loader

Hedef "Kızılelma" ise Yolu Hilâfet’tir!

Son yıllarda milliyetçiliğin yükselişe geçtiği, özellikle de sınır dışı askerî hareketlerin yapıldığı dönemlerde, ayrıca Osmanlı ve Selçuklu dönemlerine ilişkin eserlerde sıklıkla dile getirilen bir tabir var: “Kızılelma”.

Popüler kültürde Osmanlı ve Selçuklu dönemlerini anlatan dizilerde de kasten fazlaca ifade ediliyor. Peki, özellikle Türk milliyetçilerinin sahiplendiği ve ulvi bir hedef olarak gösterdiği bu Kızılelma meselesi nedir? Varılmak istenen yer olan “Kızılelma” neresidir?

Kızılelma’nın ilk kez Orta Asya Türkleri tarafından dile getirilmiş bir ifade olduğu iddia ediliyor. Bu iddiaya göre Kızılelma, Türk devletleri için bir hedefi ve amacı simgeliyor. Hatta Orta Asya’da bulunan ve batıya doğru ilerlemek isteyen Türkler için ilk Kızılelma, Hazar Kağanlığıdır. Hazar Kağanının ipek çadırının üzerinde bulunan altın top “Kızılelma” olarak tarif edilmiştir. Ancak bu kaynaklar zayıf olduğundan bunlar milliyetçilerin uydurduğu hikâyelere benzemektedir.

Dolayısıyla Kızılelma simgesinin tam olarak ne zaman, nerede ve nasıl ortaya çıktığı bilinmiyor. Fakat Osmanlı döneminde sıkça kullanıldığı, tarihe ve edebiyata mâl olduğu aşikâr. Osmanlı Hilâfet Devleti, Kızılelma’yı özellikle Batı memleketlerine doğru yürütülen cihadın bir sembolü olarak kullanmıştır. Hatta yeniçerilerin savaş azmini ve motivasyonunu yüksek tutmak için yaygın bir şekilde kullanılmıştır. Üstelik Osmanlı döneminde bir hükümdarlık alâmeti sayılmış ve Mehmed Çelebi, II Murad, Fâtih Sultan Mehmed, II. Bayezid, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim ve III. Murad gibi bazı sultanlar elinde birer kırmızı elma ile resmedilmişlerdir. Yine Osmanlı askerinin “Padişahım, biz senin uğrunda ta ki Kafdağı’nın ötesine, Kızılelma’ya dek varırız” dediği meşhurdur. Kanuni Sultan Süleyman’ın bir gün yeniçeri kışlasını dolaştıktan sonra, “Kızılelma’da buluşuruz” diyerek askerin arasından ayrılması da çeşitli kaynaklarda zikredilmektedir.

Esasen Osmanlı’da Kızılelma’nın tam olarak neresi olduğu ile ilgili iki somut emare bulunuyor. Bunlardan ilki, fethedilinceye kadar İstanbul yani Konstantiniyye idi. Zira Bizans döneminde Ayasofya’nın önünde dikili bir sütun üstündeki at üzerinde Bizans İmparatoru Lustinianos’un heykeli bulunuyordu. Lustinianos’un heykelinin elinde ise altından bir küre vardı ve bu küreye Kızılelma benzetmesi yapılıyordu. Bu heykel, İstanbul fethedilip Ayasofya cami yapıldıktan sonra yıkıldı ve böylece Kızılelma’ya varılmış oldu.

Ancak İstanbul’un fethinden hemen sonra Müslümanlar için sonraki hedef yani yeni Kızılelma, Roma oldu. Fâtih Sultan Mehmed’in veziri olan Gedik Ahmed Paşa’nın Otranto Seferi, Kanuni Sultan Süleyman’ın Korfu ve Pulya seferleri, Barbaros Hayreddin Paşa’nın Reggio seferi, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın Viyana Kuşatması hep Kızılelma’ya ulaşma idealidir.

Kosova Meydan Savaşı’nın kazanılıp Sırbistan’ın Osmanlı topraklarına katılmasında önemli rol oynayan ve babasının yerine tahta geçen Yıldırım Bayezid, cülûs tebriki için Edirne Sarayı’na gelen Venedik, Ceneviz ve diğer İtalyan devletlerinin elçilerine şöyle demiştir: “Roma’ya kadar gidip Saint Pierre Kilisesi’nin mihrabında atıma yem vereceğim.” Yıldırım Bayezid’ın bu sözleri, Roma Kızılelmasının, henüz doğu Kızılelması (İstanbul) fethedilmeden önce de hedef olduğunun göstergesidir.

Osmanlı Devleti’nin Yavuz Sultan Selim öncesinde bir İslâmi devlet olduğu, Yavuz’dan sonra Hilâfet sancağını yüklendiği, yegâne harici siyasetinin ilâ-i Kelimetullah uğrunda cihad ve fetih siyaseti olduğu ve bunun da İslâmî hedeflerle örtüştüğü dikkate alındığında, Kızılelma ülküsünün Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in İstanbul ve Roma’nın fethini müjdelediği hadisten soyutlanması düşünülemez.

İbni Kubeyl’den şöyle rivayet edilmiştir: “Biz Abdullah Bin Amr Bin el-As’ın yanındaydık, şöyle soruldu: ‘İlk önce hangi şehir fethedilecek, Konstantiniyye mi, Roma mı?’ Abdullah, kilitli bir sandığın getirilmesini istedi, ondan yazılı bir kâğıt çıkardı ve şöyle dedi: ‘Biz Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in etrafında yazıyorken, ‘Hangi şehir önce fetholunacak, Kostantiniyye mi, Roma mı?’ diye soruldu. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem: ‘Heraklin’in şehri (Kostantiniyye) önce fethedilecektir!’ buyurdu.” [Ahmed Bin Hanbel, Darimi]

Peki, Yıldırım Bayezid neden Roma’daki Saint Pierre Kilisesi’nden söz ediyordu? Diğer adıyla San Pietro Bazilikası, Roma’daki en büyük 4 bazilikadan ikincisidir. Vatikan’daki en göze çarpan binadır. Kubbesi ile Roma’nın siluetindeki en önemli parçalardan biridir ve Hıristiyanlığın en büyük mabedidir. 23.000 m² arazi üzerine kurulu ve 60.000 kişilik bir kapasiteye sahiptir. İstanbul’un fethinden sonra, Kızılelma’nın, Roma’da bulunan Saint Pierre Kilisesi’nin mihrabındaki altın top olduğu ileri sürülmüştür.

Yani İstanbul’un fethinden sonra Kızılelma tabiri, sıklıkla Papalığa ait San Pietro Kilisesi için kullanılmıştır. Kızılelma efsanesi İstanbul’un fethinden sonra yeniçeriler arasında daha çok yaygınlaşmıştır. Osmanlı’nın Avrupa’da fethetmeyi istediği önemli şehirler, “Kızılelma” olarak anılmıştır. 1521’de Belgrad’ın alınması, 1526 yılındaki Mohaç Savaşı ve 1529’daki I. Viyana Kuşatması’na dair Osmanlı eserlerinde hep Kanuni Sultan Süleyman’ın “Kızılelma’yı eline aldığından” bahsedilmiştir. Gelibolulu Mustafa Âli’nin Künhü’l-Ahbâr adlı eserinin bir yerinde Kızılelma “Frenklerin ülkesinin en ücra köşesinde büyük bir kilise” ile ilişkilendirilmiştir. Edebiyat tarihçisi Orhan Şaik Gökyay ise, söz konusu kilisenin bazılarına göre Roma’daki Saint Pierre Kilisesi olduğunu ifade etmiştir.

Bu konuda ünlü tarihçi Prof. Bernard Lewis şöyle demiştir: “On altıncı yüzyıldan itibaren, Türk kaynaklarında ıssız şehre veya ‘Kızılelma’ ve ‘Kırmızı Elma’ denilen efsaneye sık sık atıfta bulunuldu. Kuşkusuz bu isim, o şehirde bulunan büyük bir kilisenin üzerinde büyük bir altın kubbenin bulunmasından gelmektedir. Altın Elma şehri, Müslümanların fetihlerinin nihai hedefiydi. Yakalanması, İslâm’ın nihai zaferi olan cihadın sonunu işaret ediyordu. Ve o şehir, önce Konstantinopolis sonra Budapeşte ve sonra -farklı zamanlarda- Viyana ve Roma olmak üzere İslâm ordularının hedefi olan Hıristiyan dünyalarında aynıydı. Gerçek şu ki, Müslümanlar Konstantinopolis’i kendilerine şehir yaptılar, bir buçuk yüzyıl boyunca Budapeşte’yi kontrol ettiler ve Viyana’yı iki kez kuşattılar ve görünüşe göre artık Roma’yı tehdit ediyorlar.”

Yine Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü’nün yazarı Mehmet Zeki Pakalın da Kızılelma’nın Osmanlılar tarafından Roma’ya verilen ad olduğunu söylemektedir.

Batı kaynaklarında asâ ile birlikte hükümdarlık alâmeti olarak kullanıldığı belirtilen Kızılelma bazılarına göre İtalya’daki Roma şehri, bazılarına göre de Roma’daki Saint Pierre Kilisesi’nin üzerinde bulunan ve denizden de görülebilen altın yaldızlı küre ya da bu kilisenin üstü kırmızı bakırla kaplanmış kubbesidir. Bu sebeple hedefi Kızılelma olan tüm Osmanlı sultanları ve askerleri Roma’yı fethederek Kızılelma’ya ulaşmak için cenk üstüne cenk etmişlerdir. 

Ancak Osmanlı’nın son yıllarında ve Cumhuriyet kurulduktan sonra Kızılelma ideali büyük bir değişikliğe uğramıştır. Özellikle Türk milliyetçisi Ziya Gökalp, bu simgeyi Turan Ülküsü ile birleştirerek ona yeni bir anlam kazandırmaya çalışmıştır. İttihat ve Terakki Cemiyeti bünyesinde örgütlenen Türk milliyetçilerinin ideoloğu sayılan Ziya Gökalp, 1914 yılında çıkan ilk şiir kitabına “Kızılelma” adını vermiştir. Cumhuriyet’ten sonraki yıllarda ise yine Türk milliyetçileri Hüseyin Nihal Atsız, Arif Nihat Asya, Necdet Sancar, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu gibi şair ve yazarlar da Kızılelma motifini daha çok Ziya Gökalp’in kullandığı tarzda Türkçülük ideolojisi çevresinde ele alıp işlemişlerdir.

Böylece Orta Asya’da başladığı iddia edilen Kızılelma ideali, Osmanlı’nın yıkılması ve Cumhuriyet’in kurulması ile Batı’ya doğru yeni fetihler yapmak yerine, Doğu’ya doğru geri dönerek Turancılığa dönüştürülmüştür.

Ancak bu kavramı kafatasçı milliyetçilere bırakmamak ve ecdadın yarım bıraktığı yerden Kızılelma’ya ulaşma idealine sahip çıkmamız gerekmektedir. Çünkü Kızılelma’nın sırrı Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in İstanbul ve Roma’nın fethini müjdelediği hadiste saklıdır.

Kızılelma yani Roma, bizim de menzilimiz olmalıdır. Olmalıdır, çünkü Roma Rasulullah’ın işaret buyurduğu menzildir. Roma, fethi müjdelenen ve elbet bir gün Müslümanlar eliyle fethedilecek menzildir.

Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem bu hakikati şöyle müjdelemektedir: [مَدِينَةُ هِرَقْلَ تُفْتَحُ اَوَّلًا يَعْنِي قُسْطَنْطِينِيّ َةَ‏] “Heraklin’in şehri (Kostantiniyye) önce fethedilecektir” Görüldüğü üzere bu hadis Roma’nın da fethedileceğini ama önce Kostantiniye’nin fethedileceği bilgisini vermektedir.

O halde bugün menzili Kızılelma olanlara, Kızılelma’dan bahsedenlere tarihi tüm gerçekler ile diyoruz ki; hedefiniz Kızılelma ise, bunun tek yolu Raşidi Hilâfet Devleti’dir. 

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız