loader

Kirli Siyasetle Ulvi Hedeflere Ulaşılamaz!

Bir Karadeniz fıkrasında şöyle geçer: “İçerisinde politikacıların olduğu bir otobüs, Karadeniz bölgesinde kaza yapar ancak olay yerine giden trafik ve sağlık ekipleri politikacılardan hiçbirini bulamaz. Bunun üzerine yapılan tahkikatta civar köylülerin politikacıları canlı-canlı defnettikleri anlaşılır. Köylülere, canlı olduklarını gösteren hiç bir emareye rastlayıp rastlamadıkları, politikacıları canlı oldukları hâlde neden gömdükleri sorulur. Bunun üzerine köylüler; ‘Politikacılarda canlılık emareleri vardı. Hatta biz onları gömerken kendileri canlı olduklarını söylediler ancak biz onlar politikacı diye inanmadık.’ şeklinde cevap verirler.” Espri diliyle günümüz siyasetçilerini anlatan bu fıkrayı duyunca herkes güler elbette. Ancak bu duruma ağlamak daha yerinde bir tavırdır. Çünkü bir toplumun en önemli işleri, o toplumun dinamiklerinden biri olan devlet ve yönetimdir. Siyasetçi ise ya fiilî olarak o devletin içerisinde yönetim görevini üstlenen kişi ya da yönetime talip olan kişilerdir. Ümmetin en önemli işlerinin böyle alay konusu olması günümüz siyasetçilerinin vakıasını göstermektedir. Seçim dönemlerinde bol keseden atılıp sonra tutulmayan vaatler, “nabza göre şerbet” kabilinden birbirini tutmayan açıklamalar ve kime karşı olduğu bilinmeyen “takiyeler”, günümüz siyaset ve siyasetçilerini “kirli” hâle getirmektedir.

Bu sabah yine güne, Adalet Bakanı’nın istifası ve TÜİK Başkanı’nın görevden alınmasıyla uyandık. Adalet eski Bakanı Abdülhamit Gül’ün “görevden affını” istemesi, AK Parti içerisindeki başka bir kirli siyasetin, bir rekabet ve çatışmanın neticesi olduğu açıktır. Gül, daha önce bu çatışma karşısında, “boyun eğmek” ve “direnmek” şeklinde iki seçeneği olduğunu biliyor ve direnmeyi tercih ediyordu. Nitekim AK Parti içerisinde Genel Başkan Erdoğan’ın gitgide sembolik bir hâle geldiği ve Erdoğan sonrası hesaplar yapıldığı da bilinen bir şey. Genel siyasetin kirliliği yanında kirlilik içinde kirlilik… Abdulhamit Gül’ün bu kirlilik içerisinde çatışma taraflarından birinde olmasından mı yoksa kirliliğe karşı ayrı bir taraf olmasından mı bilemiyorum ama bu kirli siyasetle ulvi hedeflere ulaşılamayacağını önceden kavraması gerekirdi. Çünkü toplumun ulaşması gereken ulvi hedefler, toplumun muhafazası için konulmuş yüce hedeflerdir. İslâm açısından bu hedefler; insan canını, aklını, onur ve haysiyetini, nesli, ferdî mülkiyeti, dini, devleti ve emniyeti korumaktır. Demokrasinin ise toplumu ulaştırmak istediği böyle hedefleri yoktur. Tam aksine, “bir tehdit olmasın” diye bu yüce hedeflere ulaşılmasını imkânsız hâle getirmek için insanları ferdileştirip kendi bekasını sağlamak, en büyük gayesidir.

Kamuoyunda bu kirli siyaset içerisindeki bazı kişilerin İslâm’ın ulvi hedeflerine ulaşmak istediklerine dair bir şuur var. Esasında bu şuuru da oluşturan yine bu kirli siyasetçiler. Bekalarını sağlamanın ve sağlamlaştırmanın yolunun böyle bir şuura muhtaç olduğunu biliyorlar. Abdulhamit Gül de bu şuurun oluşmasında ve devam etmesinde büyük bir rol oynadı. -Bunu ister bilerek yapsın, ister bilmeden- büyük bir vebali yüklenmiş olarak bakanlık görevinden ayrıldı. Nitekim İslâmi şuura sahip bir kişiyi bile demokratik yola sevk etmek veya buna az da olsa katkı sunmak, büyük bir günahtır. Efendimiz Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in; “Senin ellerinle bir kişinin iman etmesi vadiler dolusu develerinin olmasından daha hayırlıdır.” sözünün mefhum-u muhalefetidir. Senin ellerinle bir kişinin sapması, vadiler dolusu bir serveti kaybetmekten daha kötüdür, daha şerdir.

Bir kişiyi böyle büyük bir vebalden ancak tövbe edip insanlara doğru yolu göstermesi kurtarabilir. Artık kirli siyasetle yüksek ideallere ulaşılamayacağını hem halkın hem de eğer varsa bu kirli siyaset içerisindeki İslâmi şuura sahip kişilerin idrak etmesi gerekir. Çünkü İslâm’ın iktidara ulaştırılması için kimse, bu demokratik kirli siyasete muhtaç değildir. Bilakis kendisinin pak ve temiz olduğu gibi hâkimiyet metodunun da temiz olması gerekir. İslâm’ın metodunun temizliği/saflığı, metodun tamamen vahye dayalı olarak yabancı fikir ve kültürlerden arındırılmasına bağlıdır. Böyle temiz bir metot, kendisini takip edecek kişilerin de temiz olmasını gerektirir.

Söz buraya gelmişken; İslâm’ı hayata hâkim kılmakla ilgili yine İslâm’ın olmazsa olmaz kıldığı şu dört prensibi paylaşmak isterim: Birincisi; sınırlandırılmış, arı, billur, açık ve sadece vahye dayalı külli bir fikir. İkincisi; ön hazırlık sonucu ulaşılmış dosdoğru vazıh bir metot. Üçüncüsü; sahih uyanıklığın yerleştiği ve sahih iradenin temerküz ettiği salih insan. Dördüncüsü; bu insanları birbirine bağlayan sahih, ideolojik bir bağ.

İşte ulvi hedeflere ulaşmak için bağrında bu dört prensibi bulunduran sahih bir kitleyle/partiyle çalışmak gerekiyor. Demokratik partilerden ve demokrat siyasetçilerden ne kendilerine, ne vatandaşlara ne de İslâm ümmetine bir hayır ulaşır.

Kirli siyaset, içerisinde bu bozuklukları gördüğü hâlde orada kalmaya devam etmek, bunun bir parçası olmaya devam etmektir. Gelin, boyunduruklardan kurtulup Müslüman halktaki İslâm arzusunu görün ve sırtınızı Allah’a yaslayıp tevekkül ederek doğru bir adım atın! Demokrasi ve cumhuriyetin batıl olduğunu ilan edin! Bu eylem aynı zamanda büyük bir tövbedir. Zira büyük günahların büyük tövbesi olur. Sayın Abdulhamit Gül ve onun nezdinde şuuru İslâm ol(duğu sanıl)anlara tavsiyem budur.

Selam ve dua ile…

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız