loader

Değerlerimize Sarılma Zamanı: Tevekkül

 [تَوَكُّل] Tevekkül Arapçada, Allah'a güvenmeye dayalı teslimiyeti anlatan İslâmi bir terimdir.

İlk Müslümanlar, bunu hakkıyla anlamışlar ve Allah’a hakkıyla tevekkül etmişlerdir. Bunun içindir ki muazzam işler yapmışlar ve en ağır zorlukların üstesinden gelmişlerdir. Günümüzde ise hayatın gayesini Batılı düşüncenin etkisi ile yorumlayan Müslümanlar nezdinde bu kelime anlam kaybına uğramıştır. Herhangi bir işle ilgili tevekkül konusunu [اعْقِلْهَا وَتَوَكَّلْ] “(Deveni) bağla ve tevekkül et.” [Tirmizî] hadis-i şerifi ile beraber zikretmeye başladılar. Bununla da tevekkülün manasını daraltarak “sebepleri yerine getirme”yle onu sınırlandırdılar.

İnsanoğlu, kudretini sadece insani güçleriyle sınırlandırdığında muazzam işler gerçekleştirmesi mümkün değildir. Çünkü insan sadece bu insani güçlerle -bırakın normal olmayan işleri- normal işleri bile yapmaktan âciz kalır. Fakat insan, arkasında taleplerini gerçekleştirmede kendisine yardım edecek bir gücün olduğuna iman ederse hiç şüphesiz bu güce dayanarak gücünden daha büyük işlere kalkışır. Nitekim insan, sadece kendi gücüne baktığında, onun sınırlı olduğunu görür. Fakat gücünün ötesinde, gerçekleştirmeye çalıştığı şeylerde kendisine yardım edecek bir gücün olduğuna iman ederse gücü sınırsız bir hâl alır.

Dolayısıyla Müslümanların Allahu Teâlâ’ya tevekkülleri sayesinde gayrimüslimlerin gerçekleştirdiklerinin kat be kat fazlasını gerçekleştireceğinde şüphe yoktur. İslâm tarihi bunun örnekleriyle doludur. Bundan dolayı tevekkül, İslâm ümmetinin en önemli dinamiklerinden biridir.

Allah’a tevekkül, Kur’an’ın kat’î nassı ile sabittir. Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:

[إِن يَنصُرْكُمُ اللّهُ فَلاَ غَالِبَ لَكُمْ وَإِن يَخْذُلْكُمْ فَمَن ذَا الَّذِي يَنصُرُكُم مِّن بَعْدِهِ وَعَلَى اللّهِ فَلْيَتَوَكِّلِ الْمُؤْمِنُونَ] “Allah size yardım ederse artık size üstün gelecek hiç kimse yoktur. Eğer sizi bırakıverirse artık size kim yardım eder? O hâlde müminler ancak Allah’a tevekkül etsinler.” [Âl-i İmrân Suresi 160]

Buhari, İbn-u Abbas’tan Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

[يَدْخُلُ الْجَنَّةَ مِنْ أُمَّتِي سَبْعُونَ أَلْفاً بِغَيْرِ حِسَابٍ هُمْ الَّذِينَ وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ] “Ümmetimden yetmiş bin kişi hesapsız olarak cennete girecektir ki onlar… (her şeyde) ancak Rablerine tevekkül edenlerdir.”

Ahmed ve Tirmizî, Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:

[لَوْ أَنَّكُمْ تَتَوَكَّلُونَ عَلَى اللَّهِ حَقَّ تَوَكُّلِه،ِ لَرَزَقَكُمْ كَمَا يَرْزُقُ الطَّيْرَ، تَغْدُو خِمَاصا،ً وَتَرُوحُ بِطَاناً] “Eğer siz, Allah’a hakkıyla tevekkül etseydiniz, O kuşları rızıklandırdığı gibi sizi de rızıklandırırdı. Baksanıza, sabahleyin aç çıkıyorlar da tok dönüyorlar.”

İşte bu deliller Müslümanlara tevekkülde bir an bile tereddüt etmemeleri gerektiğini göstermektedir.

Ayrıca bu deliller incelendiğinde Allah’a tevekkül talebinin “şart” karinesiyle gelmediği görülür. Yani tevekkül, herhangi bir şarta bağlanmamıştır. Dolayısıyla vacip olan şey, işlerden herhangi birinde Allah’a mutlak şekilde tevekkül etmemiz gerektiğidir.

Tirmizî’nin rivayet ettiği [اعْقِلْهَا وَتَوَكَّلْ] “Deveyi bağla ve tevekkül et.” hadisine gelince; bu hadis, tevekküle dair bir kayıt ya da beyan değildir. Bu hadiste tevekkülü, “sebepler ile müsebbipleri dikkate almayı terk etmek” manasında anlayan Arabi’ye yönelik bir öğreti vardır. Bu sözüyle Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem ona, tevekkülün, sebepleri ve müsebbipleri terk etmek anlamına gelmediğini öğretmiştir.

Enes İbnu Mâlik’ten rivayet edilen hadis şöyledir: “Bir adam dedi ki: Ey Allah’ın Rasulü! Deveyi bağlayıp tevekkül mü edeyim yoksa deveyi serbest bırakıp da mı tevekkül edeyim? Dedi ki: [اعْقِلْهَا وَتَوَكَّلْ] “Deveyi bağla ve tevekkül et.” [Tirmizî]

Dolayısıyla hadis, Arabi’ye devesini bağlamasını yani sebepler ile müsebbiplere bağlanmasını öğretmekte, ona tevekkülün sebepler ile müsebbiplere bağlanmayı ortadan kaldırmayacağını anlatmakta ve ona tevekkülle birlikte sebepler ile müsebbiplere bağlanmayı emretmektedir.

Bundan dolayı Müslüman kişi Allah’a mutlak bir tevekkülle tevekkül eder, yapacağı işle ilgili gerekleri yerine getirmek için de azmeder ve sebeplere bağlanır. Lakin hazırlığına göre tevekkül etmez. Tevekkül eder ve hazırlayabildiği kadarı ile de amel eder. Kendini hazırlığıyla sınırlı tutmaz.

Yeni bir Ramazan ayına ulaştığımız şu günlerde koronavirüs salgını her şeyi etkileyen bir hâl aldı. Bu virüse karşı Müslüman bireylerin takınması gereken tavır önce Allah’a tevekkül etmek sonra da alınması gereken bütün gerekli tedbirleri mümkün olduğunca eksiksiz bir şekilde almaktır.

İslâm, bu tür salgın durumlarında nasıl hareket etmemiz gerektiğini bize bildirmiştir. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

[لَا تُورِدُوا المُمْرِضَ علَى المُصِحِّ] “Hasta olanı sağlıklı olanın yanına götürmeyin!” [Buhari]

[إذَا سمِعْتُمْ الطَّاعُونَ بِأَرْضٍ، فَلاَ تَدْخُلُوهَا، وَإذَا وقَعَ بِأَرْضٍ، وَأَنْتُمْ فِيهَا، فَلاَ تَخْرُجُوا مِنْهَا] “Eğer vebanın bir yerde olduğunu duyarsanız oraya girmeyin, eğer orada iseniz oradan çıkmayın.” [Buhari]

Görüldüğü gibi salgın hastalıklarda gerekli tedbirlerin alınması İslâm’ın emirlerindendir. Müslümanlar bu emirleri yerine getirmek ve salgın hastalıktan hem korunmak hem de diğer insanları korumak için yapılması gereken her ne varsa onu yapmalıdır. Elbette hastalık da sağlık da ölüm de Allah’ın elindedir. Ancak hastalığı, sağlığı ve ölümü veren Allah’ın bizden tedbirlerimizi almamızı istediğini de unutmamalıyız.

Lakin bütün bunlar bir paranoya hâline gelmemelidir. Maske, eldiven, dezenfektan ürünleri kapış kapış. Marketler boşaldı. Her an sokağa çıkma yasağı ilan edilecek diye tetikte bekleyen milyonlar var. Öyle bir atmosfer oluştu ki koronavirüs vücuda değilse bile düşüncelere bulaştı ve düşünceleri enfekte etti. Teşbihte hata olmaz ama -hâşâ- Allah unutuldu! Ölümün ve hayatın sahibi unutuldu! Hastalığın ve şifanın Allah’ın elinde olduğu unutuldu. Tevekkül unutuldu! Şifa, salgından korunma bir maskeye, bir doktora, bir ilaca indirgendi. Bırakın gözle görülmeyi normal bir mikroskopla dahi görülemeyen bir virüs, tüm dünya düzenini yerle bir ederken bu virüsün sahibi unutuldu; Allah’ın kudreti unutuldu!

Bu nedenle kıymetli Müslümanlar!

Önce tevekkül! Önce Allah Subhanehu ve Teâlâ’ya sığınma, O’ndan yardım dileme, her şeye gücü yeten Allah’a içten bir yakarış ve peşinden de elden gelen tedbirler!

Her zaman ve her şartta önce Allah! Daima Allah…

Bu virüs gerekçe gösterilerek Allah’ın mescitleri boşaltıldı! Kâbe mahzun; Kâbe’yi sadece kuşlar tavaf ediyor! Mescid-i Nebevi’nin kapısına kilit vuruldu. İşte bu zor dönemlerde ibadetlerimizi arttırarak Rabbimizden yardım dilemeliyiz. Zira ancak ve her zaman bizlerin yegâne yardımcısı âlemlerin Rabbi Allahu Teâlâ’dır.

Kıymetli kardeşlerim!

Zaman Rabbimizle yakınlaşma zamanıdır; farzların yanında nafile ibadetlerinizi arttırın! Sabrınızı arttırın! Dualarınızı arttırın! Zorlukların üstesinden gelmek için elinizden geleni yapın! Ama her daim Allah’a tevekkül eder bir hâlde bulunun!

“Hasbünallah ve ni’me’l-vekîl” duasını yapan ilk kişi İbrahim Aleyhi’s Selam’dır. Onun ateşe atıldığında yapmış olduğu son dua, “Rabbim bana yeter, O, ne güzel vekildir.” anlamındaki bu dua olmuş ve ateşten kurtulmuştur. Peygamber efendimiz de “Düşmanlarınız size karşı ordu toplamışlar” denildiğinde böyle dua etmiştir.

Hayatın en kırılgan olduğu ve mübarek Ramazan-ı şerifi idrak ettiğimiz şu günlerde azimlerimizi bileyelim, değerlerimize sarılalım ve bunda gevşeklik göstermeyelim. Allah’a tevekkül ederek işlerimize yoğunlaşalım.

[حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ] “Rabbim bana yeter; O, ne güzel vekildir!”

___

#DeğerlerineSarıl

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız