
Parçalanmışlıktan Vahdete, Vahdetten Hilâfet’e: Ramazan Tek Ümmet Olma Zamanı
Parçalanmışlıktan Vahdete, Vahdetten Hilâfet’e
Müslümanlar, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem efendimizin Medine’de İslâm Devleti’ni kurmasıyla birlikte tarihin akışını değiştirecek bir medeniyet yürüyüşünü başlattılar. Çok kısa bir süre içinde Asya’dan Kuzeybatı Afrika’ya uzanan geniş bir coğrafyada İslâm Hilâfeti’ni tesis ettiler ve İslâm ümmeti olarak, yaklaşık on üç asır boyunca dünyaya yön veren bir liderlik ve büyük bir güç oldular.
Ne var ki bu büyük yürüyüş, sömürgeci kafir Batı’nın uzun soluklu askerî ve kültürel saldırıları karşısında alınan yenilgilerle sekteye uğradı. Son darbe ise Müslümanları asırlar boyunca tek bir çatı altında toplayan Hilâfet’in ilgası oldu. Böylece ümmet, ulus-devletlere bölündü, coğrafyalar parçalandı, zihinler ayrıştı, kalpler uzaklaştı.
Müslüman halklar ne yazık ki bu Ramazan ayına da bir asır önce yaşadıkları tarihî yenilginin ve Hilâfet gibi büyük bir kaybın beraberinde getirdiği parçalanmışlık, zayıflık ve üzerlerindeki sömürgeci kâfirlerin hegemonyasının gölgesi altında; kan, gözyaşı ve çaresizliğin verdiği büyük acıların eşliğinde girdiler.
Gazze’de çocukların çığlığı semaya yükselirken, Doğu Türkistan feryat ederken, dünyanın pek çok yerinde zulüm altındaki kardeşlerimiz kurtarılmayı beklerken; yeryüzünün en kalabalık topluluklarından biri olan Müslümanlar olarak tek bir irade ve tek bir güç hâlinde harekete geçememenin derin utancını ve büyük zilletini yaşıyoruz. Hâlbuki biz sayıca az değiliz; muazzam servet ve kaynaklara, gelişmiş silahlara ve devasa ordulara sahibiz. Yeryüzünün en jeopolitik ve merkezi konumundaki topraklarda yaşıyoruz. Büyük bir tarihî mirasımız var. Güçsüz değiliz. Ancak eksik olan şey vahdetimizdir. Eksik olan şey, tek ümmet olma şuuru ve bizi tek ümmet hâline getirecek Hilâfet’in eksikliğidir.
Allah Teâlâ Kur'an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
[إِنَّ هَٰذِهِ أُمَّتُكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَأَنَا رَبُّكُمْ فَاعْبُدُونِ] “Şüphesiz ki bu ümmetiniz tek bir ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim; öyleyse bana kulluk edin.”1
Aynı vurgu, Müminun Suresi’nde de tekrar edilir:
[وَإِنَّ هَٰذِهِ أُمَّتُكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَأَنَا رَبُّكُمْ فَاتَّقُونِ] “Gerçekten bu sizin ümmetiniz tek bir ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim; o hâlde Bana karşı gelmekten sakının.” 2
Bu ayetler, ümmetin bir bütün hâlinde varoluşsal birliğini ifade eder. Bizim birliğimiz; coğrafyaları, ulus-devletleri, vatanları, milliyetleri, dilleri ve kültürleri aşan; onların çok ötesinde tek olan âlemlerin Rabbi Allah’a kulluğa ve O’ndan gelen İslâm inancına dayanan bir birlikteliktir. Bizi bir araya getiren şey, tevhit akidesidir. Tek bir ilaha, tek bir inanca, tek bir yönetime ve tek bir ümmet olmaya olan bağlılığımızdır. Bugün tek bir ümmet olamamamızın ve parçalanmış olarak kalmamızın nedeni, tevhidin siyasi ve toplumsal yansıması olan vahdeti ve Hilâfet’i kaybetmiş olmamızdır.
“Ümmet” kısaca, aynı inancı taşıyan insanlar topluluğu olarak hedef ve gayede, sevinçte ve kederde, zorlukta ve acıda, memnuniyette ve hoşnutsuzlukta aynı fikir ve hislerle hareket eden insanlar topluluğudur. Tıpkı bir annenin evlatlarının birbirlerine olan bağlılıkları gibi ümmetin evlatları da tevhit akidesi ile birbirlerine asla kopmayan güçlü bir bağ ile bağlanırlar.
Tevhit akidesi, “Allah’tan başka ilah yoktur” sözüdür. İslâm ümmeti, işte bu söze iman eden, bu söz üzere yaşayan, bu söz üzere ölen ve bu söz üzere Allah’ın huzuruna çıkan insanların yine bu söz üzere birbirlerine olan bağlılığıdır.
Kur’ân, Müslümanlar arasındaki bağı “kardeşlik” kavramıyla tanımlar:
[إِنَّ هَٰذِهِ أُمَّتُكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً] “Müminler ancak kardeştirler…”3
Bu ayet, ümmetin toplumsal temelini açıklar. Müminler arasındaki bağ, biyolojik bir kardeşlikten daha güçlüdür, çünkü iman ortaklığına dayanır. Bu bağın korunması, bir tercih değil, âlemlerin Rabbinin açık emridir.
Âl-i İmrân Suresi’nde ise birlik olma emri daha açık bir şekilde ifade edilir:
[وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ تَفَرَّقُوا وَاخْتَلَفُوا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَأُولَٰئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ] “Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın.”4
[وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللَّهِ جَمِيعًا وَلَا تَفَرَّقُوا] “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, parçalanmayın.”5
Burada, parçalanmayı birliğe dönüştürecek şey, “Allah’ın ipi” olan İslâm’dır. İslâm ortak referansı etrafında toplanmaktır, tek ümmet olarak kenetlenmektir.
Ancak bugün, ümmet bilinci yerine ulus-devlet bilinci ikame edilmiş, Sykes-Picot sınırları, sadece topraklarımızı değil zihinlerimizi de bölmüştür. Bir zamanlar tek bir siyasi otorite altında yaşayan Müslümanlar, bugün elliden fazla devlete parçalanmış, farklı bayrakların gölgesinde birbirinden koparılmıştır.
Allah Rasulü’nün “ümmet” tasviri, son derece çarpıcıdır. Sahih-i Müslim’de geçen hadiste şöyle buyurur:
[مَثَلُ الْمُؤْمِنِينَ فِي تَوَادِّهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ وَتَعَاطُفِهِمْ مَثَلُ الْجَسَدِ؛ إِذَا اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَدَاعَى لَهُ سَائِرُ الْجَسَدِ بِالسَّهَرِ وَالْحُمَّى] “Müminlerin birbirlerine sevgi, merhamet ve şefkatteki misali bir beden gibidir. Ondan bir organ rahatsız olsa, diğer organlar da uykusuzluk ve ateşle ona katılır.”6
Buhari’de geçen başka bir hadiste ise şöyle buyurulur:
[الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ؛ لَا يَظْلِمُهُ وَلَا يُسْلِمُهُ] “Müslüman, Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez, onu düşmana teslim etmez.”7
“Tek ümmet” fikri, zulme rıza göstermeyen ve birbirini koruyan Müslümanların birliğini ifade ettiği halde bugün Gazze yanarken ümmetin diğer parçalarının sadece seyirci kalması ve Gazze’yi düşmana teslim etmesi, bu bedenin bütünlüğünü kaybettiğini göstermez mi? Eğer bir organ acı çekerken diğer organlar hareketsizse, ortada ya bilinç kaybı ya da bağ kopukluğu var demektir. Müslüman coğrafyanın şu an yaşadığı kriz de tam olarak budur; bağ kopmuştur. Siyasi, sosyal, ekonomik ve askerî bağlarımız parçalanmıştır.
Bugün Müslümanlar askerî olarak zayıf değildir, fakat dağınıktır. Ekonomik olarak yoksul değildir, fakat servet ve kaynakları düşmanları tarafından sömürülmektedir. İnsan kaynağı olarak yetersiz değildir, fakat ortak bir hedeften mahrumdur. Elli yedi devletin ayrı ayrı çıkar ve diplomatik hesaplar yapması, ümmetin ortak maslahatını gölgede bırakmaktadır.
Şu soruları sormak zorundayız:
Aynı Allah’a iman eden, aynı Kitap’a inanan, aynı Peygamber’e tabi olan bir topluluğun neden tek bir siyasi iradesi yoktur? Eğer namazda tek bir imamın arkasında saf tutabiliyorsak, neden siyasi hayatta tek bir liderlik etrafında birleşemiyoruz?
Cevap açıktır: Modern ulus-devlet sistemi, ümmet bilincinin en büyük düşmanıdır. Milliyetçilik, vatancılık ve dar çıkar hesapları, ümmet fikrini büyük ölçüde aşındırmıştır.
Günümüzde, elli yedi devlete bölünmüş Müslüman halkların bu bölünmüşlükten kurtularak birleşebilmesi ve tekrar tek ümmet olabilmesi düşüncesi, Hilâfet kavramında somutlaşır. Hilâfet, ümmetin siyasi birliğinin ve ümmet bilincinin kurumsallaşmış bir ifadesi olmasının yanı sıra bütün Müslümanların iman ettiği İslâm akidesinin temeli olan tevhidin toplumsal ve yönetsel boyutunu da ifade eder.
Bu çerçevede Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem'in söylediği, [مَنْ مَاتَ وَلَيْسَ فِي عُنُقِهِ بَيْعَةٌ مَاتَ مِيتَةً جَاهِلِيَّةً] “Kim boynunda biat taşımadan ölürse cahiliye ölümüyle ölür.”8 hadisi ile [إِنَّمَا الإِمَامُ جُنَّةٌ؛ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ] “İmam (halife) bir kalkandır. Onun arkasında savaşılır ve onunla korunulur.”9 hadisi, tek ümmet olmanın Hilâfet ile bağlantısını kurmakta ve Hilâfet’in Müslümanlar açısından yerine getirilmesi gereken siyasi ve dinî bir zorunluluk olduğunu beyan etmektedir.
Sonuç olarak, bugün yaşadığımız zillet, düşmanların gücünden ziyade bizim dağınıklığımızın sonucudur. Eğer sevinçlerimiz ve hüzünlerimiz ortak olsaydı, savaşımız ve barışımız tek bir iradeye bağlı olsaydı, hiçbir güç Müslümanların kanını bu kadar kolay akıtamazdı, Müslümanlara bu kadar kolay zulmedemezdi.
Parçalanmışlık devam ettiği sürece Müslümanların kalkınması, izzet ve şerefli bir hayat yaşaması mümkün olmayacaktır. Bu nedenle içinde bulunduğumuz mübarek Ramazan ayını tek ümmet olma bilincinin yeniden inşası için bir fırsat olarak görmeli ve Müslümanların parçalanmışlığını sona erdirerek vahdeti sağlayacak, onları büyük ve güçlü tek ümmet hâline getirecek Hilâfet’in yeniden tesisi için bütün gücümüzle çalışmalıyız. Allah’tan yardım dileriz.

Ramazan Ümmet Olma Zamanı

İran’ın Yanında mı, Amerika’nın Karşısında mı?

Model/Vasat Ümmet Olma Zamanı

Devrimin Çocuklarıyla İki Gün: Şam İzlenimlerim

ABD-İran Savaşı’nın Anatomisi

İran’ın Yanında mı, Amerika’nın Karşısında mı?



