ABD-İran Savaşı: Küfür Tek Millet, Müslümanlar Tek Ümmettir!
HALKLARI UYUTAN YÜZ BİNLİK BEŞİKLER

HALKLARI UYUTAN YÜZ BİNLİK BEŞİKLER

11 Haziran itibariyle dünyanın gözü 2026 FIFA Dünya Kupası maçlarına çevrilmiş durumda. 48 takımın mücadele edeceği bu devasa organizasyonda toplam 104 maç oynanacak. Futbol tarihinin en geniş katılımlı Dünya Kupası organizasyonu olarak kayıtlara geçecek olan bu turnuva yaklaşık bir ay sürecek.

Geçtiğimiz pazar günü de Türkiye’nin Avustralya ile olan maçı TSİ sabah 07:00’de yapıldı. 2-0 yenildiğimiz bu maçın seyredilmesi için belediyeler, Türkiye’nin hemen hemen her şehrine dev ekranlar kurdular. Normalde tatil günü yatağından çıkmaya üşenen insanlar, milli takımın maçı söz konusu olduğunda sandalyesini, içeceğini kapıp üşenmeden yollara düştüler ve ekranların karşısına kuruldular. Milliyetçi duyguların çokça körüklendiği bu maçın sonucunda gelin görün ki; yenilmenin verdiği tahammülsüzlükle sosyal medya üzerinden milli futbolculara ağza alınmayacak hakaretler de edildi. Bu nasıl bir “millilik” anlayışıdır garip doğrusu!

Dünya çapında milyonlarca futbolsever yalnızca maçları izlemek için değil, aynı zamanda “milli” atmosferlerini kalabalıklarla paylaşabilmek için özellikle etkinlik alanlarını tercih ediyorlar. Düzenlenen bu organizasyonlar, taraftarları ortak bir heyecan etrafında buluşturmayı hedefliyor. Maç esnasında kendinden geçen ve her şeyi unutan taraftarlar duygularını yoğun bir şekilde yaşıyorlar. Bilhassa Batı ülkelerinde alkolün su gibi tüketildiği bu tür faaliyetler, insanların aklını başından almak için kurgulanmışa benziyor.

Stadyumlar adeta gerçek hayattan kopulan, asıl mevzudan uzaklaşılan ve uykuya dalıp kısa süreliğine tatlı rüyalar görülen beşikler gibidir. Futbolla yatıp futbolla kalkan insanlar, gerçek hayatın problemlerine karşı duyarsızlaştırılıyorlar. Bilirsiniz belki, İspanyol diktatör Francisco Franco, baskıcı rejimini ayakta tutabilmek için futbolu “kitlesel bir afyon” ve siyasi bir araç olarak kullanmıştı. Franco’ya sormuşlar: “İnsanlar adaletsizlikten yakınıyor… Ekonomi kötü, halk perişan! Ama hiç isyan yok! Bunu nasıl sağlıyorsun?”

İspanyol diktatör: “Bunu 3 F ile sağlıyorum. Yani Franco, Futbol ve Fiesta (şenlik, festival) ile. Onları yüz binlik beşiklerde uyutuyorum!” demiş.
Futbol, Franco için; toplumu oyalayan, insanları siyasi konularda tepkisizliğe iten ve ülke gündemini saptıran bir afyondu.

Bu, sadece Franco gibi diktatörlere has bir taktik değil; günümüz rejimlerinin de profesyonelce kullandıkları bir yöntemdir. Futbolu, kitleleri pasifize etmek maksadıyla kullanıyorlar ve bu oyun için çok büyük paralar harcıyorlar. “Bacasız sanayi” olarak tabir edilen futbolun, bankacılıktan sonra en fazla paranın döndüğü yer olduğu söyleniyor.

İnsanlar heyecanla maçları seyrederken dünya durmayacak; suçlar yine işlenecek, ekonomi düzelmeyecek. Bu maçlarla organizatörlerin ve takımların cepleri dolarken, halklar yine geçim sıkıntısıyla baş başa bırakılacak. En acısı da Gazze’de katliamlar kesilmeyecek. Geçtiğimiz gün Gazze’de bir hastaneye düzenlenen saldırıda dört kişinin cenazesi başında ağlamaktan gözleri kızarmış bir genç, dünyaya bakın şöyle seslendi: “Umarım Dünya Kupası’nın tadını çıkarıyorsunuzdur. Çok özür dileriz; belki de sizin için çok sıkıcı olduk, bıktınız bizden...”

Evet, bu aşağılık kapitalist sistem “mazlumların yarasını sarıp, karınlarını doyurup uyutmak” üzere değil, “yüz binlik beşiklerde uyutmak” üzerine kurulmuştur. Başkalarının acısına bakmak yerine, oyun ve eğlenceye bakmamızı istemektedir. Üç-beş kişiyi ülkelerden bile zengin ederken, dünyanın geri kalanına fakirliği ve sefaleti reva görmektedir. Artık gaflet uykusundan uyanmanın ve diğer insanları uyandırmanın vakti gelmiştir. İnsanlığın, onları uyutan değil, yaşama gayelerini hatırlatan ve onları canlandıran bir sisteme yani İslâm’a ihtiyaçları vardır. Şüphesiz onu dünyaya götürecek olan da inşaAllah Râşidî Hilafet Devleti olacaktır.

“De ki: Amelleri bakımından en çok ziyana uğrayanları size haber vereyim mi? Onlar, dünya hayatında bütün çalışmaları boşa gitmişken kendilerini güzel iş yapıyor sanan kimselerdir.” [Kehf 103-104]

Fatma ÇALIŞKAN GENÇER

Köklü Değişim | HALKLARI UYUTAN YÜZ BİNLİK BEŞİKLER