
AHDE VEFA
Vefa; sevgide bağlılık anlamına gelen değerli bir kavram ve duygudur. Günümüzde insanların birbirine menfaat dışında bağlanmadığını düşününce herkesin şikâyetçi olduğu, yokluğundan yakınıp durduğu bir duygu olması kaçınılmaz oluyor.
Peki, insanların vefasızlığından şikâyet eden bizler hiç düşündük mü Allah’ın (svt) sonsuz nimetleri karşısında ne kadar vefalıyız? Bu kadar cömert bir Rab karşısında hayatımızın geneline bakıldığında nankörlük edip yüz çeviren bizler insanların vefasızlığından nasıl ve ne yüzle şikâyet edebiliyoruz?
Kullar ile aramızı düzeltmeye çalışıyoruz peki aynı gayreti Allah’a (svt) karşı gösterebiliyor muyuz?
Tüm sorunlarımızın temelindeki asıl neden zaten Allah’tan (svt) kopuk bir hayat sürmemiz iken hâlâ başka tedavilerde hastalığımızı gidermeye çalışıyoruz.
Rabbimiz ile bağımızı düzeltmedikçe, güçlendirmedikçe şikâyet edeceğimiz alanlar azalmak yerine kuşkusuz daha da artacaktır. Oysa Rabbi ile arasına duvar ören ne varsa bertaraf etmek, O’na (svt) kul olmaya söz verenler üzerine farz değil miydi?
وَالَّذ۪ينَ يَصِلُونَ مَٓا اَمَرَ اللّٰهُ بِه۪ٓ اَنْ يُوصَلَ وَيَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ وَيَخَافُونَ سُٓوءَ الْحِسَابِۜ﴾ ﴿ “Onlar Allah’ın korunmasını emrettiği bağı koruyan, Rablerine saygıda kusur etmeyen, hesabın kötü sonuç vermesinden korkan kimselerdir.” [Rad 21]
.﴿اِنَّ الَّذ۪ينَ يُبَايِعُونَكَ اِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللّٰهَۜ يَدُ اللّٰهِ فَوْقَ اَيْد۪يهِمْۚ فَمَنْ نَكَثَ فَاِنَّمَا يَنْكُثُ ثُ عَلٰى نَفْسِه۪ۚ وَمَنْ اَوْفٰى بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللّٰهَ فَسَيُؤْت۪يهِ اَجْراً عَظ۪يماً۟﴾ “Sana yeminle bağlılık sözü verenler gerçekte bu sözü Allah’a vermiş oluyorlar, Allah’ın eli onların elleri üzerindedir. Bu sebeple kim Allah’a verdiği ahdi bozarsa ancak kendi aleyhine bozmuş olur, Allah’a verdiği sözün gereğini yerine getirene ise Allah yakında büyük ödül verecektir.” [Fetih 10]
Verilen söz nasıl tutulur sorusunu soracak olursak bunun cevabını Rasullerin, Nebilerin ve onlarla beraber Allah’a iman eden kulların hayatlarında bulabiliriz.
Zira bu sözü tutmak ve ahde vefa göstermek; İbrahim (as) gibi ateşe atılırken dahi geri adım atmamayı, Musa (as) gibi denizi görüp ümitsizliğe düşmemeyi, Yusuf (as) gibi zindan da bile Allah’a davet etmeyi gerektirir. Yine Sa’d bin Muâz’ın (ra) şu kıymetli sözleri ahde vefa konusunda bizleri aydınlatan ve adeta tüm soruları açıklığa kavuşturan cinstendir: “Ya Resulallah! Biz sana iman ettik ve seni tasdik ettik. Bize getirdiğin şeyin de hak olduğuna şehadet ettik. Seni dinlemek ve itaat etmek üzere de kesin vaatlerde bulunduk. Nasıl bilirsen öyle yap. Biz seninle beraberiz. Seni hak ile gönderen Allah’a yemin ederim ki, sen bize şu denizi gösterip dalarsan, biz de peşinden dalarız! Bizden hiç kimse geri kalmaz. Biz düşmana karşı gitmekten çekinmeyiz, harpte geri kalmayız. Allah’ın bereketiyle yürüt bizi.”
İşte Sahabenin (ranhum) Peygamberimize (sav) bağlılığını, güvenini, sevgisini ve vefasını dile getirdiği bu cümleler bize de yol gösterici olmalı. Tüm bunlar ışığında içinde yaşadığımız sistemin bize dayattığı geçici; sevgiden, saygıdan ve sonsuz güvenden uzak ilişkilerden kendimizi kurtarmalıyız. Her şeyde olduğu gibi doğru sevgi ve bağlılık konusunda da aradığımız cevapları İslam’da bulabileceğimizi unutmamalıyız.

Çürüyen Dünya Düzeni ve Diriliş Çağrısı

ALLAH BİZDEN DE SİZDEN DE KABUL ETSİN!

Ağlama Ülkemin Türbanlı Kızı!

ÜMMETSİZ İMAM, İMAMSIZ ÜMMET OLMAZ

Kanayan Coğrafya: Savaşlar ve Hilafetsiz Ümmet

ALLAH BİZDEN DE SİZDEN DE KABUL ETSİN!




