loader

Değerlerine Sarılma Zamanı: Vahdet

Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

[وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِیعًا وَلاَ تَفَرَّقُواْ] “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın. Bölünüp parçalanmayın.” [Âl-i İmran Suresi 103]

İslâm Müslümanların vahdetine ve bu vahdetin korunması meselesine büyük önem göstermiştir. İslâm ümmeti, Kur’an ve Sünnet’e sımsıkı sarıldıkları sürece vahdetini/bütünlüğünü korumuş ve tefrikaya düşmemiştir. Fakat her ne zaman Kur’an ve Sünnet’ten ayrılmışsa işte o zaman vahdetini kaybetmiş ve tefrikaya sürüklenmiştir.

Aynı şekilde yüce Rabbimiz; düşmanlarına karşı koyabilmek, kendi varlıklarını idame ettirebilmek, izzet ve haysiyet sahibi olabilmek için Müslümanların, “Allah’ın ipi” diye tabir ettiği bu ilahî kitap etrafında toplanmaları gerektiğini özellikle vurgulamıştır.

İslâm ümmeti, geçmişte Haçlılar ve Moğollar tarafından saldırıya uğramışsa da vahdetini koruyabilmiştir. Yine aynı şekilde geçmişte fıkhi meseleler konusunda birtakım ihtilaflar yaşanmış olsa da bunların hiçbiri Müslümanların vahdetini derinden sarsmamış ve parçalamamıştır.

Bugün ise Müslümanların her zamankinden daha çok vahdete ihtiyacı vardır. İslâm ümmeti bugün, tarihinin en zor süreçlerinden birini yaşıyor; tam yüz senedir başsız ve Hilâfetsiz! Ümmetin ocağına ateşler düşmüş, fitne ve tefrika ateşi İslâm coğrafyasını her taraftan kuşatmıştır. Öyle ki İslâm beldelerinin neredeyse tamamında Müslümanların kanı dökülmekte, masum canlar heder olmakta, İslâm kültür ve medeniyeti talan edilmekte, zenginlikleri yağmalanmakta, Müslümanların izzet ve onuru tarihte hiç olmadığı kadar tahkir edilmektedir.

Sömürgeci kâfirler ümmet arasında var olan birtakım ihtilafları körüklemek, fitne ateşi yakmak ve ayrılık tohumları ekmek için gece gündüz çalışmaktadırlar. Çünkü onlar Müslümanlar didiştikçe, ayrıldıkça ve bölünüp parçalandıkça Müslümanların gücünün azalacağını ve sahip oldukları ihtişamı kaybedeceklerini çok iyi biliyorlar. Bunun en somut örneğini bugün Suriye’de, Yemen’de, Libya’da ve diğer İslâm beldelerinde görüyoruz. Müslümanların birbirleriyle çekişmelerinin parçalanmaya sevk ettiği, güç zafiyetine zemin hazırladığı ve bu durumdan sömürgeci kâfirlerin kazançlı çıktığı gerçeğine bugün bizler şahit oluyoruz.

Nitekim Allah Azze ve Celle yüce Kitabında şöyle buyuruyor:

[وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ ر۪يحُكُمْ وَاصْبِرُواۜ اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الصَّابِر۪ينَۚ] “Allah’a ve Rasulü’ne itaat edin; birbirinizle çekişmeyin, sonra içinize korku düşer de (size heybet veren) rüzgârınız (siyasi kuvvetiniz) gider; o hâlde sabredin! Şüphesiz ki Allah, sabredenlerle beraberdir.” [Enfal Suresi 46]

İslâm ümmeti kendisini bir arada tutan, vahdetrinin yegâne garantörü olan 13 asırlık Hilâfet Devleti’nin yıkılmasından sonra paramparça oldu, vahdetini kaybetti ve aralarında suni sınırları bulunan onlarca devletçiğe bölündü. Sömürgeci kâfirler ümmetin bu bölünmüşlüğünden fazlasıyla hoşnut oldular. Bu durumu kendi sömürüleri için istismar ettiler. Müslümanların aralarındaki ayrılığı körüklemek ve daha da derinleştirmek için çok çirkin üsluplar benimsediler; milliyetçilik, vatancılık ve ulusçuluk gibi İslâm’dan olmayan fikirleri Müslümanlar arasında pazarladılar. Bundan sonra Müslümanların vahdeti derinden sarsıldı ve sömürgeci kâfirlere karşı olan üstünlükleri kayboldu. Beldeleri işgal edildi. İzzet ve şerefleri ayaklar altına alındı. Servetleri tarumar edildi ve daha burada zikredemeyeceğimiz kadar çok bela ve musibetlere duçar kaldılar.

Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

“‘Yemek yiyenlerin büyük tabağa üşüştükleri gibi insanların, size karşı birleşip üşüşmeleri yakındır.’ Sahabeden biri sordu: ‘Acaba o zaman biz sayıca az mı olacağız?’ Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle cevap verdi: ‘Hayır, bilakis siz o zaman sayıca çok olacaksınız. Fakat siz, selin sürüklediği çer-çöp gibi dağınık olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden, sizin korkunuzu çıkaracaktır. Sizin kalplerinize de vehn atacaktır.’ ‘Vehn nedir, ey Allah'ın Rasulü?’ diye sorduklarında da şöyle buyurdu: ‘Dünya sevgisi ve ölüm korkusu.’” [Ebu Davud]

O hâlde İslâm ümmeti vahdetini tekrardan nasıl gerçekleştirecektir? Bütünlüğünü nasıl muhafaza edecektir? Eskiden olduğu gibi yeniden tek ümmet, tek bayrak, tek devlet kimliğine nasıl kavuşacaktır?

Bugün İslâm ümmetinin parçalara ve devletlere ayrılmasının belki de en önemli sebebi üzerlerine tatbik edilen küfür fikir ve sistemleridir. Yine aynı şekilde bugün ümmetin parçalanmasının sebebi, Kur’an ve Sünnet’e gereken önemi vermemeleridir. Başka bir tabirle Allah’ın ipine sarılmamalarıdır. Kitap ve Sünnet’i düşünce ve amellerinin kaynağı yapmamalarıdır. Hürriyetler, demokrasi, cumhuriyet, vatancılık, milliyetçilik, ulusalcılık, gibi gayri İslâmi fikirlere ilgi duymuş olmalarıdır. İşte ümmeti bu parçalanmışlık ve geri kalmışlık hastalığına duçar eden bu virüslerdir. Bundan dolayı Müslümanların Allah Subhanehu Teâlâ’nın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılmaları ve az önce zikrettiğimiz gayri İslâmi fikirlerin tamamından uzak durmaları gerekmektedir.

Diğer yandan Müslümanların İslâm düşmanlarına karşı durmaları ancak vahdetle mümkündür. Çünkü bir ümmetin birliğinin kaybolması, o ümmetin düşmanlarının en çok arzu edeceği şeydir. Dolayısıyla Müslümanların birliğinin bozulması en çok İslâm düşmanlarının işine yarayacaktır. Bu sebeple Müslümanların kendi aralarındaki vahdeti bozacak girişimlerde bulunması, İslâm düşmanlarına hizmet etmek olacaktır. Öyleyse her Müslüman, ümmetin vahdetine özen göstermeli ve vahdeti bozacak girişimlerden kaçınmalıdır.

Tıpkı Muaviye’nin Bizans İmparatoru Heraklius karşısında ortaya koyduğu tavır gibi… Muaviye ile Ali RadiyAllahu Anhum arasında meydana gelen çekişmeyi fırsat bilen Bizans İmparatoru Heraklius büyük bir ordu hazırlayıp Müslümanların üzerine hücum etmek için hazırlık yapmıştır. Çünkü Müslümanlar birbirleriyle çekişmektedir. İmparator açısından ise bu durum bulunmaz bir fırsattır… İmparator’un Müslümanların arasındaki çekişmenin yol açtığı zafiyetten faydalanmak istediğini öğrenen Muaviye şöyle bir mektup kaleme alır:

“Ey Bizans İmparatoru! Eğer Müslümanların üzerine bir savaş ilan edersen, sahibimle (Ali ile) bir olur ve onun başkanlığı altında, onun ordu kumandanı olarak senin üzerine ben gelirim. Kerim olan Allah’a yemin ederim ki başşehrin olan sisli-dumanlı Konstantiniyye (İstanbul) şehrini yıkıp yakıp kömür ederim. Havucu yerden çıkardıkları gibi seni memleketinden çıkarırım ve dağlarda domuz çobanı yaparım.”

Dolayısıyla bugün yeniden Müslümanların küfrün karşısında tek ses, hainin karşısında tek yürek, zalimin karşısında yekvücut olabilmesi, Allahu Teâlâ’nın bu, yekvücut hâlinde vahdet/bir olmaları ve parçalanmamaları emrinin hayata geçmesi ancak; Müslümanların, hayatlarının merkezine Kur’an ve Sünnet’i kaynak alıp tevhid akidesini halisane ve samimi olarak benimsemeleri esasına dayalı olarak Râşidî Hilâfet Devleti’nin çatısı altında, Allah’ın indirdiği hükümlerle yöneten bir tek râşidî halifenin etrafında, bir tek ümmet olmaları ile gerçekleşebilir. İşte böylece ümmet vahdetini gerçekleştirmiş olacak; Hilâfet’in yokluğunda tam yüz senedir olduğu gibi Ramazan orucunu ve bayramlarını farklı günlerde kutlamak zorunda kalmayacaktır. O devletin kutlu sancağı altında devletleri bir, bayrakları bir, hüzünleri bir, sevinçleri bir, oruçları bir ve bayramları bir olarak emin ve güvenli bir hayat süreceklerdir biiznillah… 

___

#DeğerlerineSarıl

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız