loader
LOZAN ANTLAŞMASI VE GİZLİ MADDELERİ

LOZAN ANTLAŞMASI VE GİZLİ MADDELERİ

Köklü Değişim Medya

Bugün Lozan Antlaşması’nın 98. Yıldönümü… 24 Temmuz 1923’te Ankara Hükümeti tarafından İtilaf Devletlerince imza edilen Lozan Antlaşması’nın üzerindeki sis perdesi hâlâ tam anlamıyla kalkmış değil. Gizli maddelerin varlığı, Lozan sonrasında Ankara hükümetinin aldığı kararlar, inkılaplar ve İslam'a karşı açılan savaş ile gün yüzüne çıkıyordu.

Köklü Değişim Medya’nın “Lozan Antlaşması ve Gizli Maddeleri” başlıklı belgeseli dikkatleri bu antlaşmanın gizli maddelerine ve ümmet üzerindeki etkilerine çekiyor.

Antlaşmaya giden sürecin de kısaca işlendiği video-belgesel, gizli olan maddelerin de emarelerini ortaya konuyor. Mustafa Kemal’in hırçın tavrı ve Meclise baskısı, Lord Curzon’un İsmet Paşa’dan beklentisi, Mustafa Kemal ve İnönü arasındaki telgraflaşma ve antlaşmanın başat taraflarından biri olan İngiltere’nin Türkiye tarafından yaklaşık bir yıl sonra antlaşmayı imzalaması gibi bir takım delillendirmelerle antlaşmadaki gizli maddelerin varlığına dikkat çekiliyor.

İşte o video-belgesel:

Belgesel metni:

Lozan Antlaşması ve Gizli Maddeleri

I. Dünya Savaşı bitmiş, Avrupalı devletler büyük ölçüde galip gelmişlerdi. Osmanlı Hilâfet Devleti, topraklarının büyük kısmını kaybetmiş ve mağlup olmuştu. Osmanlı Hilâfet Devleti’nin kayıpları sadece topraklarıyla sınırlı değildi. Savaş için yapılan askerî harcamalar, ekonomik kayıpları da beraberinde getirdi. Böylece Almanya ile yapılan ittifakta zararın fazlasını Osmanlı Devleti yaşamış oldu. Fakat başında İngilizlerin olduğu İtilaf Devletleri için bu kayıplar yeterli değildi. Son darbeyi vurarak yüzlerce yıllık hedeflerine ulaşmak istiyorlardı. İngilizlerin istediği asıl şey, İslâm coğrafyasının altını üstüne getirmek, Müslümanların dinleri ile bağlarını koparıp nefeslerini kesmekti. Onlara göre Osmanlı Hilâfet Devleti bugün mağlup olmuştu ama yarın tekrar ayağa kalkıp dirilebilir ve yeniden kaybettiği toprakları geri alabilirdi. Zira Haçlı işgalleri ve Moğol istilaları bu gerçeği onaylamaktaydı.

Evet!

24 Temmuz 1923’te İtilaf Devletleri ile Ankara Hükümeti arasında imzalanan “Lozan Barış Antlaşması” Osmanlı Hilâfet Devleti’ne vurulan son darbeydi. Her ne kadar TBMM’de kaldırıldığı yazılıp çizilse de, Hilâfet’i kaldırma kararı Lozan’da alınmıştır. Öyle ki İngilizler bu antlaşmaya  “Şark İşleri Konferansı” ismini verdiler. Demek ki mesele sadece Türkiye ile ilgili değildi, tüm Şark yani İslâm beldeleri ile ilgiliydi.

Lozan Barış Antlaşması görüşmelerinde ne oldu?

Henüz Halife sağ, Hilâfet yönetimi devam ediyor iken; Avrupalı devletler Ankara’daki TBMM’ni muhatap alarak gayri meşru bir antlaşmaya imza attılar.

Antlaşma maddelerini imzalayan Türkiye delegasyonu, Halife’ye muhalefet eden İsmet İnönü, Rıza Nur ve Hasan Saka’dan oluşuyordu.

Başında İngilizlerin olduğu Avrupalı devletler avurtlarını şişirerek İslâm coğrafyası üzerinde kurguladıkları sömürge planlarını deşifre ettiler.

Sınırlar talan edildi, Hatay Fransa’nın kontrolüne, Musul ve Kerkük İngilizlerin inisiyatifine, Ege adaları Yunanistan ve İtalya’ya bırakıldı.

Serbest Ticaret Anlaşması gereği Boğazlardaki hâkimiyet Osmanlı’nın elinden alındı. Avrupalı devletler boğazlardan geçiş konusunda özgür bırakıldı.

Yabancı okullar ve azınlık hakları konusu gayri Müslimler lehine karara bağlandı. Böylelikle İslâm topraklarında misyonerlik faaliyetleri meşruiyet kazanmış oldu.

Tüm bu maddeler, Lozan Antlaşması’nın resmî ve bilindik maddeleridir. Bu antlaşma sürecinde İngiltere ve Fransa’dan çok sayıda yetkili, TBMM yetkilileri ile peyderpey görüşmek üzere ziyaretlerde bulunuyorlardı. Neredeyse her ziyaret sonrasında TBMM Reisi Mustafa Kemal meclisteki konuşmalarında daha saldırgan ve tehditkâr oluyor, Hilâfet’in ilga edilmesi için milletvekillerine korku salıyordu. Zira İngilizler Lozan sonrasında ikili devlet anlayışı yerine Ankara hükümetinden yana taraf olup Hilâfet’i kaldırmaları şartıyla kendilerini destekleyeceklerini vaat ediyorlardı.

İslâm beldelerini işgal eden ve köklü bir tarihe sahip Osmanlı Hilâfet Devleti’ni kuşatma altına alan sömürgeci İngilizler, bir taraftan onun elini kolunu bağlayarak hareketsiz kılmak için çalışıyorlar ama diğer taraftan da Ankara’da kurulan körpe hükümete -ne hikmetse- herhangi bir yaptırım uygulamıyorlardı. Osmanlı Devleti’ne aslan kesilen İngilizler, Ankara Hükümeti’ne karşı âdeta kuzu gibiydiler. İşte bunun sebebi daha sonraları Lozan’da kaleme alınan bu ihanet antlaşması ile açıklığa kavuştu.

Türkiye delegasyonu başkanı İsmet İnönü’nün kaldığı otelin lobisinde Türk ve yabancı gazetecilere düzenlediği basın toplantısında yaptığı şu açıklama Lozan’ın zafer değil bir hezimet olduğunu aslında teyit ediyordu. İnönü, “Büyük fedakârlıklar yaptım, her şeyi kabul ettim...” demişti.

Kabul edilen şeyler nelerdi?

Birçok tarihçinin araştırmalarına konu olan, hatta Lozan tutanaklarında kayıtları olan gerçekler çok geçmeden anlaşıldı. İngilizlerin başında olduğu İtilaf devletleri, Lozan’a gelen TBMM heyetinden “gizli” 4 maddenin bir an önce hayata geçmesini bekliyorlardı. Bu maddeler, TBMM içerisinde çatlak seslerin çıkmaması ve toplumun direnç göstermemesi için gizlendi.

O gizli maddeler şunlardı:

-Hilâfet tam manasıyla ilga edilecek.

-Halife ve ailesi hudut dışına sürülecek.

-Halife’nin malları müsadere edilecek.

-Devletin laikliğe dayandığı ilan edilecek.

Bu maddelerin imzalanmasından 1 yıl sonra 6 Ağustos 1924’te İngiltere Avam Kamarası’ndan Lord Curzon verilen “görevi” yerine getiren TBMM ve İsmet İnönü için methiyeler düzdü. Kendisini "Türklerin istiklalini neden tanıdın?" diye eleştiren ve alınan tavrın yanlışlığını ifade eden muhaliflere Curzon şöyle yanıt verdi: "Siz yanılıyorsunuz. İşte asıl bundan sonra Türkler bittiler. Bir daha eski güçlü günlerine kesinlikle kavuşamayacaklardır. Zira biz onları (Türkleri) Lozan Antlaşması ile ruhen, imanen öldürdük. Türkler İslâm'dan uzaklaştırılacaklar. Bunun için İsmet İnönü bize söz verdi."

İngilizlere bu sözü verenler, derin hile ve sinsi planlar ile Lozan’ı kendileri için bir zafer addettiler. İngilizlerin övgüsüne mazhar olmak ve muhatap alınmak için önce; 1 Kasım 1922’de Halife’nin sulta yetkisini elinden almak için saltanat, bir oldubittiye getirilerek TBMM’de kaldırıldı.

Sonra; başında Rauf Orbay’ın olduğu hükümet ve Meclis ile hiçbir istişare yapılmadan Ankara Hükümeti namına İsmet İnönü ve arkadaşları 22 Kasım 1922’de Lozan’a gönderildi.

Yapılan görüşmeler sonrası hazırlanan taslağı görüşmek için 7 Şubat 1923’te Eskişehir’e dönen İsmet Paşa’yı M. Kemal dışında Hükümet namına hiç kimse karşılamaya gelmedi. Bu durum Rauf Bey’in başında olduğu Hükümet üyelerinin Lozan’da yapılan antlaşmanın gizli maddelerine vakıf olduklarını göstermekteydi.

Antlaşma heyetleri 23 Nisan 1923’te Lozan’da yeniden bir araya geldiler. Üzerinde varılan antlaşma metinlerine Ankara Hükümeti adına İsmet İnönü imza verecekti, ancak Hükümet, Lozan Antlaşması’nın imza edilmesi emrinin verilmesi suretiyle doğacak sorumluluğu kabul etmekten kaçınıyordu. Bununla birlikte Mustafa Kemal ve İsmet İnönü’ye karşı kesin bir cephe de alamadılar. Bundan dolayı M. Kemal, Hükümet’in vermesi gereken yetkiyi kendisi verdi. M. Kemal’in İsmet İnönü’ye çektiği telgrafta şöyle deniliyordu:

“Lozan’da İsmet Paşa Hazretlerine; 18 Temmuz 1923 tarihli telgraf namenizi aldım. Hiç kimsede tereddüt yoktur. Kazandığınız başarıyı en sıcak ve samimi duygularımızla tebrik ederek, usulen imza edildiğinin bildirilmesini bekliyoruz kardeşim. Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Başkumandan Mustafa Kemal.”

Telgrafı alan İsmet Paşa, Mustafa Kemal’e şu karşılığı verdi:

Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine: Her dar zamanımızda Hızır gibi yetişirsin. Dört beş gündür çektiğim azabı tasavvur et. Büyük işler yapmış, yaptırmış bir adamsın, sana bağlılığım bir kat daha artmıştır. Gözlerinden öperim, pek sevgili aziz kardeşim.” (20 Temmuz 1923)

Usulsüz bir şekilde imza yetkisi alan İsmet İnönü, Antlaşmayı 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalandı. Ancak Meclis’in bu ihanet antlaşmasını imzalamayacağı açıktır. Buna da bir çare düşünüldü: Meclis, zorbalıkla feshedildi. Bu meclisin yerine önlerine gelen her şeyi kayıtsız ve şartsız kabul edecek mebuslardan oluşan II. Büyük Millet Meclisi, 2 Ağustos 1923’te kuruldu ve iş başı yaptı.

II. Meclis ilk iş olarak 28 Ağustos 1923’te Lozan’ı onaylayıp yürürlüğe koydu.

Lozan Konferansı’nda alınan kararların uygulanmasına hemen geçildi. Öncelikle saltanatın kaldırılmasına karşı gelenlerin önüne geçmek için “Hıyaneti Vataniye Kanunu”na şu cümle eklendi: "Saltanatın kaldırılmasını değiştirmek istemek ya da bunu eleştirmek vatana ihanettir."

29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edildi ve laikliğin teminatı olarak gizli antlaşmanın ilk maddesi böylelikle yerine getirilmiş oldu.

3 Mart 1924’te Hilâfet kaldırıldı. Hemen ertesi gün Halife ve tüm ailesi sürgün edildi; peşinden de Halife’nin tüm mallarına el konuldu. Böylece İngilizlerin Ankara Hükümeti’nden istediği her şey kabul edildiği gibi yerine getirilmiş oldu.

Antlaşma maddelerindeki şartlar ve yükümlülükler yerine getirilince 6 Ağustos 1924 tarihinde Lozan Antlaşması resmen yürürlüğe girdi.

Bu şekilde Hilâfet yıkıldı, Müslümanların İslâm ve Kur’an ile bağı koparılıp atıldı.

Tüm bu gerçeklerden sonra Lozan Barış Antlaşması’nı övmek, Lozan’da çizilen sınırlara bağlı kalmak ve Lozan’ı kurtuluş kabul etmek basiretsizlikten başka bir şey değildir. Müslümanlar Lozan antlaşmasının imzalanması ile sadece topraklarını kaybetmedi, bilakis ümmeti ayakta tutan ve Müslümanların kalkanı olan Hilâfet’i kaybetti. İngilizler, Lozan ile Türkiye’den sadece Musul üzerindeki hüküm ve otoriteyi almadı; Cumhuriyeti ilan edip Hilâfeti ilga ederek İslâm ve Kur’an’ı bu coğrafyadan söküp aldı.

Lozan’da Türkiye’ye dayatılan Cumhuriyet bir İngiliz projesidir.

Müslümanlar Cumhuriyeti; İstiklal Mahkemeleri’nden, Takrir-i Sükûn kanunlarından, Şeyh Saidlerden, İskilipli Atıflardan, ezanın Türkçe okutulmasından, darağaçlarından, güzellik yarışmasına katılan Keriman Halislerden, fakirlikten, yoksulluktan, hakikatte dinsizlik olan laiklikten ve en büyük yalan olan demokrasiden tanıyorlar.

O halde hangi cumhuriyet fazilettir? Hangi Cumhuriyet yerli ve millidir? Lozan’da İngilizler tarafından dayatılan Laik Parlamenter Cumhuriyet mi? Yoksa şu an Amerikan dayatması ile hayata geçirilen Başkanlık Cumhuriyeti mi?

Dün, İngilizler küfrün başı konumundaydı! Hâlâ da İslâm’ın en azılı düşmanıdırlar! Bu nedenle Müslüman kadınlar, çocuklarını emzirirken anne sütü ile birlikte İngiliz düşmanlığı ve onlardan intikam alma bilincini de vermelidirler.

Bugün, Amerikalılar küfrün başı konumundalar. İngilizlerin Lozan’da kurduğu masayı Amerikalılar bugün Cenevre’de, Brüksel’de kuruyorlar.

Dün, Lozan’da kurtuluş mücadelesine ihanet edildi; bugün, Cenevre’de Müslümanların direnişine ihanet ediliyor.

Dün Lozan gerçeğini gizleyenler vardı, bugün Cenevre ve başka gerçekleri gizlemeye çalışanlar var. Dünün kahramanları bugünün hainleri oldu. Bugün kahraman olarak bilinenlerin ihaneti de yarın mutlaka ortaya çıkacaktır. Bunu görebilmek için tarihe ve olaylara ferasetle bakmak yeterlidir.

Allah’ın Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

 

اتَّقُوا فِرَاسَةَ الْمُؤْمِنِ ، فَإِنَّهُ يَنْظُرُ بِنُورِ اللَّهِ

 

“Mü’minin ferasetinden korkun! Çünkü o, Allah’ın nuruyla bakar!” [Tirmizi] 

SON HABERLER