
İki yıldır Gazze’de ev üstünde çatı, beden üstünde baş bırakılmadı. “İsrail’in güvenliği” denilerek bir halk açık hava mezarlığına mahkûm edildi. Çocuklar enkazdan çıkarılırken katliam paydaşı Washington’da kelimeler yine itinayla seçildi: Terörizm, siviller korunmalı, orantılı, meşru, kaçınılmaz vesaire vesaire…
Bu süreçte uluslararası hukuk kâğıt üzerinde kaldı. Ateşkes anlaşmasına yine ihanet edildi. Güçlü olanın yaptığı, yine “normal” sayıldı.
Oysa yıkım, zulüm ve katliamı tarif edebilmek oldukça kolaydı çünkü dili evrenseldi. Zulmün ırkı, milliyeti yoktu ama sponsoru belliydi. O sponsor Amerika’dan başkası değildi.
Gazze’de oynanan tiyatronun ikinci sahnesi için hazırlıklar yapılırken Latin Amerika’da bir başka skandal sahnelendi. Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşi Cilia Flores, Ocak başında düzenlenen bir ABD askeri operasyonuyla Caracas’tan alındı ve ABD’ye kaçırıldı.
Bir süre dünya bunu konuştu. Kimi “diktatörün adalete teslimi” diye alkışladı, kimi “uluslararası hukukun açık ihlali” diyerek itiraz etti.
Sonra ne mi oldu?
Güçlünün yaptığı, hukuk ihlali olmasına rağmen gözler ve kulakları kapatıldı sonra normalleştirildi. Dosya kapandı, gündem değişti.
Şimdi sahnede Gröndland var.
Emlak sektöründe faaliyet gösteren Trump, adeta bir emlak çetesi mantığıyla bu kez gözünü kuzeye, Danimarka’ya bağlı Grönland’a dikti. Oysa emlakta satıcı ve alıcı olur; burada satıcı yok, cebren alıcı var. Satış ilanı yok ama alıcı ilanı var.
“Stratejik önem”, “ulusal güvenlik”, “NATO’nun geleceği”… Kelimeler süslü, niyet tanıdık. Güçlü olan istiyor; güçsüz olansa söz hakkı bile bulamıyor.
Gazze’de bombayla, Venezuela’da kaosla, Grönland’da diplomasi kılıfıyla yürüyen aynı sahip olma arzusu… Amerika’nın dünyaya olan iştahı hiç kapanmıyor.
Amerika’nın gözü doymuyor. Çünkü bu düzende doymaması için bir engel yok. Bu düzen çıkar ve menfaat üzerine kurulu. Ne bağlayıcı bir hukuk var ne bedel ödeten bir uluslararası sistem.
Aslında sorun sadece Amerika’nın bu kadar iştahlı olması değildir; aksine onun her yaptığını normal gören, ihanetine ses çıkarmaya cesaret edemeyen, yaptığı her zulme susan hatta alkış tutan Müslümanların başına çöreklenmiş yöneticilerdir. Dolayısıyla Trump’a haddini verecek, zulmüne son verecek bir devlet de maalesef yoktur.
Çözüm mü?
Her zaman söylediğimiz gibi: İkinci Raşid-i Hilafet!
Zalime haddini bildirecek, tüm dünyaya adalet getirecek, sadece güçlünün söz sahibi olduğu düzeni değiştirecek Allah’ın nizamından başkası değildir!
Sıkça tekrarladığımız bu hakikat artık söylem olmaktan öteye geçmelidir. Zira artık maskeler indirildi ve sömürü alenileşti. Bu sömürüden ve zulümden insanlığın kurtulması için yeni bir uluslararası sistem inşa edilmelidir. Bu da ancak Raşid-i Hilafet ile olacaktır.





