GERÇEK ZAFER NEDİR?
30 Ağustos 2025

GERÇEK ZAFER NEDİR?

Bugün 30 Ağustos Zafer Bayramı... Bir haftadır kutlamalar yapılırken bugün de bütün yurtta zafer bayramı kutlanıyor. Donanmalar, tanklar, toplar, İHA’lar, SİHA’lar sergileniyor; yöneticiler kürsülerden bu teçhizata sahip olmanın gururuyla coşkulu nutuklar atıyor. Bayraklar dalgalanıyor, havai fişekler gökyüzünü süslüyor. Ümmetin bugünkü hali göz önüne getirildiğinde sorulması gereken kritik bir soru var: Ümmetin hayatında kan gövdeyi götürürken, bu gösteriler gerçekten bir zaferin simgesi olabilir mi?

30 Ağustos’ta, Kurtuluş Savaşında, Çanakkale Savaşında cepheye koşan Müslümanlar, Allah’ın dinini yüceltmek, şehadet aşkıyla canlarını feda etmek için savaşıyorlardı. Ancak bu ruh zamanla özünden uzaklaştırılarak milliyetçi bir kalıba sokuldu; şehitlerin İslami mücadelesi seküler bir “ulus zaferine” dönüştürüldü. Bugün meydanlarda yapılan gösteriler, Ümmeti uyutmaya yarayan sahte zafer heyecanı ve sevincinden öteye geçemiyor.

Rasulullah zamanında Müslümanlar, Bedir ve Uhud ’da karşılarındaki kalabalık ordulara karşı sayılarının azlığına rağmen, imanlarının gücüyle zafer kazanmışlardı. Bugünkü gibi abartılı kutlamalar yoktu; zafer, secdeyle Allah’a hamd edilerek kutlanıyordu. Günümüzdeki kutlamalar ise, gövde gösterisi ve geçici coşkuya dayalı sahte bir zafer gösterisi olarak meydanlara taşınıyor.

İslam’da gerçek zafer, Allah’ın dininin yeryüzünde hâkim olmasıyla kazanılır. Hangi değerler uğruna savaştığınız önemlidir. İslam’da zafer, sadece toprak kazanımı değildir. Zafer, Allah’ın rızasıyla gelir.Zafer, Ümmetin Allah’ın hükümlerine sarılmasıyla mümkündür.

Ümmetin bugünkü hali ise içler acısı. Gazze kan gölüne dönmüş; çocuklar açlıktan kıvranıyor, bebekler süt bulamıyor, yaşlılar ekmek bulamıyor. Her köşe yıkıntı, her sokak ölümün sessiz tanığı olmuş. Gazze’de ve Yemen’de bir deri bir kemik kalmış çocuklar ölümle pençeleşiyor, Doğu Türkistanlı Müslümanlar zindanlarda işkence altında, Afrika’nın mazlum beldelerinde açlık ve sefalet hüküm sürüyor. Suriye’de başka zulümler yaşanıyor.

Gazze’de yaşanan dramın en çarpıcı anlarından biri cuma namazında ortaya çıkıyor:Cuma namazını kıldırmak için imam minbere çıkıyor. Yüzü solgun, bedeni titrek, sesi kısık… Cemaatin saf saf dizilmiş erkekleri açlıktan yere çökmüş, kimi başını dizine yaslamış, kimi ayakta zor duruyor. İmam derin bir nefes alıyor ama konuşmaya mecali yok. Sonunda dudaklarından şu cümle dökülüyor: “Benim açlıktan konuşacak halim yok, sizin de açlıktan dinleyecek takatiniz yok… Buyurun namaza.”

Aynı saatlerde, yıkıntılarla dolu bir binanın gölgelik köşesinde yürek burkan başka bir manzara var. Bir anne, elinde son lokma kuru ekmekle iki çocuğunun arasında çaresizlik içinde kalmış. Çocuklardan biri açlıktan iyice kısılmış bir sesle “Anne ekmek…” diye fısıldıyor, diğeri açlıktan dalgın gözlerle tavana bakıyor. Yazın kavurucu sıcaklığı, açlığın verdiği halsizlikle birleşince çocukların bitkinliği daha da artıyor. Anne gözyaşlarını gizlemek için çaresizlik içinde yüzünü yıkık duvara çeviriyor; fakat o anda hiçbir şey açlığın acısını dindiremiyor.

Ve biz, Ümmet bu haldeyken, meydanlarda geçit törenleri düzenliyor, milyarlar harcıyoruz. Ordularımızı Ümmete yardım için değil, geçitlerde sergilemek için kullanıyoruz. İşte bu gerçekten israf, gaflet ve zillettir. Burada bir kez daha hatırlamalıyız ki: Müslümanların gerçek zaferi, geçici övgülerle ve havalı gösterilerle değil, Allah’ın rızasını kazanacak şekilde birlik olmalarıyla mümkündür. Bugün Gazze’deki çocukların gözyaşları, oluk oluk akan kanları ve açlıktan kıvranan insanların çaresizliği, ümmetin içindeki durumun göstergesidir.

Allah(svt) Teâlâ şöyle buyuruyor: وَعَدَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْاَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۖ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ د۪ينَهُمُ الَّذِي ارْتَضٰى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُمْ مِنْ بَعْدِ خَوْفِهِمْ اَمْنًاۜ“ "Allah, içinizden iman edenlere ve salih amel işleyenlere, kendilerinden öncekileri halife kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka halife kılacağını, seçip beğendiği dinlerini onlar için iktidar yapacağını ve korkularını güvene çevireceğini vaat etti.” [Nur 55]

Hilafet, insan kaynaklı diğer sistemler gibi sadece sembolik bir kavram değildir; Ümmetin zilletini izzete, acziyetini kudrete dönüştürecek gerçek bir otoritedir. Gerçek zafer ve bayram ümmeti amacından saptırmış törenlerde değil; ümmetin yeniden tek bir sancak altında birleşmesinde, Gazze’nin kurtuluşunu sağlayacak bir devletin kurulmasında gizlidir. Gerçek zafer ve bayram, Hilafetin ilan edildiği gündür, Müslümanların tek sancak altında toplandığı gündür. Gerçek zafer; Allah’ın hükümleriyle yönetilen, mazluma kol kanat geren, zalimi titreten Hilafet Devleti ile gelecektir.

Allah (svt) şöyle buyuruyor: وَقُلِ اعْمَلُوا فَسَيَرَى اللّٰهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ وَالْمُؤْمِنُونَۜ وَسَتُرَدُّونَ اِلٰى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَۚ “ Çalışın; yapıp ettiklerinizi Allah da, Resulü de, müminler de görecektir. Sonra gizliyi ve açığı bilen Allah’a döndürüleceksiniz.[Tevbe 105]

Bu yüzden bugün yapılması gereken, kutlamalarla vakit kaybetmek değil, Ümmetin birliğini sağlamak, zulüm altındaki mazlum coğrafyalara yardım eli uzatmak ve Hilafeti yeniden tesis etmektir. Ancak o zaman çocuklar ekmek bulabilir, anneler gözyaşı dökmez ve ümmet Allah’ın rızasına uygun bir şekilde gerçek zaferi tadabilir.

“Allah’ım! Ümmetimizi birleştir, parçalanmış kalplerimizi toparla. Bizleri sahte zaferlerle oyalananlardan değil, gerçek zaferin yolunda çalışanlardan eyle. Açlığa mahkûm edilen Gazze’yi, yetim kalan çocukları, dünyanın her köşesinde zulme uğrayan kardeşlerimizi kurtaracak olan Hilafeti yeniden tesis etmeyi bize nasip et. Ordularımızı Ümmetin kurtuluşuna yönelt, yöneticilerimizi İslam’a hizmet eden gerçek önderler eyle.

Âmin.”