Fıtrata Dönüş. Ama Nasıl?
09 Ağustos 2022

Fıtrata Dönüş. Ama Nasıl?

Fıtrat, lügatte; “Allahu Teâlâ’nın mahlûkatını kendisini bilip tanıyacak ve idrak edecek bir hâl, bir kabiliyet üzere yaratmasıdır” olarak geçer.

Bütün varlıklar fıtratları istikametinde yürürler. İnsanlar da insan olmak açısından Allah’ın fatr ile kendilerine verdiği fıtrat üzerindedirler. Söz gelimi iki göz, iki kulak, bir baş, bir burun sahibi olmak fıtrattandır. Bunun gibi, insan bedenindeki her organa verilen ve gördürülen fıtri bir fonksiyon vardır; göz görecek, kulak işitecek, ayak yürüyecek, el tutacak, kalp vücuda kan pompalayacaktır. Hepsi, yaratılış gayelerine uygun hareket ederek vazifelerini yerine getirirler.

Aşırı ses kulağa, aşırı ışık göze zarar verdiği gibi, aşırı yemek de mideye büyük bir yük oluyor. Hazmından aciz kaldığında, vücuda hastalık veriyor yahut aşırı kiloya dönüştürerek bedene yük yapıyor.

Dinlenmeden sürekli yorulmak bedeni yıprattığı gibi, yorulmadan sürekli dinlenmek de onu tembelleştiriyor, kasların gelişmesine engel oluyor. Bunların ikisi de fıtrata zıt, ikisi de bedene zarar. Dolayısıyla insanın fıtratına uygun işlerde, fıtratına uygun miktarda çalışması gerekiyor.

Fıtri olmayan gıdaların bedene zarar verdiği, artık tartışmasız kabul edilen bir gerçek. Herkes hormonsuz gıdalara koşuyor. Herkes, “tabiî” dedikleri, “organik” denilen fıtri gıdaların peşine düşmüş.

Fıtri olmayan helal gıdalardan bile sakınan insanoğlunun, haram yiyecek ve içeceklerden ise şiddetle ve çok büyük bir hassasiyetle sakınması gerekiyor. Bunların zararları konusunda kimsenin şüphesi yok. Dolayısıyla insanın fıtratına uygun yiyecek ve içeceklerden, fıtratına uygun miktarda tüketmesi gerekiyor.

İnsanın bedenine giren şeyler sadece gıdalar değildir! Fikirler de insanın beynine girer. Fikirlerin de fıtrata muhalif olanları insanın düşünce yapısını bozar, kimliğini bozar, onu fıtratından uzaklaştırır, sonra insan insanlıktan çıkar, çıkar da çıktığını da bilmez, şeytan ona düşüncelerini süslü gösterir.

İnsanın bedenine giren şeylerin fıtri olmasının kendi hayrına olacağı gerçeğinin sabit olması gibi insanın bedeninden çıkan şeylerin de fıtri olması gerektiği şüphe götürmeyen bir gerçektir. İnsanın ağzından çıkan sözlerden bahsediyorum. Eğer insan yaratılış gayesini unutarak konuşursa ancak kendisini rezil eder. Hatta hem dünyasını hem ahiretini heba eder.

Davranışlar için de böyle. Eğer insan, fıtratına uygun davranışlarda bulunursa o insan diğer insanlar arasında teveccüh ile karşılanır, o kişiye saygı duyulur, insanlar o insana değer verirler. Yaratıcısı olan Allah Subhanehu ve Teâlâ da o kulunun, yaratılışına uygun, yaratılış amacına uygun ameller işlediğini görünce ondan razı olur.

Peki insan, fıtratına uygun hareket etmez, çevresinde bulunan varlıkların, tabiatın, eşyanın fıtratını değiştirmeye çalışır ise ne olur? Şeytana ne olmuş ise o olur! İnsan, şeytanlaşır. Ahlâkı fenalıkla, iyiliği kötülükle, adaleti haksızlıkla değiştirenlerden nimet, izzet, imkân ve itimat çekilip alınır. Yani şu andaki gibi olur. İnsanlar, fıtratlarına ihanet eder.

Şeytan, Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın huzurunda şöyle dememiş miydi: “Kullarından belli bir pay alacağım, onları mutlaka saptıracağım, onları boş kuruntulara kaptıracağım, kesinlikle onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar, emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler.”

Yaratılanı değiştirmek, fıtratı bozmaktır. Fıtrat, -modern tabiri ile- fabrika ayarımızdır. Bu, dinin de üzerinde neşvünema bulacağı zemindir.

Şeytanın “yaratılışı bozma” telkini, dini bozmayı hedefler. Dinin bozulması fıtratın bozulması ile başlar; çünkü fıtrat, dinin üzerine bina edildiği temeldir.

İnsanın yaratılışını ve fıtratını değiştirmeye kalkması Allah’ın fıtratını beğenmemektir. Hâlbuki “O yarattığı her şeyi güzel yapmıştır.” [Secde Suresi 7] Allah’ı beğenmeyen, kendisini de beğenmez, yaratılışını da etrafındakileri de… En başta varlıklar hiyerarşisini değiştirmek ister. Allah’a ayrı, kendisine ayrı bir rol biçer. Bu şekilde Rabbine, ahdine ve kendisine ihanet edenlerden olur.

Allah’ın yarattığını bozmak, fıtratı bozmaktır. Fıtrat, Allah’ın bizim hakkımızdaki muradı, din ise bu muradın tahakkuku için bahşettiği nimetidir. Fıtrat herkese verilmiş, din ise teklif edilmiştir. Din düşmanları dinin teklifi ile insan arasına girmeye çalışırlar. Cihat, bu düşmanlara karşı koyarak din ile insan arasındaki engelleri aradan kaldırma gayretidir.

Fıtrat düşmanları ise çok daha şedit ve tehlikelilerdir. Onlar Allah’ın hakkımızdaki muradını ters yüz etmeye çalışır, Allah’ın esas muradını hedef alırlar. Düşmanlıkları insanlar ya da onların fiilleri değil, Allah’ın insanlar hakkındaki tasarrufunadır. O’nun; beden, cinsiyet, zihin ve kalbimize biçtiği vazifeleri reddeder ve kendi bozuk fikirlerine göre roller biçerler. Fıtrat düşmanlarının kurguladıkları meşum roller, insanı ateşe yakıt yapmanın ötesinde kâinattaki mizanın bozulmasına da sebep olur. Karada ve denizde fesat belirir. İşte bugün olduğu gibi.

Batılı kâfirler, ellerine geçirdikleri her fırsatta özelde Müslümanların genelde tüm insanların fıtratlarına uygun yaşam sürmelerine engel olmak, fıtratlarına uygun yaşamı garanti altına alan İslâm Devleti varsa onu yıkmak, parçalamak yoksa da var edilmesini geciktirmek üzere hamleler yaparlar.

Hilâfet Devleti’nin 3 Mart 1924’te ilga edilmesinden sonra kâfirler durmadı. Ortadan kaldırdıkları İslâm Devleti’nin bir daha kurulmasını geciktirecek hamleleri de eklemeyi ihmal etmediler. Bu hamlelerden bir tanesi de “Harf Devrimi” idi. Sanki Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın “anlayabilesiniz diye biz onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik” kelamına cevap olarak; “biz de ‘kitabınız Kur’an’ın dilini anlamayasınız’ diye sizin dilinizi değiştirdik” diyorlardı.

Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın “Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık” kelamına karşılık “cinsiyetsizlik projesi”ni yürütüyor olmaları gibi.

Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın “servet içinizden sadece zenginler arasında dönüp dolaşan bir şey olmasın” kelamına karşılık gelir dağılımındaki adaletsizliği, ekonomik krizleri yaşıyor olmamız gibi.

Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın “hüküm ancak Allah’ındır.” “Allah’tan daha güzel hüküm sahibi kim olabilir?” kelamlarına karşılık insan aklından çıkan hükümleri tatbik eden yöneticiler gibi.

İslâm, insanın nefsinin (canının, hayatın) korunmasını emrediyor; onlar öldürüyorlar.

İslâm, aklın korunmasını emrediyor; onlar alkol, uyuşturucu ile zihinleri uyuşturuyorlar.

İslâm, malın korunmasını emrediyor; onlar çalıyor ve ümmetin malını da kafirlere peşkeş çekiyorlar.

İslâm, neslin korunmasını emrediyor; onlar cinsiyetsiz nesiller var etmek istiyorlar.

İslâm, akidenin korunmasını emrediyor; onlar ateist, deist gençler var ediyorlar.

Heyhat!

İşte bunlar Allah’ın yarattıklarını bozanlardır, fıtrata aykırı hareket edenlerdir.

Ölüm de fıtrattandır. O hâlde, yaşarken fıtrata dönüş yapmak gerekir. Fıtrata uygun fikirlere sahip olmak, onları davranış hâline dönüştürmek, fıtrata uygun yaşamı garanti altına almak için Râşidî Hilâfet Devleti için çalışmak lazımdır.