loader

Bir Hayat Nizamı Olarak İslâm’a Teslimiyet

Ramazan ayını idrak ettiğimiz şu günlerde tüm Müslümanları kuşatan teslimiyet şuuru bizleri gerçekten sevindirmekte ve ümitlerimizi ziyadesiyle artırmaktadır. Camilere koşuşan kadın ve erkekler, neredeyse her evden yükselen Kur’an sesleri, Allah için tutulan oruçlar, verilen infaklar, zekâtlar, son on günde itikâf için yapılan hazırlıklar ve bunlar gibi İslâmi eylem ve söylemler Ramazan ayının Müslümanlara hissettirdiği teslimiyet şuurunun bariz göstergelerindendir. Tüm bunlar ve daha fazlası Ramazan ayının teslimiyet ayı olduğunu bizlere bir kez daha hatırlatmaktadır.

Ancak ne var ki her Ramazan ayında hissettiğimiz bu teslimiyet şuurunun sadece birtakım ibadetler ile sınırlı kalması, hayatın tümüne şamil olan nizamlar olarak topyekûn İslâmi hükümlere teslimiyet şekline dönüşmemesi en büyük sorunlarımızdan birisidir. Evet, namaz, oruç, zekât, Kur’an tilaveti gibi ibadetler noktasında teslimiyetin bariz bir şekilde artması son derece olumlu ve sevindirici bir gelişme olsa da bir bütün olarak İslâm’a, hayata ilişkin nizamlar olarak teslimiyet noktasında hâlâ büyük bir eksiklik söz konusudur.

Bu eksikliğin en büyük sebebi ise İslâm’a bakıştaki büyük problemdir. İslâm’ı sadece bir takım ibadet ve ahlaki hükümler olarak görmek, bunların dışında hayatın tümüne ilişkin hüküm ve nizamlarından habersiz ve gafil olarak yaşamak günümüz Müslümanlarının en büyük sorunudur. Bu sebeple birtakım ibadetlere yönelik büyük bir teslimiyet gösteren Müslümanları, İslâm’ın hayata dair nizamlarına karşı lakayt ve tepkisiz olarak görmek çok sık karşılaşılan bir çelişkidir.

İftarını hurma ile açmak için hassasiyet gösterenler, İslâm’ın tatbik edilmeyen yüzlerce hüküm ayetlerine hiçbir hassasiyet göstermediler. Mescitlere sağ ayakla girmeyenlere tepki gösterenler, küfür nizamlarının tatbik edilmesine tepki göstermediler. Suyu oturarak ve üç yudumda içmeyi çocuklarına öğretenler, Allah’tan başka hüküm koyucu tağutları çocuklarına öğretmediler. Namazda ellerin nasıl bağlanacağını, teşehhüdde sağ ayağın nasıl dikileceğini yıllarca anlatanlar, İslâm’ın iktisat nizamını, yönetim nizamını, içtimai nizamını hiç anlatmadılar. Velhasıl bir kısım mendupların konuşulduğu kadar, hayatı şekillendiren nizamlar konuşulmadı.

İşte bundan dolayı hayatı Allah’ın boyasıyla boyayacak, toplumda İslâmi hayatı başlatacak nizamlar ve şer’î hükümler unutuldu. İslâm, hayattan silinip evlere ve mescitlere hapsedildi. O’nun tüm sorunlara çözümler getiren mükemmel hükümlerinden insanlar mahrum kaldı. Sanki bu çağa İslâm’ın söyleyecek bir sözü yokmuş, bugünkü problemlere çözümleri yokmuş gibi algılandı ve yeni nesiller İslâm’dan uzaklaşmaya başladı. Meydan küfür fikirlerine ve batıl hükümlere kaldı. Namaz kılan ama şeriata düşman olan, oruç tutan ama İslâm nizamlarına güvenmeyen, Kur’an’ı tecvitle okuyan ama içindeki hükümlere karşı olan insanlar ortaya çıktı.

Evet, işte İslâm’a bakıştaki bu problem böyle acı neticeler ortaya çıkardı. Sanki kitabın bir bölümüne iman edip bir bölümünü inkâr eden İsrailoğulları gibi bir toplum ortaya çıktı. Bir kısım ibadetlere ve ahlaki hükümlere karşı teslimiyet gösteren ama hayata dair hükümlerine itibar etmeyen hatta bunlardan haberi dahi olmayan bir toplum…

Tabii böyle bir toplum yapısı oluşturmak ve Müslümanları bu şekilde bir anlayışa sürüklemek, İslâm’ın ve Müslümanların düşmanları olan sömürgeci kâfirlerin de talep ettiği ve gerçekleştirmek istediği bir hedefti. Onlar, İslâm’ın hayata hükmeden nizamlarının konuşulmasından, tüm sorunlara çözüm olarak İslâm’ın gösterilmesinden çok endişelenmekte ve bu fikri engellemeye çalışmaktadırlar. Onlar istiyorlar ki, Müslümanlar sadece ruhi ve ferdî meselelerle uğraşsınlar. Sabahtan akşama Kur’an okusunlar ama okudukları ayetlerin, hayata tatbiki akıllarına gelmesin. Rasullerinin sünneti olarak sarık, misvak ve bastonu konuşsunlar ama 13 asır boyunca devlet yönettiğini, ordulara komutanlık yaptığını, davalara hâkimlik yaptığını konuşmasınlar. Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali RadiyAllahu Anhum, kıssalarını okuyup anlatsınlar ama onların raşid halifeler olarak devlet yönettiklerini ve İslâm’ın bir devlet modelinin olduğunu anlatmasınlar. Böylece İslâm; devletten, siyasetten, muamelattan, yönetimden, ekonomiden, eğitimden yani hayattan tamamen uzaklaşsın. İşte istedikleri bu ve bunun için İslâm’ı sadece “ritüeller dini” olarak göstermeye çalışıyorlar.

Oysaki İslâm; sadece ibadet ve ahlaki hükümler içeren bir din değildir. O; kişinin Rabbi ile, kendisi ile ve diğer tüm insanlarla ilişkilerini tanzim eden mütekamil bir dindir. Kişinin Rabbi ile ilişkisi inanç ve ibadetleri kapsar; kendisi ile ilişkisi yiyecek giyecek ve ahlaki hükümleri kapsar; diğer insanlarla ilişkisi ise muamelat ve ukubatı kapsar. Muamelat ve ukubat ise, hayata dair nizamlardır.

İslâm’ın hayatın her alanını kapsayan apaçık hükümleri vardır. Yönetim ve siyaset alanında İslâm’ın teslim olmamız gereken hükümleri vardır. İktisat (ekonomi) alanında İslâm’ın teslim olmamız gereken hükümleri vardır. Kadın-erkek ilişkileri ve aileye yönelik içtimai nizamı içeren teslim olmamız gereken hükümleri vardır. İslâm’ın suç ve cezaları belirleyen ukubat alanında teslim olmamız gereken hükümleri vardır. Kısacası hayatın her alanında teslim olmamız gereken hükümleri vardır.

Nasıl ki, [كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ] “Oruç size yazıldı (farz kılındı).”[1] ayeti bir ibadet olarak oruç hükmünü beyan etti ise, [كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِتَالُ] “Cihat size yazıldı (farz kılındı).”[2] ayeti de cihat hükmünü beyan etti. Yine; [كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِصَاصُ] “Kısas size yazıldı (farz kılındı).”[3] ayeti de ukubat ile ilgili kısas hükmünü beyan etti.

Yine Rabbimiz nasıl ki, [أَلاَ بِذِكْرِ اللَّهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ] Dikkat edin, kalpler ancak Allah’ın zikri ile mutmain olur.”[4] buyurarak, Allah’ı çokça zikretmeyi ve en büyük zikir olan Allah’ın Kitabını çokça tilavet etmeyi emretti ise aynı zamanda, [وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلاَ مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْرًا أَنْ يَكُونَ لَهُمْ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ وَمَنْ يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلاَلاً مُبِينًا] Allah ve Rasulü bir işe hükmettiği zaman ne mümin (bir erkek) ne de mümine (bir kadın) için o işlerinde herhangi bir serbestlik olur. Her kim Allah’a ve Rasulü’ne isyan ederse apaçık bir sapıklık ile sapıtmış olur.”[5] buyurarak yargı, kaza ve hüküm konusunda muhayyerlik olmaksızın Allah ve Rasulü’nün getirdiklerine teslim olmayı da emretti.

Nasıl ki Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, [تَسَحَّرُوا فَإِنَّ فِي السَّحُورِ بَرَكَةً] “Sahura kalkınız! Zira sahurda bereket vardır.” buyurarak Ramazan gecelerinde ailecek oturduğumuz sahur sofralarını teşrii kıldı ise, [الْمُسْلِمُونَ شُرَكَاءُ فِي ثَلاثٍ فِي الْكَلا وَالْمَاءِ وَالنَّارِ] “Müslümanlar üç şeyde ortaktır; su, mera ve ateş!” buyurarak tüm toplumun ihtiyacı olan kamu mülkiyetini de teşrii kıldı.

Nasıl ki Allah Rasulü, [وما مَنَعَ قَوْمٌ الزَّكاةَ إلا مُنِعوا القَطْرَ مِنَ السماءِ ولَوْلا البهائِمُ لَمْ يُمْطَرُوا] Zekâtı vermeyen hiçbir kavim yoktur ki yağmursuz kalmasın. Diğer canlılar olmasaydı böyle bir kavimden yağmur tamamen kesilirdi.”[6] buyurarak, zekât vermeyen bir toplumu Allah’tan gelecek umumi bir azap ile tehdit etti ise aynı şekilde; [ولا حَكَمَ أُمَراؤُهم بغَيْرِ ما أنْزَلَ اللهُ عزَّ وجلَّ إلاّ سَلَّطَ عَلَيْهم عَدُوَّهم وَاسْتُفْقِدوا بَعْضَ ما في أيْدِيهم، وما عَطَّلوا كِتابَ اللهِ وسُنَّةَ رسولِهِ إلاَّ جَعلَ اللهُ بَأْسَهم بَيْنَهم] Yöneticileri Allah’ın indirdiklerinden başkasıyla yöneten hiçbir toplum yoktur ki ellerindeki serveti tüketecek düşmanlarını onlara musallat kılmasın. Allah’ın Kitabı’nı ve Rasulü’nün Sünneti’ni tatbikten kaldıran hiçbir kavim yoktur ki Allah aralarında şiddetli çatışmalar meydana getirmesin.”[7] buyurarak, Allah’ın indirdiklerini yürürlükten kaldırıp onlarla hükmetmeyen bir toplumu da umumi bir azap ile tehdit etti.

Aynı şekilde Allah’ın hadlerinden bir haddi uygulamanın önemini de şöyle ifade etti: [حدٌّ يُقَامُ في الأرضِ خَيرٌ لِأهْلِ الْأرْضِ مِنْ أَنْ يُمْطَرُوا أَرْبَعِينَ صَباحا] “Yeryüzünde bir tek had cezasının tatbik edilmesi, yeryüzünde yaşayanlar için kırk gün peş peşe yağan yağmurun getireceği bereketten daha hayırlıdır.”[8]

İşte bunlar İslâm’ın hayatın her alanına dair getirmiş olduğu hükümlerden sadece bir kaçıdır. Ve her bir Müslümanda olması gereken teslimiyet anlayışı, İslâm’ın getirdiği tüm hükümlere olmalıdır. Bir kısım hükümlere teslim olup diğer hükümlerini ve kapsamlı nizamları görmezden gelmek, bizden önceki kavimlerin helakine sebep olan büyük bir sapmadır. Ve bugün Müslümanların yaşadığı tüm sorunların en büyük sebebi işte bu, “parçacı” yaklaşımdır.

Dolayısıyla biz Müslümanlarda olması gereken teslimiyet anlayışı, Rabbimizin bizden istediği ve mümin olmanın ön şartı olarak ifade ettiği şu ayette belirtilen teslimiyet olmalıdır:

[فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتّٰى يُحَكِّمُوكَ ف۪يمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْۙ ثُمَّ لَا يَجِدُوا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْل۪يمًا] “Hayır! Rabbine ant olsun ki onlar, aralarında çıkan tüm anlaşmazlıklarda seni hakem yapıp sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar.”[9]

Evet, kelime anlamı olarak “teslim olmak” anlamına gelen İslâm’ın bizlerden istediği teslimiyet şuuru, işte budur. Gelin bu Ramazan; bir hayat nizamı olarak İslâm’a topyekûn bir teslimiyetin şiarı olsun. Sadece birtakım ibadetlerde değil tüm hayatımızda İslâm’ı hâkim kılmak için bir başlangıç noktası olsun. Zira Ramazan, teslimiyet zamanıdır…

___

#RamazanTeslimiyetZamanı

#RamazanTeslimiyettir

 


[1] Bakara Suresi 183

[2] Bakara Suresi 216

[3] Bakara Suresi 178

[4] Rad Suresi 28

[5] Ahzab Suresi 36

[6] Beyhaki

[7] Beyhaki

[8] İbn-i Mace

[9] Nisa Suresi 65

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız