Gazze ve Müslümanlar İçin Tek Kurtuluş: Ulus Devlet Sisteminin Yıkılması
29 Ağustos 2025

Gazze ve Müslümanlar İçin Tek Kurtuluş: Ulus Devlet Sisteminin Yıkılması

18 Aralık 2010’da Tunuslu seyyar satıcı Tarık Buazizi’nin kendisini yakarak başlattığı protestolar, bugün hâlâ etkisini sürdüren Arap Baharı’nın fitilini ateşledi. Yönetimlerin zulmüne karşı ortaya çıkan bu siyasi zincirleme reaksiyon, Kuzey Afrika’dan Arap Yarımadası’na, oradan Ortadoğu’ya tam 19 ülkeyi etkisi altına aldı. Bu kıyam/ayaklanmalar, her biri en az çeyrek asırlık olan zorba yönetim ve hanedanlardan oluşan Tunus, Libya, Mısır ve Suriye tiranlarının devrilmesiyle sonuçlandı. Netice itibarıyla bu devrimler, teker teker çalınıp Batı tarafından yeniden dizayn edilmesiyle sonuçlanmış olsa da ümmetin zalim yönetimlere karşı asırlık suskunluğunu bozması açısından çok kıymetliydi.

Bundan sadece 15 yıl sonra, zalim yönetimlere karşı harekete geçerek onları deviren Müslümanlar, Gazze’de açlık ve saldırılar altında soykırıma tabi tutulan kardeşleri için harekete geçemiyorlar. Gazze’de yaşananların çok daha azı için çeyrek asırlık zorba rejimleri alaşağı eden devasa gücün sahibi Ümmet-i Muhammed, şu anda Yahudi varlığı "İsrail" ve onun hamisi Amerika’nın Gazze’yi tamamen işgal ederek katliamlarla bir buçuk milyon Müslümanı yerinden etmek için harekete geçmesi karşısında dahi hiçbir şey yapamıyor. Müslümanlar kardeşleri için her şeylerini feda etmeye hazır olmalarına rağmen, onlara bir lokma yiyeceği ve bir yudum suyu iletmekten bile aciz kalıyorlar.

Nasıl Arap Baharı, ümmetin bir asırlık esaretine başkaldırı niteliği taşıması açısından bir dönüm noktası olduysa; bugün Gazze’nin içinde bulunduğu zilletin gerçek sebebinin Müslümanlar nezdinde netleşmeye başlaması, yöneticilerden umut kesilmesi ve onlardan hayra dönük beklentilerin azalması da bir başka önemli dönüm noktasıdır.

Bu nokta; yine İslâm beldelerindeki yöneticiler tarafından engellenen veya engellenmeye çalışılan, Müslümanların kendi imkânlarıyla birleşip Haziran ayındaki “Mağrib Direniş Konvoyu” ve şu anda hazırlığı yapılan “Küresel Sumud Filosu” gibi devasa organizasyonlarla Gazze’ye nasıl yardım edebilecekleri hususunda çözümler üretmeye sevk etmiştir. Türkiye’de ise egemenlerin, “selefisi ve sofisi” ifadeleriyle değersizleştirmeye çalıştıkları, aradaki bütün ihtilafların bir kenara bırakılarak Gazze için “Sözün Muhatabına Söylendiği” amelde olduğu gibi tek ses olmanın önünü açmıştır.

Çünkü Gazze meselesi, Türkiye de dâhil olmak üzere İslâm beldelerindeki tüm yönetimlerin ve yöneticilerin gerçek hallerini, onların yetersizliğini, güçsüzlüğünü ve Batılı devletler tarafından kontrol altında tutulduklarını ümmet gözünde ortaya çıkardı. Şimdi bu yönetimler açısından bekalarını tehdit edecek en tehlikeli şey gerçekleşiyor: Müslümanlar, bu zamana kadar maruz kaldıkları bütün ayrıştırma çalışmalarına rağmen birleşiyorlar. Bu gelişme, Müslümanlar açısından ne derece önemli ise bölge nizamları açısından da o derece tehlikelidir. Statükoyu koruma refleksiyle harekete geçen egemenler, bu birliği bozmak adına aramıza fitne tohumları ekmeye çalışıyorlar.

İslâm toprakları üzerinde aciz kalıp yapamadıkları ne varsa, onları Gazze için bir araya gelen Müslümanlar arasında fitne unsuru olarak kullanmaya çalışıyorlar. Mesela; New York’ta Hamas’ı kınadılar, 7 Ekim Aksa Tufanı harekâtını terör saldırısı olarak kabul edip Hamas’ın silahsızlanması ve Gazze’yi terk etmesi için imza attılar. Resmî olarak yok saydıkları Hamas’ı, tanımaktan bile aciz kaldıkları Afganistan’ı ve düne kadar terör listelerinde bulunan Suriye’deki Şâra yönetimini kullanarak onlara göre bir araya gelmesi mümkün olmayan gruplar arasında ayrışma oluşturmak istiyorlar. “Sözü Muhatabına Söyleme” eylemindeki hedefin Gazze değil, bizzat Erdoğan’ın şahsı olduğu algısıyla eyleme destek verecek insanların önünü kesmeye çalışıyorlar. Oysa “Biz kazanırsak Gazze kazanır”, “Gazze kırmızı çizgimiz”, “Hiç kimse sahip çıkmazsa biz sahip çıkarız”, “Gazze için görünenden fazlasını yapıyoruz” gibi söylemlerle insanları iki senedir oyalayıp Gazze’yi hain Abbas’a teslim etmeyi kabul edenler de kendileridir.

Trolleri, belamları ve her türlü savunucuları ile beraber hükümet Gazze meselesinde dibe vurmuştur. Mitingler düzenleme, sloganik söylemlerle insanlara umut verme, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni göreve çağırma, Uluslararası Adalet Divanı’ndaki davaya müdahil olma ve hatta Amerikan Başkanı’nın eşi Melania Trump’a mektup gönderme kampanyası gibi (!) sözde dâhiyane çözümlerin artık hiçbir işe yaramadığı Müslümanlar nezdinde netlik kazanmıştır.

Bugün Gazze’de yaşananlar da dâhil, İslâm toprakları üzerinde bir asırdır sürdürülen katliam, yağmalama, tehcir, tecavüz, işkence ve daha nice akıl almaz muamelelerin tek sebebi, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra oluşturulan ulus devlet sistemidir. Bu sistem, güya ulus devletleri korumak adına uluslararası kanun, kurum ve anlaşmalarla da güvence altına alınmıştır.

Osmanlı Hilâfeti’nin ilgasıyla topraklarımız üzerinde oluşturulan ulus devletler ve her birinin başındaki ajan yöneticiler vasıtasıyla birbirimizle olan bağımız koparıldı. Bugünkü Gazze vakası ile birlikte ümmetin içine düştüğü çaresizlik, bunu açıkça ortaya koymuştur. Milliyetçilik/ulusalcılık, demokrasi, cumhuriyet, laiklik ve benzeri cahiliye kalıntısı veya küfür sistemi ürünü fikirlerle zihinlerimiz karıştırılarak, bize bu hâl meşru gösterilmiş ve yeniden birleşmenin, ümmet olarak bir bütün hâline gelmenin önüne fikrî engeller koyulmuştur.

Müslümanlar olarak; ihtilaflarımızı bir kenara bırakarak birleşmemize vesile olan Gazze ve içinde bulunduğu duruma çözüm için sözü doğrudan muhatabına söylemek kastıyla büyük bir eşik aşılmış oldu. Bu birleşme, aynı zamanda ümmetin içinde bulunduğu çöküntüye kesin çözüm olacak büyük birleşmesinin de bir provası olmuştur. Hamdolsun ki bu ümmet bunu başarabileceğini göstermiştir. O kesin çözüm ise, tam bir asırdır bize kan kusturan sömürgeci kâfirlerden kurtulmak için Birinci Dünya Savaşı sonrası kurulan ulus devlet sistemini yıkacak bir birleşmedir. Bu da aynen geçmişte olduğu gibi yine tek bir çatı altında yani Hilâfet çatısı altında toplanmaktan geçmektedir.

[وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَمِيعًا وَلَا تَفَرَّقُوا] “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın.” [Âli İmrân 103]