Yaşam Maliyeti Krizi ve Bir Yaşam Biçimi Olarak İslam’ı Unutmanın Bedeli
07 Ocak 2026

Yaşam Maliyeti Krizi ve Bir Yaşam Biçimi Olarak İslam’ı Unutmanın Bedeli

Türkiye’de yaşam maliyeti krizi artık geçici bir durum olmaktan çıktı; kalıcı bir gerçekliğe dönüştü. Birkaç yıl önce temel gıda ürünlerini, sütü, ekmeği, yağı bugünkü fiyatların çok altında alabilirken bugün artık bu mümkün değil. Fiyatlar katlanmış durumda. Mutfakta hissedilen artış resmî enflasyon rakamlarının çok ötesinde.

Hükümet yetkilileri bu durumun geçici olduğunu söylüyor. “Bir süre sabredin.”, “Küresel şartlar düzelince rahatlayacağız.” diyor. Ancak temel ihtiyaçların hiçbirinde gerçek bir ucuzlama yaşanmıyor. Bir zamanlar “kriz” olarak adlandırılan durum, artık gündelik hayatın normali haline geldi.

Her gün merkezi yönetimin, belediyelerin veya hayır kuruluşlarının yardımlarıyla yaşamak zorunda kalan insanların sayısında büyük bir artış gözleniyor. Bu, olağanüstü bir dönemde yaşanan geçici durum değil geniş toplum kesimleri için artık bir hayatta kalma mekanizması.

Temel İhtiyaçlardan Vazgeçmek Bir Zorunluluk Haline Geldi

Enerji maliyetleri, elektrik ve doğalgaz faturaları birçok aile için gelirlerini fazlasıyla aşan oldukça yüksek seviyelere ulaştı. İnsanların evlerini yeterince ısıtmakla sofraya yemek koymak arasında tercih yapmak zorunda kalması artık rutin bir durum. Çamaşır makinesini çalıştırmanın, kombiyi açmanın hesabı yapılıyor.

Araştırmalar ve sahadaki gerçeklik, özellikle de dar gelirli milyonlarca hanenin açlık sınırının çok altında sefalet içinde bir hayat yaşadığını gösteriyor.

•Ailelerin büyük bir kısmı faturaları düşürmek için ısınmadan feragat ediyor.

•Gıda fiyatları nedeniyle öğün sayısını azaltan ya da bazı temel ürünleri tamamen hayatından çıkaran milyonlar var.

•Kredi kartı ve tüketici kredileriyle ayakta durmaya çalışan haneler borç sarmalına girmiş durumda; borçlar borçla kapatılıyor.

•Yıllardır süren bu durum, temel ihtiyaçlardan mahrum kalmayı geçici değil, kronik bir hâle getirdi.

Merkez Bankası’nın faiz kararları artık sadece ekonomistlerin değil, ev geçindirmeye çalışan herkesin yakından takip ettiği açıklamalar hâline geldi. Faizde küçük bir artış ya da düşüş, kira, kredi ve günlük harcamalar üzerinde doğrudan etkili oluyor.

Yöneticiler bu tabloyu sadece küresel krizlere, savaşlara, jeopolitik risklere ya da dış güçlere bağlamakla açıklamaya çalışıyor. Böylece yaşananların sistemden ve bu sistemle yönetmekten kaynaklanan yapısal bir başarısızlık olduğunun üzerini örtmeye çalışıyorlar.

Kişisel Fedakârlık, Yapısal Adaletsizliği Ortadan kaldırmaz

Bu şartlar altında insanlara sürekli aynı şeyi söylüyorlar:

“Daha az harcayın. Tasarruf edin. Ayağınızı yorganınıza göre uzatın. Beklentilerinizi düşürün. Kemerleri sıkın. Tasarruf yapın.” Verilen tavsiyeler tanıdık: Işıkları kapatın. Kullanmadığınız cihazları prizden çekin. Daha az ısının. Toplu alışveriş yapın. Evde daha az yemek pişirin. Araba kullanmayın. Tüketimi kısın.

Bunlar, faturaları belki çok sınırlı ölçüde azaltabilir ancak sorunun esas kaynağını yok edemez. Sürekli olarak temel ihtiyaçlarını kısmak zorunda kalan bir toplum, geçici bir sıkıntı yaşamıyordur; o toplumda sistem iflas etmiştir. Faturaların azaltılmasına yönelik yapılan kişisel fedakârlıklar, yapısal adaletsizliği ortadan kaldırmaz.

İslam’ın Güvenlik ve Refah Tanımı

Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurur:

“Sizden kim sabahleyin canı güvende, bedeni sağlıklı ve günlük rızkı yanında olarak uyanırsa, sanki ona bütün dünya verilmiş gibidir.”

Bu hadis, başarıyı ve refahı çok net bir şekilde tanımlar; birikimle, tüketimle ya da statüyle değil güvenlik, sağlık ve geçimin güvence altına alınmasıyla.

Bugün Türkiye’de, tüm zorluklara rağmen bu nimetlere hâlâ sahip olanlar vardır. Bunun için Allah’a şükredilir. Ancak bu hadis, sadece şükretmeyi değil çok daha derin bir gerçeği hatırlatır:

İslam, insanların temel ihtiyaçlarını bir lütuf ya da sadaka olarak değil, hak olarak ele alır ve bu hakları güvence altına alacak bir sistem inşa eder.

Devletin Sorumluluğu: Hakların Temini

İslam, yalnızca bireysel ibadetlerden ibaret değildir. Toplumu düzenleyen, hayatı organize eden eksiksiz bir yaşam biçimidir.

İslam’a göre; devlet, vatandaşlarının şu temel ihtiyaçlarını sağlamakla yükümlüdür:

•Yiyecek

•Giyim

•Barınma

•Enerji

•Sağlık hizmeti

•Eğitim

•Güvenlik ve adalet

Bu sorumluluklar, tercihe bağlı değildir. Piyasanın insafına, hayır kuruluşlarına ya da geçici sosyal yardımlara devredilemez.

Borç ve Faiz Sarmalından Kurtuluş

Bugünkü ekonomik krizin merkezinde, faiz ve borç üzerine kurulu bir sistem vardır. İnsanların evleri, geçimi ve geleceği; kontrol edemedikleri faiz oranlarına bağlıdır.

İslam, faizi kesin olarak yasaklar ve sürekli borç üretmeye dayalı bir ekonomiyi reddeder. Mülkiyet gerçektir; banka borcuna bağlı, yıllarca taksit ödenen bir illüzyon değildir.

Gerçek güvenlik, sahip olunan şeyin gerçekten size ait olmasıdır.

Değerini Koruyan Para

İslam’da para, sınırsızca basılabilen itibari bir kâğıt değil gerçek değere dayalıdır. Altın ve gümüş esaslı bir sistem, enflasyonu sınırlar ve insanların birikimlerini korur.

Bu, aynı zamanda devleti de sınırlar. Devlet, harcamalarının bedelini gizlice enflasyon yoluyla halka yükleyemez. Nasıl bireyler imkânları dahilinde yaşamak zorundaysa devlet de öyle yaşar.

Bu yaklaşım, kısa vadeli siyasi kazanç değil uzun vadeli istikrar üretir.

Adil Dağıtım ve Vergi Yükü

İslam’da vergilendirme sınırlı, adil ve amaçlıdır ve sadece zenginlerden alınır. Emek sahibinin kazancından vergi alınmaz. Zekât yalnızca belirli bir servet eşiğini aşan, âtıl birikimden alınır.

Bu, servetin dolaşımını sağlar; servetin belirli ellerde toplanmasını engeller.

Halk, devletin yanlış politikalarının, yapılan yolsuzluk ve israfın ya da şirketlerin aşırı kâr hırsının bedelini aşırı vergilerle ödemez.

Enerji ve Gıda Güvenliği

İslam’da enerji kaynakları, madenler ve hayati doğal kaynaklar kamu malıdır; özelleştirilemez. Bu, özel şirketlerin fahiş fiyatlandırma yoluyla tüm nüfusu rehin almasını engeller. Enerji, kâr aracı değil toplumun güvenliği ve refahı için devlet tarafından yönetilen bir nimettir.

Aynı şekilde gıda güvenliği de stratejik bir meseledir. İslami bir sistem, halkını beslemek için yeterli yerli üretimi sağlar, spekülasyona veya dışa bağımlılığa yol açan tehlikeli ithalattan kaçınır.

“Gerçekçi Değil” Denilen Şey Aslında Nedir?

İslami sistemin “fazla basit” veya “modern dünyaya uygun olmadığı” iddia edilir. Oysa modern sistemler, adaletsizliği gizlemek için bilinçli olarak karmaşık hâle getirilmiştir.

İslam’ın sadeliği; şeffaflık, hesap verebilirlik ve adalet demektir. İnsanları koruyan da tam olarak budur.

Bugün birçok Müslüman ülkenin yaşadığı başarısızlık, İslam’ın değil İslam’ın uygulanmamasının sonucudur. İslami kavramlarla süslenmiş kapitalist ya da sosyalist modeller adalet üretmez.

Karanlıktan Aydınlığa

Yaşam maliyeti krizi sadece ekonomik değildir. Bu, bir değerler ve sistem krizidir.

İslam, lüks içinde yaşamayı değil kimseye muhtaç olmadan onurlu bir şekilde yaşamayı garanti eder.

İslam, sınırsız büyümeyi hedeflemez; temel ihtiyaçları güvence altına alır.

İslam, küçük bir azınlığı zenginleştirip çoğunluğu ezmez; adil bir paylaşım tesis eder.

Artık geçici çözümlerin yeterli olmadığı açıktır. İhtiyaç duyulan şey, İslam’ı yalnızca bireysel ibadetlere indirgemek değil adalet, güvenlik ve haysiyet temelli eksiksiz bir hayat nizamı olarak İslam’ı yeniden hayata hâkim kılmaktır.

Müslümanlar, bozuk bir sisteme uyum sağlayanlar değil o sistemi sorgulayan ve değiştirenler olmalıdır.

Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyurur:

“Bu, insanları Rablerinin izniyle karanlıklardan aydınlığa, mutlak güç ve hamde layık olanın yoluna ulaştırman için sana indirdiğimiz bir kitaptır.” [İbrahim Suresi 1]