ÜMMETSİZ İMAM, İMAMSIZ ÜMMET OLMAZ
04 Mart 2026

ÜMMETSİZ İMAM, İMAMSIZ ÜMMET OLMAZ

Müslümanların belki de en önemli özelliği “Ümmet Bilinci”ne sahip olmalarıdır. Çok değil henüz bir asır öncesine kadar bu özelliğini güçlü bir şekilde yansıtabiliyorlardı. Fakat 3 Mart 1924’te Hilafet’in kaldırılmasıyla sömürgeciler ümmet bilincini, ümmet gerçeğini, ümmet inancını kolaylıkla parçalayacak bir zemin buldular. Böylelikle İslâm ümmetinin bünyesinde yaşanan bu içe dönük yabancılaşma, sömürgeci kâfirlerin her türlü habis eylem ve etkinlikleri için inanılmaz kolaylıklar sağladı.

Sömürgeci kâfirler Müslüman halkları kendi istedikleri kalıplara döktüler, onları köklerinden kopardılar. Halkları bağlı oldukları değerlerden uzaklaştırdılar. İslâm dünyasında “ulus devlet” anlayışları sonu gelmez sorunlar ortaya çıkardı. Kurulan ulus devletler, yalnızca devletin ve ulusun çıkarlarıyla bütünleşen bir “din” anlayışı oluşturarak, ümmet ruhuna büyük bir darbe indirdiler. Maalesef ümmet bilincinin parçalanması, Müslümanların gücünün de parçalanması sonucunu doğurdu. Nihayetinde Müslümanlar farklı coğrafyalarda kanayan yaralarını dindiremez, birbirlerine el uzatamaz hâle geldiler. Bugün Müslümanların yaşadıkları ülkelerde Batılıların denetimi etkili bir şekilde sürüyor. Batı, kendi sapkın dünya görüşünü evrenselleştirmeyi başarırken; Müslümanlar yerel, ulusal yönelişlerle bilinçleri sınırlandırılıyor.

Geçmişte ise İslâm, tarih sahnesinden çekilmeye zorlandığı yani Hilafet’in yıkılışına kadar çok halklı, çok dilli, çok renkli yapılar kurmuştu. İslâm’ın hâkim olduğu zamanlarda insanlık ve coğrafyalar bölünmemişti. İslâm, Müslüman olan ve olmayan pek çok ulusu tek bir siyasal çatı altında toplamıştı. İslâm, insanlık tarihinin en kapsamlı, en kuşatıcı, en zengin kimliğinin ifadesi olmuştu. Oysa bu zengin kimlik bugün ulusalcı, kavmiyetçi ideolojiler aracılığıyla küçültülüp daraltılmıştır. Irkçılık ve milliyetçilik, tarih boyunca her zaman düşmanlıklara ve savaşlara neden olmuştur, bugün de olmaktadır. Şahit olduğumuz üzere kapitalist ideoloji; adaletsizlikler, eşitsizlikler, zulümler ve soykırımlarla şekillenen bir dünya doğurmuştur. Son yüz yıldır zulümden başını kaldıramayan bir insanlık ve İslâm ümmeti vardır. Yaşanan insanlık dışı olaylar, özellikle Müslümanlar için “ümmet bilinci” nin evrensel bir zorunluluk olduğunu bizlere göstermektedir. Zira ulus-devlet ya da etnik grup temelinde Müslümanların birliği asla sağlanamaz.

İslâm, bütün ırkları içeren bir sistemin adıdır. Hangi ırka, hangi ulusa ait olursa olsun her Müslüman evrensel İslâm ümmetinin şerefli bir üyesidir. Müslümanlar için Türk, Kürt, Arap gibi ırk bağları önemli değil; İslâm bağları önemlidir. Milletimiz tek bir millet; yani İslâm ümmetidir. Şunu unutmamalıyız ki Ümmet; bir imamın (Halife’nin) başkanlığı altında sağlam bir İslâmi toplum oluşturup düzenli bir şekilde hareket edebilen ve diğer insanlara önderlik yapabilen bir toplumdur. Allah Subhanehu ve Teâlâ bize şöyle buyurmaktadır:

“Siz insanlar içerisinden çıkarılmış, iyiliği emreden, kötülükten meneden ve Allah’a iman eden hayırlı bir ümmetsiniz.” [Âli-İmran, 110]

Demek ki Ümmet-i Muhammed’in ana vazifesi, iyiliği emredip kötülükten nehyetmektir. Ümmetin bunu yapabilmesi için de imamın/Halife’nin çevresinde toplanması yani siyasi otoritesini oluşturması gerekir. Elmalılı Hamdi Yazır’ın eserinde belirttiği üzere “Müslümanların imandan sonra ilk dinî vazifeleri olan imamet ve ümmet teşkili yerine getirilmeden ‘kurtulanlar onlardır’ hükm-i celîlesine mazhar olabilmek ve ‘ancak Müslümanlar olarak can verin’ emrine uyabilmek zordur.” [M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, c.2, s 1154-1155]

Müslümanlar yüz yıldır ceset gibidirler. Çünkü başlarında bir imamları yok. İmamsız ümmet, başsız beden gibidir. Ümmetimizin başına gelenler, Hilâfet’in başına gelenlerle doğru orantılıdır. Farklı Müslüman beldelerde yapılan katliamlar ve zulümler bunun en bariz kanıtıdır. Dolayısıyla imama/Halife’ye bağlı olmadan ümmet teşekkül edemez. Bu sebeple Müslümanların tarih sahnesine yeniden çıkabilmeleri ve hayırlı bir ümmet olabilmeleri için bir an evvel Hilâfet’i yeniden tesis etmeleri gerekir.