
KAPİTALİZM HAYAT ALIR, İSLAM HAYAT VERİR!
İnsanlığın ortak paydasıdır; doğmak, yaşamak ve ölmek... Nasıl doğduğumuzun pek önemi olmasa da en güzel doğum elbetteki sorunsuz, normal yollarla gerçekleşmiş olan doğumdur. Öyle veya böyle başlıyor insanın hayat serüveni...
Aslında nasıl doğduğundan ziyade nasıl yaşadığı ve nasıl öldüğü çok önemli insanın... “Nasıl yaşayacağım?” sorusuna en güzel cevabı, yaratıcımız olan Allah (svt) tarih boyunca insana peygamberleri aracılığıyla yol göstererek bildirmiştir. İlahi vahye kulak verip hayatını ona göre düzenleyenler hep kazanmış; huzurlu bir hayat sürmüşlerdir. Tabii burada “Kazanmak nedir?”, “Huzur nedir?” bunların içini doldurmak gerekir. Zira “İlahi vahye tabi olanlar, hayatta hiç bir sıkıntı çekmemiş, hep refah içinde yaşamış, hiç hasta olmamış, hayatlarında hep güzel şeyler olmuş” demek istemiyoruz. Bugün kazanmak ve huzur denilince nedense dört dörtlük, imtihansız bir hayat anlaşılıyor. Oysaki dünya hayatı, dört dörtlük ahiret hayatı için hazırlanma yeridir. Mesele başımıza gelenlere baktığımız yerdir...
Kimi kolsuz, bacaksız mutlu olabilirken kimi her şeye sahip olduğu halde mutlu olamıyor. Geçenlerde bir videoda kollarını 30 yaşından sonra yaptığı meslekten dolayı kaybeden Haluk Bey’in hikayesini dinlemiştim. Üstelik bu adam kollarını kaybetmeden önce evlilik hazırlıkları yaptığı bir süreçte iken kollarını kaybettikten sonra nişanlısı ondan ayrılıyor. Bir düşünün; normal bir hayat sürerken birden hacetinizi gidermek için bile başka birine muhtaç hale geliyorsunuz. Önce ablasında kalıyor sonra yük oluyorum diye ayrılıyor, bir arkadaşının yardımıyla birlikte yaşıyorlar. Sonra arkadaşı da ayrılıyor, işlerini tek başına yapmayı öğreniyor ve kalem satarak geçimini sağlıyor. Kayda değer miktarda para kazanıyor ama parasını yanlış bir yatırımda kullanarak kaybediyor. Pes etmiyor ve yeniden, sıfırdan başlıyor hayata ama bu sefer ilahi Kudret’e daha çok dayanarak. Yaratıcısını bulmanın ve O’na itaat etmenin verdiği huzuru anlatmaya kelimeleri yetmiyor adeta. Namaz kılıyor, hayatına kaldığı yerden daha da anlamlı bir şekilde devam ediyor. (Aşağıdaki linkten kendisinden dinlemenizi tavsiye ederim. link: https://youtu.be/w-h3I_TufJQ)
Diğer taraftan Enes ve Bahadır’ın hikayelerini duyduk. Aslında yukarıdaki adamın yaşadığı imtihanların yarısını bile yaşamamışlar bilakis maddi anlamda özellikle Enes’in hayatı oldukça konforlu. Kendilerince çeşitli kaygılar yaşayıp, sıkışmış hissedip sıkıntılardan kurtulmanın yolunu bulamadıkları için intihar etmeyi tercih ediyorlar. Tabii burada insanı yolundan saptırmak için sağından, solundan, önünden, arkasından vesvese veren, bir insandan son nefesine kadar ümidini kesmeyen, tüm insanları cehennem yolcusu yapmaya ant içmiş şeytanın etkisini de unutmuyoruz.
Peki, gençler nasıl bulacak huzurun yolunu? Maalesef yaşadığımız sistemde Haluk Bey gibi karşılarına öğüt veren birileri çıkar da bu gençler o öğüde kulak verirlerse bulacaklar yollarını yoksa çözümsüzlükten yok olup gidecekler.
Şimdi bir düşünelim; İslâm nizamı ile yöneten Hilâfet var olsaydı, bu gençler hayatlarına kıyarlar mıydı? Tam da bunun için bir araştırma yapma ihtiyacı hissettim ben ve önce Osmanlı Hilâfeti zamanında sonra da Asr-ı Saadet döneminde “intihar hadisesi kaç defa yaşanmış?” diye baktım.
Sonuç, her zamanki gibi İslâm’ın insana nasıl hayat verdiğini gösterdi. Osmanlı Devletindeki intiharlardan 19. Yüzyıla - ki bu dönem Osmanlı için Batı’dan en çok etkilenilen dönemdir- ait kayıtlarda; 61’i Müslüman, 33’ü gayrimüslim, 6’sı ecnebi toplamda 100 intihar hadisesi yaşandığını; bunların çoğunun da kara sevdadan kaynaklandığını öğrendim en önemlisi Asr-ı Saadet zamanında ise kaydedilmiş hiçbir intihar hadisesi yok!
Çaresiz bir hastalığa yakalanınca veya çok yaşlanınca “ötenazi” denilen bir yöntemle hayatına son vermeyi çağdaşlık olarak gösteren kapitalist bir sistemde yaşanacak intihar sayısı ile hastalıkların günahlara kefaret olduğunu, Allah’ın (svt) huzuruna tertemiz çıkıp ebedi saadete ulaşmak için imtihanları sabırla geçmemiz gerektiğini öğütleyen İslâm nizamı sisteminde intihar sayılarının aynı olmaması gayet normal. Çünkü kapitalizm hayat alır, İslâm ise hayat verir.
يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اسْتَجٖيبُوا لِلّٰهِ وَلِلرَّسُولِ اِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيٖيكُمْۚ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهٖ وَاَنَّـهُٓ اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ “Ey iman edenler! Sizi hayat verecek şeylere çağırdıklarında Allah ve Rasûlü’nün çağrısına uyun ve şüphesiz bilin ki, Allah kişi ile kalbinin arasına girer. Unutmayın ki, O’nun huzuruna götürüleceksiniz.” [Enfal 24]

Çürüyen Dünya Düzeni ve Diriliş Çağrısı

ALLAH BİZDEN DE SİZDEN DE KABUL ETSİN!

Ağlama Ülkemin Türbanlı Kızı!

ÜMMETSİZ İMAM, İMAMSIZ ÜMMET OLMAZ

Kanayan Coğrafya: Savaşlar ve Hilafetsiz Ümmet

ALLAH BİZDEN DE SİZDEN DE KABUL ETSİN!




