
Hicretimiz İslam’ın Devletinedir!
İslam’ın takviminde bugün, 1 Muharrem 1448. Yeni bir Hicrî yıla daha girmiş bulunmaktayız. Her yıl olduğu gibi bu yıl da Hicrî yılbaşı Müslümanlar tarafından dualar eşliğinde kutlanmakta, hayır ve bereket temennilerinde bulunulmaktadır. Diğer taraftan ise Hicret’in gerçek mahiyeti konusunda, kasıtlı veya kasıtsız şekilde yanlış değerlendirmeler yapılmakta; İslam tarihinde önemli bir milat ve dönüm noktası teşkil eden bu ilahi yürüyüş hakkındaki anlam tahrifatı devam etmektedir.
Özellikle Diyanet İşleri Başkanlığının Hicret meselesiyle ilgili yayınladığı hutbeler, hakikati tersyüz ederek Müslümanların zihninde büyük bir kavram krizine sebep olmaktadır. Bu durum, delil ile vakıa arasındaki bağı doğru biçimde kuran ve amel etmeyi merkeze alan İslami düşünme metodunun kaybedilmesinden kaynaklanan sorunu daha da derinleştirmektedir. Oysaki kavramları yerli yerinde kullanmak; fikrî yükselişin, doğru kalkınma mücadelesinin olmazsa olmazıdır. Zira kavramlar, anlaşabilmenin dilidir. Allah Azze ve Celle, anlam tahribatına dikkat çektiği bir ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır:
[يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَن مَّوَاضِعِهِ] “Kelimeleri yerlerinden kaydırıp tahrif ederek onları anlamlarından uzaklaştırırlar.”1
Makalemizin konusu olan tahrif edilmiş kavramlardan biri de “Hicret” kavramıdır. Bu minvalde Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Medine’ye hicret nedenini “zulümlerden kaçış” olarak lanse edenler olduğu gibi, “daha müreffeh bir hayat tercihi” olarak lanse edenler de olmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı ise önceki yıllarda yayınladığı hutbelerin bir benzeri olarak, 12 Haziran 2026 tarihli “Hicrî Yeni Yıla Girerken” başlıklı Cuma hutbesinde, Hicret’i şöyle tarif etmiştir:
“Müslümanın hicreti; kibirden tevazua, öfkeden merhamete, bencillikten diğerkâmlığa, zulümden adalete, karamsarlıktan umuda doğru yol almasıdır. Müslümanın hicreti; yalan, iftira, fitne ve gıybet gibi dilin afetlerinden uzaklaşıp; doğruluğu, kardeşliği ve muhabbeti kuşanmasıdır. Müslümanın hicreti; alkol, zina, faiz, rüşvet, stokçuluk ve karaborsacılık gibi huzur ve güveni zedeleyen haramlara tevessül etmemesi, helallerle yetinmesidir…”2
Dikkat ederseniz Diyanet’in hitabı, her konuda olduğu gibi yine Müslümanların bireysel düşünce ve davranışlarına yöneliktir. Her cümle tekil olarak "Müslüman" diye başlıyor. Yöneticilerden hiç bahsedilmiyor, onlara hiç vaaz ve nasihat verilmiyor. Aynı şekilde, yöneticilerin başında bulunduğu toplumun düşünce ve davranışlarını belirleyen; eğitim, fikir ve kanunlar yoluyla insanların ilişkilerini düzenleyen Batı menşeili seküler modern cahiliye sisteminden de hiç bahsedilmiyor. Varsa yoksa "Müslümanlar kendisini düzeltsin" deniyor.
Haşa, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem ahlak, kardeşlik ve maruf hasletler konusunda eksik miydi de bunları kemale erdirmek için yanına güzide sahabelerini de alarak Mekke’den Medine’ye hicret etti? Bilakis, İslami şahsiyet konusunda Allah’ın izniyle her şey tamamdı fakat eksik olan bir şey vardı ki Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem onun için Medine’ye hicret etti. O eksik olan şey; risaletin gönderiliş gayesi olan İslam’ın bir devlet olarak hayata hâkim olması, hükümlerin tatbik edilmesi, böylece davet ve cihat yoluyla insanlığa taşınmasıydı. Zira konu hakkında Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in siretindeki tüm deliller, buna işaret etmektedir.
Hicretin vakıasını açıklığa kavuşturan tarih, nübüvvetin 10. yılıdır. O yıla kadar bıkmadan usanmadan Mekkelileri İslam’a davet eden Allah’ın Rasulü, bu yıldan sonra güç ve kuvvet sahiplerinden nusret (yardım) talep etme işini de davetten bir parça kılmıştır. Nusret talep etme, fertleri İslam’a davet etmekten farklıdır; nusret talebi, doğrudan yönetime ulaşmada yardım talebidir. Nitekim Allah Rasulü’nün o yıla kadar insanlara davetinde kullandığı ifadeler ile kabilelere nusret talebinde bulunduğunda kullandığı ifadeler farklılık arz etmektedir. Fertlere yaptığı davette, “Ben, sizi, dile kolay gelen, Mizan’da ağır basan iki kelimeye davet ediyorum ki o da, Allah’tan başka hiçbir ilah olmadığına ve benim de Allah’ın kulu ve Rasulü olduğuma şahadet etmenizdir…”3 derken; kabilelere nusret talebi için yaptığı davette ise, “Ey falan oğulları! Bana iman etmenizi ve beni tasdik etmenizi, ayrıca Allah’ın beni kendisi için gönderdiği şeyi açıklayıp ortaya koyana kadar bana yardım etmenizi sizden istiyorum...”4 diyordu.
Bu iki metinde geçen farklılık apaçık bir şekilde ortadadır. Bu farklılık, aynı zamanda bize önemli bir mesaj vermektedir ki o da şudur: Allah Rasulü, nübüvvetin 10. yılından sonra dinin ikame edilmesi için güç sahiplerinden yardım talep etmiştir. İbn Sa’d’ın Tabakat’ında belirttiğine göre; Beni Amr b. Sa’sa, Muharrib b. Hasfe, Fezara, Ğassan, Mürre, Huneyfe, Süleym, Abes, Beni Nadra, Beni Bükea, Kinde, Kelb, El-Haris b. Ka’b, Uzre, El-Hudareme olmak üzere 15 kabileye nusret için başvurmuştur.
Rasulullah’ın, bahsi geçen kabilelerin her biriyle yönetim, nusret ve savaş üzerine yaptığı diyalogları bu kısa yazıya sığdırmamız elbette mümkün değildir. Ancak Medine’nin kapılarını Allah Rasulü’ne açan Akabe Biati’ne değinmemiz yeterli olacaktır; zira İkinci Akabe Biati, İslam Devleti’nin kuruluşunun âleme ilanıdır. Bilindiği üzere Evs ve Hazreç kabileleri Rasulullah ile Akabe’de görüşmeyi kararlaştırdılar. Rasulullah’ın amcası Abbas şöyle dedi:
“Ey Hazreç topluluğu! Herhalde siz Muhammed’i neden buraya çağırdığınızı biliyorsunuz. Şüphe yok ki Muhammed, aşireti içinde en izzetli ve şerefli olanıdır. Vallahi O’na bir zarar gelirse bizden O’na inanan, inandığı için; O’na inanmayan da kendi şerefi için muhakkak O’na yardım edecektir… Eğer siz kuvvet ve mücadele ehli, harp etmeyi bilen, Arapları yekvücut olarak karşısına almaktan korkmayan bir kavim iseniz bir diyeceğim yok…”
Bunun üzerine Medineliler şöyle dediler:
_“Dediğini duyduk! Ey Allah’ın Rasulü, kendin ve Rabbin için dilediğini bizden iste… Seni hak üzere nebi olarak gönderene ant olsun ki çoluk çocuğumuzu koruduğumuz gibi seni koruyacağız. Evet, sana biat ettik. Ey Allah’ın Rasulü! Allah’a yemin olsun ki biz savaşla büyümüş, zırh ve silahla çokça haşır neşir olmuş bir kavimiz ki bu özellik bize büyüklerimizden kaldı.”5
Dikkatle düşünüldüğünde; biat esnasında kullanılan sözcüklerden olan “yardım”, “harp”, “bütün Arapları karşısına alma”, “kadınlarını, çoluk çocuğunu korudukları gibi O’nu koruma” gibi tüm sözcük ve ifadelerden açığa çıkan şey; dini ve davayı koruyacak, dinin hükümlerini uygulayacak ve İslam’ı tüm dünyaya yayacak olan devletin kurulması talebidir. Bu rivayetlerin tümünde açığa çıkan diğer bir husus ise Allah Rasulü’nün kabilelerden nusret talep etme işini kendi nefsinden değil, Allah’ın emirleri doğrultusunda gerçekleştirdiğidir. Nitekim Ali RadiyAllahu Anh de bu amelin Allah’ın emri doğrultusunda gerçekleştiğini söylemektedir. Öyleyse “Allah Rasulü devlet kurmak için hicret etmedi” sözü gerçeği yansıtmamaktadır.
Burada şunu da hatırlatmakta fayda var: Bir olayın en derinden hissedilmesi, o olayın sürekli hatırlanmasını gerekli kılar. İşte sahabeler bunu yaptı ve Halife Ömer RadiyAllahu Anh’in Hilâfetinde kamerî takvim resmî olarak kabul edilerek, Hicret’e izin verilen Muharrem ayının birinci günü Hicrî yılın başlangıcı olarak ilan edildi. Zira Ömer RadiyAllahu Anh bu günü, “Hakkın zafere, batılın hezimete uğradığı gün” olarak tarif etmiştir. Böylece İslam’ın takvimi, İslam Devleti’nin kurulması ile özdeşleştirilmiş oldu.
Ayrıca Hicret hadisesi göstermiştir ki Allah Subhanehu ve Teâlâ vaadini gerçekleştirmiş ve dinine yardım edenleri yardımsız bırakmamıştır. Öyleyse bugün bizlere düşen; Rasulullah’ın hayatını, İslam’ın gönderiliş gayesine uygun bir düşünce disiplini içerisinde inceleyerek O’nun hareket metodunu takip etmektir. Ki böylece 3 Mart 1924 tarihinde kaybettiğimiz İslami devletimizi, Râşidî Hilâfet örnekliğinde yeniden ikame edebilelim. Böylece Gazze’yi, Mescid-i Aksa’yı; bir bütün olarak Filistin’i ve sömürgeci kafirler ile ajanlarının tasallutu altındaki tüm beldelerimizi özgürleştirelim. Böylece ekini ve nesli ifsat eden kapitalist küfür sistemini İslam’ın devleti ile ortadan kaldıralım; dünyada izzet ve şerefe, ahirette Allah Azze ve Celle’nin rızasına nail olalım.
[لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ یَرْجُو اللَّهَ وَالْیَوْمَ الْآخِرَ] “Andolsun ki sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman ve Allah’ı çok zikreden kimseler için Allah’ın Rasulü’nde güzel bir örnek vardır.”6


Eşcinsellik Genetik Değil, Düşünce Anormalliğidir

Dava, Gençlik Şöleni ve Meyhane Açılışı Üzerine

Kertenkele Deliğinden “Batı’nın Karanlık Deliği”ne

Hicretimiz İslam’ın Devletinedir!

Kertenkele Deliğinden “Batı’nın Karanlık Deliği”ne

Eşcinsellik Genetik Değil, Düşünce Anormalliğidir






