz gibi kapitalizm çöktü, çözüm İslâm’dır!

[النُّبُوَّةُ فِيكُمْ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ] “Sonra nübüvvet metodu üzere Hilâfet olacaktır.”[6]

 


[4] Akif Beki, Dünyaya adalet bize bulgur mu! https://www.karar.com/

[5] https://www.indyturk.com/21 Aralık 2021 

[6] Ahmed b. Hanbel, 4/273

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız