loader

Değerlerimize Sarılma Zamanı: Adil Şahitlik

Şahitlik, genel olarak “bir kimsenin herhangi bir mesele veya vakıaya tanık olması, orada hazır bulunup olayı görmesi veya duyması suretiyle bildiği o şeyi haber vermesi yani tanıklık yapması” şeklinde tanımlanır. Bu tanıma göre “şahit” demek sadece “bir meseleyi gören, bir haberi duyan kişi” demek değildir. Bunların yanında gördükleri ve duyduklarını haber veren, kamuyu (kadı/hâkim) bundan haberdar eden kimsedir. Âlimler, şahitliğin biri “tahammül”, diğeri “eda” olmak üzere iki aşaması olduğunu söylemişler. Tahammül, “şahitlik edeceği olayı kişinin ihtiyarî bir sebeple görmesi, duyması yani bilmesi” anlamına geliyor. Eda ise şahidin şahit olduğu olayı kadıya bildirmesi, yüklenmiş olduğu şahitliği kadının/kamunun huzurunda dile getirmesidir. Yani kısaca tahammül aşamasını “şahit olmak”, eda aşamasını “şahitlik etmek” şeklinde ifade edebiliriz. Rabbimiz şöyle buyuruyor:

[وَلَا تَكْتُمُوا الشَّهَادَةَۜ وَمَنْ يَكْتُمْهَا فَاِنَّهُٓ اٰثِمٌ قَلْبُهُۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ عَل۪يمٌ۟] “Bir de şahitliği gizlemeyin. Kim şahitliği gizlerse, şüphesiz onun kalbi günahkârdır. Ve Allah yaptıklarınızı bilendir” [Bakara Suresi 283]

Dolayısıyla şahitlik yapması istenen kişinin şehadette bulunması, açık bir yükümlülük yani farz olan bir ameldir; tanıklığı gizlemek ise Allah’ın emrine isyandır.

Adil Şahitlik Sorumluluğu

Ancak durum böyleyken Müslümanlar bugün İslâm’ın en önemli farzlarından, en kıymetli değerlerinden biri olan “adil şahitlik” görevini maalesef terk etmiş durumdalar. Bu şahitlik görevi yerine getirilmediği için toplumda huzurun yerini kaos, sükunetin yerini kargaşa, adaletin yerini zulüm almış durumda. Evet, bugün adil şahitliği dikkate alıp dinleyen mahkemeler yok; adil şahit arayan kadılar ve yargıçlar yok; bugün, adil şahitliği arayıp bulan kolluk kuvvetleri de yok! Yok, çünkü düzen adalet üzerine değil zulüm üzerine inşa edilmiş durumda. Hukuk ve muhakemede doğruluk yerine yalan ve iftira, adil şahitlik yerine muhbirlik ve jurnalciliğe itibar ediliyor.

Her ne olursa olsun, İslâm ile hükmeden mahkemelerin olmaması, adil karar veren kadıların ve mahremiyeti koruyup önemseyen kolluk kuvvetlerinin olmaması, adil şahitlik görevinin ihmal edilmesi için bir gerekçe olamaz. Çünkü şahitlik sadece mahkemede hukuki karşılığı olan şey değildir. Adil şahitlik, Müslüman fert, İslâmi cemaat için ve tüm İslâm ümmetinin üzerine yüklenmiş Allah’ın hakkı olan bir görev ve sorumluluktur.

Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

[يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كُونُوا قَوَّام۪ينَ لِلّٰهِ شُهَدَٓاءَ بِالْقِسْطِۘ] “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun…” [Maide Suresi 8]  

Rabbimiz, müminlere yönelik bu hitabında hakkın ayakta tutulmasını emrediyor. Allah için ayakta tutulacak hakkın ne olduğunu daha başka ayetlerde beyan ediyor. Hak olan İslâm’dır, hak olan Rasulullah ile gönderilen Kur’an’dır. Allah hak olan İslâm’ın ve hükümlerinin ayakta tutulmasını, Kur’an’ın üstün tutulmasını emrediyor. İman edenlerin adil şahitlik görevi, Allah’ın onlar üzerindeki hakkıdır. Eğer Müslümanlar bu hakkı ifa etmezlerse bir farzı terk etmiş, bir emri çiğnemiş olmakla kalmazlar, aynı zamanda ödenmemiş, ifa edilmemiş bir hak ile hesap günü Rablerinin huzuruna çıkarlar. Bir Müslüman böyle bir şeye hangi gerekçe ile yeltenebilir?

Ebu Said RadiyAllahu Anh anlatıyor: “Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Selem bir gün; ‘Hiçbiriniz kendisini tahkir etmesin’, buyurmuştu. Yanındakiler, ‘Ey Allah'ın Rasulü! Bizden biri nefsini nasıl tahkir eder?’ diye sordular. Rasulullah şöyle cevap verdi: ‘Bir kimse öyle bir şey görür ki, onunla ilgili bir şey söylemesi Allah'ın onun üzerindeki hakkıdır. Fakat o, bu hususta konuşmaz. (Yani, insanlardan çekinip konuşmamakla nefsini tahkir etmiş, alçaltmış olur). Allah Teâlâ da Kıyamet günü, onu; ‘Şu, şu meselede niye üzerine düşen sözü söylemedin?’ diye hesaba çeker. Adam; ‘Konuşmamı insanlardan korkum engelledi’ der. Allah Teâlâ da; ‘Sen (insanlardan değil), önce benden korkmalıydın!’ der.”

Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

[وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَاكُمْ اُمَّةً وَسَطًا لِتَكُونُوا شُهَدَٓاءَ عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَه۪يدًاۜ] “Böylece sizi, insanların üzerine şahit olmanız ve Rasul’ün de sizin üzerinize şahit olması için vasat bir ümmet kıldık.” [Bakara Suresi 143]

Müslümanlar her meselede kimi örnek almaları gerekiyorsa adil şahitlik konusunda da onu yani Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i örnek almaları gerekir. Adil şahitliğin nasıl yapılacağını ondan öğrenirler. Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem, insanları uyardı ve hakka çağırdı. Hakkı gizlemeyip açığa çıkardı, kıyam etti, batıl ve tağuti düzene başkaldırdı, zulüm ve zalimin karşısında durdu. Bu adil şahitlik görevinin ifası sebebiyle de zorluk ve sıkıntı çekti, musibetler başından hiç eksik olmadı. Sadece Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem değil O’nun cemaati olan Sahabe efendilerimiz de O’nun gibi adil şahitlik görevini aynen yerine getirdiler.

Peki ya biz?

Küfrün İslâm’a üstün tutulduğu, zalim karşısında hakkın gizlendiği, adaletin yerlerde süründüğü, mazlumların üzüldüğü, doğrunun yalancı, yalancının doğru görüldüğü, güvenilir insana “hain”, haine “emin” denildiği günümüzde Müslümanlar olarak biz, adil şahitlik görevimizi nasıl yerine getireceğiz? İslâm’ın hükümlerinin ayaklar altına alınmasını görmezden gelerek mi? Küfür düzeninin kötülüklerini yaygınlaştıranları överek mi? Yöneticilerin haddi aşmalarına ve haramlarına ses çıkarmayıp zulümleri karşısında susarak mı? Nasıl?

Müslümanlar olarak bizler de İslâm’ın değeri ve Allah’ın üzerimizdeki hakkı olan adil şahitlik görevini Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem ve sahabe efendilerimiz gibi yerine getirmeliyiz: uyarmalıyız, uyandırmalıyız, adalet için sesimizi yükseltmeliyiz, muhasebe etmeliyiz, hakkın yanında olmalıyız, zalimin değil mazlumun tarafında tavır almalıyız. Bütün bunları Allah’ın üzerimizdeki bir hakkı olduğu için yapmalıyız. Kınayıcıların kınamasından korkmadan, zalim yöneticililerin zulümlerine aldırmadan her daim haktan ve adaletten yana tavır almalıyız ki hesap gününde “şahit oldum ve susmadım!”, “şahit oldum ve gizlemedim!”, “şahit oldum ve korkmadım!” diyebilelim.  

___

#DeğerlerineSarıl

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız