loader

Ölü Toprağı!

[اَيَحْسَبُونَ اَنَّمَا نُمِدُّهُمْ بِهٖ مِنْ مَالٍ وَبَنٖينَۙ نُسَارِعُ لَهُمْ فِي الْخَيْرَاتِؕ بَلْ لَا يَشْعُرُونَ] “Sanıyorlar mı ki; onlara verdiğimiz servetler ve evlatlar onların iyiliğine olacak. Hayır, onlar durumun farkında değiller ve Ahirette ki perişanlığı düşünmüyorlar.”[1]

Allah Subhanehu ve Teâlâ dünya nimetleri ile ahiretin gözetilmesini talep etmektedir. Bunu yapmayanlar için de Ahiret hayatında ciddi sıkıntıların kendilerini beklediği hatırlatılmaktadır.

Bu ve benzeri onlarca ayette dünya hayatının geçiciliği üzerinde durulmakta, şeytanın insanları kandırmak için Allah katında hiçbir değeri olmayan dünya nimetlerini kullandığı belirtilmekte, akıllı ve takvalı olunmasının daha hayırlı olacağı vurgulanmaktadır.

Tabi ibret alanlar için!

“Yöneticiler bozulursa toplum bozulur, âlimler bozulursa da yöneticiler bozulur.” uyarısı gereğince toplumu ayakta tutan iki temel kuruma dikkat çekilmektedir.

Osmanlı Hilâfet Devleti çeşitli entrikalarla yıkıldıktan sonra maalesef “ne hakkı hak bilip korkusuzca haykıran âlim ne de Allah korkusu üzerine kurulu bir yönetim/yönetici” kalmadı desek, abartmış olmayız.

Ümmetin hayrına konuşan âlimlerin ise -toplum sahiplenmediği için- haykırmaları kalabalıklar arasında kayboldu gitti.

Bu durum, yöneticileri daha azgın olmaya sevk etti.

Öyle ya, artık kendilerini uyaracak hiç kimse kalmamıştı ve istedikleri şekilde davranmaya, istedikleri şekilde her türlü meselede tezviratlar yapmaya gidebilirlerdi.

Öyle de oldu.

Kimi, apaçık ayetler olmasına rağmen kafirlerle dostluk yarışına girdi; kimi, egemenliği Allah’tan alıp bir insana/meclise tevdi etti; kimileri, “ribanın/faizin günümüzün kabul edilmesi gereken bir gerçeği” olduğunu söyledi, kimileri de İslâm’ın “güncellenmesi” gerektiğini dile getirebildi vs.

Bunu niye yapıyorlar, bilmemekle birlikte (çünkü kalpleri yalnız Allah bilir) bu tutumdan elde ettikleri şey; servetler ve evlatlardı.

[اِنَّهُ كَانَ ظَلُوماً جَهُولاًۙ]

“İnsan ne kadar da zalim ve cahildir.”[2]

İnsanlık tarihi, iman ve küfrün mücadelesidir ve bu kıyamete kadar geçerli olacak iken, aydınlığın zıddı olan karanlık tarafın yani kâfirlerin ve müşriklerin tuzaklarına düşüp onlarla (iman edenlerin düşmanları olanlarla) iş tutup kendini ve peşindekileri ateşe sürüklemek ne kadar akıllıcadır?

Hadi, diyelim ki; bu gibi kimseler şeytanın saptırdığı ve Allah’ın kendilerinden akıl ve iman gibi bir nimeti aldığı kimseler olsun, onların peşinden gidenlere ne demeli? Örneğin, ülkede yaşanan döviz kuruyla ilgili oynanan tiyatroya baktığımızda, görülenler gibi. Açgözlü, vahşi birkaç sermaye sahiplerinin ülke ekonomisi ve insanların hayatları ile nasıl oynadığını hep birlikte görmüş olduk. Sermayeyi elinde tutanların, istedikleri olmadığında birkaç gün içerisinde neler yapabildiğini gördük.

Hükümetin de hiçbir şey yapamadığını, dövize endeksli TL garantisi vererek (şimdilik) iktidarını(!) koruduğunu, bunu yaparken de bir kaç gün önce halkın karşısında dinî duyguları sömürerek faiz ile ilgili nas olduğunu, bunun aksine bir uygulamayı kendisinden beklememelerini hatırlattığına da şahit olduk.

Kâfirlerin kurduğu batıl nizamlar ile ülke yönetenlerin İslâmi birtakım söylemleri kullanmasına aldanılmaması gerekir. Çünkü mesele, sistemsel bir meseledir.

Allah’ın indirdikleri ile hükmedilmedikten sonra gerisi, laf-ı güzaftır. Ümmetin bunu fark etmesi gerekiyor. Sınırlarını bile kâfirlerin çizdiği, yöneticilerini kâfirlerin atadığı, kimin ne ile hükmedeceğini kâfirlerin belirlediği topraklarda nasıl olur da bir Müslüman rahat edebilir? Nasıl olur da sahte kahramanlık gösterisi düzenleyenlere aldanır? Kendi ekonomisi üzerinde bile herhangi bir söz hakkı olmayanlara nasıl inanır; ümmetin hayrını düşünen ve her türlü mubah üslup ile topluma İslâm’ın fikirlerini götüren bir kitle olmasına rağmen?

Herhangi bir tepki vermemeyi ifade eden “üzerine ölü toprağı serpilmek” diye bir söz var. Ümmetin durumu maalesef bu şekilde. Özellikle son yıllarda Müslümanlar İslâmi değerlerden hızla uzaklaşmakta ve bu durum “modernite” adı altında meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır. “Özgürlükler” adı altında insan onuruna yakışmayan davranışlar birer değer hâline getirilmektedir. Eşcinsellik, bireyselcilik, bananecilik, dinsizlik gibi.

Bu durumdan hemen herkes haberdar ve çay sohbeti hâline gelmiş durumda. Böyle olmasını isteyerek toplumun tepkisizleşmesi mi istenmektedir, bilmiyorum ama uçuruma sürüklendiğimizi biliyorum.

Onun için özellikle ümmetin teveccühünü kazanmış âlimlerin hızlı bir şekilde bu meseleler hakkında kanıksanmış konuşmalar yapmak yerine harekete geçmeleri gerekmektedir. Ümmeti bu durumlara düşüren esas müsebbibin batıl nizamlar olduğunu ve İslâm’ın nizamına dönülmediği müddetçe de bu durumun düzelmeyeceğini söyleyip bakışları gayr-ı İslâmi nizama çekmelidirler. Veya bunu yapan muhlis Müslümanlara her türlü desteği vermeli ve Allah Azze ve Celle’nin razı olacağı bir hayatı, geçici dünya nimetlerine tercih etmelidirler. Bunu yaparak hem kendilerini hem de ümmeti kurtarabilirler. Yoksa Allah Subhanehu ve Teâlâ başka bir toplum getirir; sonra kendilerine yardımcı da bulunmaz.

 


[1] Müminun Suresi 55-56

[2] Ahzap Suresi 72

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız