Hakkın Söylenmesinden Kim Rahatsız Olur?
Mehmet ÇetinbudakMehmet Çetinbudak13 Ekim 2026

Hakkın Söylenmesinden Kim Rahatsız Olur?

Oynat: Hakkın Söylenmesinden Kim Rahatsız Olur?
0:00

Bir ülkede zulmü konuştuğunuzda “ilişkilerimiz bozulur” deniliyorsa, bir yöneticiyi eleştirdiğinizde “devlet zarar görür” deniliyorsa, yolsuzluk veya adaletsizlik iddialarının araştırılmasını istediğinizde “siyasi istikrar tehlikeye girer” deniliyorsa insanın sorması gereken basit bir soru vardır:

Hakkın söylenmesinden kim rahatsız oluyor?

“Azerbaycan bizim kardeş ülkemiz” deniyor. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik bağının İslâm temelinde güçlü olması hepimizin arzusudur. Fakat kardeşlik, kardeşinin yanlışını söylememek midir? Azerbaycan’da öğrencilerin ve öğretmenlerin tesettürü ile okula girmeleri yasaklandığında Türkiye’de bunu eleştiren Müslümanlara, “Azerbaycan’la ilişkilerimizi bozmayın!” deniliyor.

Peki, kardeşlik adına hakkı susarak mı savunacağız?

Bir Müslümanın görevi, dostunun yanlışını alkışlamak değil, yanlış gördüğünde onu güzel bir dille uyarmaktır.

Gazze'ye bakalım.

Filistin’de insanlar öldürülürken, çocuklar enkaz altında kalırken, Müslümanlar dünyanın dört bir yanında yürüyüşler düzenliyor, yardım topluyor, boykot yapıyor, seslerini yükseltiyor. Fakat sıra yöneticilere “Siz üzerinize düşeni niçin yapmıyorsunuz?” diye sormaya geldiğinde bir anda başka bir dil ortaya çıkıyor:

“Türkiye tek başına bir şey yapamaz.”

“Ordu gönderilemez.”

“Bunun siyasi sonuçları olur.”

“Türkiye o kadar güçlü değil.”

Ama bunların hiçbiri, şu soruyu sormamıza engel değildir:

“Allah bize neyi emrediyor?”

“Ordu gönderelim” demek, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın sorusu olan [وَمَا لَكُمْ لاَ تُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَالْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاءِ وَالْوِلْدَانِ الَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا أَخْرِجْنَا مِنْ هَذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ أَهْلُهَا وَاجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ وَلِيًّا وَاجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ نَصِيرًا] “Size ne oluyor da Allah yolunda ve ‘Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize tarafından bir sahip gönder ve bize katından bir yardımcı yolla!’ diyen çaresiz erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?” [Nisâ Suresi 75] âyet-i kerimesinin gereğini yöneticilere hatırlatmak değil midir?

Doğu Türkistan’da da aynı sessizlik duvarıyla karşılaşıyoruz.

Çin ile ticari ve diplomatik ilişkiler devam ediyor. Deniyor ki: “Devletlerin çıkarları ve diplomatik hesapları olur.” Fakat bu ifade, Doğu Türkistan’daki Müslüman kardeşlerimizin yaşadığı zulmü konuşmamıza engel olabilir mi?

Mekke anlaşmasını sorguladığınızda, bunun arkasındaki Amerikan planlarını tartıştığınızda, Gazze için kullanılması gerektiğini düşündüğünüz imkânların Yemen gibi başka alanlarda kullanılmasını eleştirdiğinizde “hain” ilan edilebiliyorsunuz.

Ne kolay bir kelime:

Hain!

Bir soru soruyorsun: Hainsin.

Bir politikayı eleştiriyorsun: Hainsin.

Devletin kararını sorguluyorsun: Hainsin.

Bir Müslümanın hakkını savunuyorsun: Hainsin.

Peki kimse “Bu sorunun cevabı nedir?” diye sormuyor.

Çünkü bazen cevap vermek yerine soruyu soranı susturmak daha kolaydır.

Fon krizinde de aynı sorular soruluyor. Yüz binlerce yatırımcının mağdur olduğu iddiaları konuşulurken, sistemin nasıl işlediği, kimlerin sorumluluğunun bulunduğu ve siyasi bağlantılar olup olmadığı neden bütün yönleriyle araştırılmasın?

Meclis’te araştırma önergesinin, iktidar partilerinin (AK Parti ve MHP) oylarıyla reddedilmesi ne anlama geliyor?

Bu soruları sormak suç değildir.

Tam tersine, hesap sorulmasını istemek hepimizin hakkı değil midir?

Eğer ortada hiçbir sorun yoksa araştırmadan neden korkuluyor?

Eğer herkes masumsa soruşturma neden birilerini rahatsız ediyor?

Eğer gerçekler temizse, gerçeklerin ortaya çıkmasından kim korkar?

İslâm bize, güce göre hakikati değiştirmeyi değil, adaleti emreder. Babamızın, kardeşimizin, dostumuzun veya sevdiğimiz bir siyasi liderin aleyhine bile olsa doğruyu söylemeyi öğretir.

Mesele AK Parti değildir.

Mesele CHP değildir.

Mesele Azerbaycan değildir. Mesele Türkiye değildir.

Mesele, hak ile batıl arasındaki tavrımızdır.

Hakkı söylemek, devlete düşmanlık değildir.

Hakkı söylemek, millete düşmanlık değildir.

Hakkı söylemek, kardeşliğe ihanet değildir.

Tam tersine, hakkı söylemek, bazen en ağır bedeli göze alarak gösterilen hakka sadakattir.

O halde soruyu tekrar soralım:

Hakkın söylenmesinden kim rahatsız olur?

Hakikatten rahatsız olan kim?

Zulüm konuşulunca kim huzursuz oluyor?

Hesap sorulunca kim öfkeleniyor?

Araştırma istenince kim “Susun” diyor?

Eleştiri gelince kim hemen “hain” damgasını yapıştırıyor?

Çünkü hakikatin kendisinden korkanlar vardır.

Ve unutmayalım:

Hakkı söyleyen susturulabilir ama hak susturulamaz.

Zulüm gizlenebilir ama adalet arayışı yok edilemez.

Bugün bize düşen, kimin alkışlayacağını hesap ederek konuşmak değil, Allah’ın huzurunda söyleyeceğimiz sözün hesabını düşünmektir.

Çünkü bazen en büyük ihanet, yanlış yapanı uyarmak değil, yanlışını gördüğü halde susmaktır.

Hakkın söylenmesinden rahatsız olmayalım. Haktan neden rahatsız olduğumuzu sorgulayalım.