loader

Dağılmayın! Daha Hilâfet’i Tartışıyoruz!

Gerçek Hayat Dergisi’nin 27 Temmuz tarihli sayısının “Şimdi değilse ne zaman, sen değilsen kim? Hilâfet için toparlanın!” ifadeleri ile hazırlanmış kapağı, Türkiye’de Hilâfet tartışmalarının gündeme oturmasına neden oldu. Bu kapak, Ayasofya’nın ibadete açılması sonrası derginin GYY ya da editörlerinde oluşan bir atmosfer ile mi hazırlandı, kimilerinin dediği gibi kapak sadece bir romantizmden mi ibaretti yoksa arkasında başka bir şey mi vardı bunu bilmiyoruz. Ama bildiğimiz bir şey var ki o da şu, bu kapak ile başlayan ve hâlâ devam eden tartışma bize şunu gösterdi: Hilâfet, Türkiye halkı ve dünya Müslümanları için bir romantizm değil; hayal de değil; ruhani bir makam hiç değil!

Derginin çıktığı Pazartesi günü akşamı CNN Türk Tarafsız Bölge programına katılan konuklardan Latif Şimşek’e sorulan “Hilâfet olabilir mi?” sorusuna Şimşek, “siyasi olmayan, devlet işlerine karışmayan, Osmanlı Hilâfeti gibi de olmayan papalık gibi dinî bir kurum olarak Hilâfet bu topraklarda olabilir ama şu an zamanı değil.” şeklinde cevap verdi. Verdi vermesine de hem program sunucusu Ahmet Hakan, hem diğer konuklar “o senin bahsettiğin Hilâfet, bizim konuştuğumuz, Müslümanların istediği Hilâfet değil, halkın istediği şu an tartışılan Hilâfet, bir devlet” mealinde şeyler söylediler. Yani Şimşek’in söylediklerinin Hilâfet realitesi ile uyuşmadığını esasen çok iyi biliyorlar. Dolayısıyla dergi kapağını hazırlayan GYY ve editörler ya da kapağı kişisel sosyal medya hesabında paylaşan Abdurrahman Dilipak açısından Hilâfet meselesi net olmasa da Müslümanlar açısından mesele net ve açık.

Hilâfet romantizm değil; 13 asır boyunca bu topraklarda hüküm süren İslâm’ın devlet yönetimidir Hilâfet! Hilâfet, her ne amaç ve şekilde gündeme gelirse gelsin Müslümanlardaki çağrışımı aynı yani Hilâfet; tüm Müslümanları çatısı altında toplayan bir devlet! -Amiyane tabirle- tüm bu tartışmalardan anlaşılan şu: Hilâfet’in şakasını yapmak bile tehlikeli kimilerine göre…

Neredesiniz?

Hilâfet bir dergiye kapak olunca tartışılmaya başladı da bu tartışmayı kim yapıyor? “Hilâfet için toplanın” diyerek tartışmayı açanlar yapmıyor! İslâm ümmetinin birliğini isteyenler Hilâfeti tartışmıyor; çünkü korkuyorlar! Sadece Hilâfet’in bu halkın hafızasından silinip gittiğini zanneden laik Kemalistler tartışıyor. “Hilâfet olsa kim halife olacak?” diyen dar kafalılar, “bu zamanda da Hilâfet olmaz canım” diyen “öngörülü” uzmanlar, “bu işte bir provokasyon var” diyen bel kemiksiz ezikler tartışıyor, Hilâfet’i... Neden mi? Çünkü bunlar da korkuyorlar…

Peki ya “bekleyin, başkanlıktan sonra sırada Hilâfet var” diyenler nerede? Nerede antiemperyalistler? Nerede o Tezcanlılar? Nerede o, her meseleye burnunu sokan uzun burunlu YouTuberlar… Neredesiniz? Dağılmayın! Daha Hilâfet’i tartışıyoruz!

Hadi bunları geçtik… bunlar, konjonktürü koklayarak yazıp çizen-konuşanlar… Bunlar, Erdoğan ağzını açmadan ağızlarını açmayanlar… Peki ya Hilâfet hakkında tek bir söz edecek âlim, kanaat önderi, düşünür de mi yok mahalleden? Nerede İslâm medeniyetinden dem vuranlar? Nerede İslâmcı entelektüel düşünürler? Ağızlarını bıçak açmıyor, neden susuyorlar; kimi ve neyi bekliyorlar? Bundan daha uygun ortam mı olur? Her akşam TV kanallarında Hilâfet konuşuluyor susmalarının sebebi nedir acaba?

Hilâfet denilince neden Hizb-ut Tahrir konuşuluyor?

Cevap çok açık, “insani yardım” denilince nasıl ki akla yardım dernekleri geliyorsa, evin kapısı kilitli kalınca nasıl ki akla çilingir geliyorsa “Hilâfet” denilince de akla “Hizb-ut Tahrir” geliyor. Çünkü Hizb-ut Tahrir Hilâfet’i davası hâline getirmiş, ölüm-kalım meselesi yapmış, Hilâfet’i “olmazsa olmaz”, İslâm’ın bir rüknü olarak benimsemiştir. Müslümanları içinde bulundukları bu hâlden kurtarmanın tek çaresinin Hilâfet olduğunu anlamış ve bu sebeple 67 yıllık siyasi çalışmasında Hilâfetten başka bir şeyi esasi gaye hâline getirmemiştir. Hizb-ut Tahrir için varsa yoksa Hilâfet; gayelerin gayesi olan Allah’ın rızasına ulaşmanın yolu olan Hilâfet için çalışmak ve onu yeniden ikame etmek. Çünkü Hilâfet olmadan İslâm’ın hükümleri tatbik edilemez! İslâm’ın hükümleri tatbik edilmezse Allah Subhanehu ve Teâlâ kullarından razı olmaz. Bu sebeple Hizb-ut Tahrir’in ne kadar mühim bir çalışma yaptığını, ne doğru bir yol üzere yürüdüğünü bugün Hilâfet tartışmalarının gölgesinde daha iyi anladık.

Ayasofya’nın ibadete açılması sonrası başlayan Hilâfet tartışmaları ve Hizb-ut Tahrir hakkında kim ne dedi, ne konuştu, bu yazının bir bölümünde bu konuya has kısa bir derleme yapalım istiyorum. Gerçek Hayat Dergisi’nin kapağının çıktığı ilk gün açık oturumların birçoğunda Hilâfet konuşuldu. Konu Hilâfet olunca tabii Hizb-ut Tahrir doğal olarak gündeme geldi. Ama Hilâfet hakkında yapılan programların hiçbirine Hizb-ut Tahrir ve Köklü Değişim’den biri davet edilmedi.

CNN Türk’deki “Tarafsız Bölge” programında Ahmet Hakan, kendisi ile daha önce görüşmüş olmamıza ve iletişim kurmamıza rağmen uzun süre Hizb-ut Tahrir’in adını anımsayamadı! Anımsadığında ise “35-40 kişilik grup” diyerek, izleyici zihninde Hizb-ut Tahrir’i küçük, marjinal bir grup gibi göstermek istedi. Ama ben zannediyorum ki Ahmet Hakan’ın dili sürçtü, aslında “35-40 ülkede faaliyet gösteren bir grup” diyecekti.

Haber Global’de “Sansürsüz” programında da Hilâfet tartışıldı. İsmail Saymaz Twitter’da Türkiye gündeminde 1. sıraya yükselen “#HilâfetHayalDeğildir” etiketini gündeme getirdi ve bu kampanyanın Hizb-ut Tahrir tarafından başlatıldığını söyledi. Hakkını vermek lazım, kendisi ile birçok kez görüştüğümüz İsmail Bey, Hizb-ut Tahrir’in silah ve şiddeti reddetmesine rağmen üyelerinin ağır cezalara mahkûm edildiğini ve bunun hukuka aykırı olduğunu birçok programda deklare etti. Lakin her ne zaman Saymaz’ın bulunduğu bir programda Hizb-ut Tahrir gündeme gelse “demokratik yollarla demokrasiyi yıkıp Hilâfet’i yeniden geri getirmek isteyen grup” diye bizden bahsediyor. Saymaz’ın şunu da bilmesi lazım; Hizb-ut Tahrir demokrasinin fikir hürriyetine sığınmıyor, aksine fikrî ve siyasi çalışma yapmayı Şeriat’a dayandırıyor. Kaldı ki demokrasinin olmadığı o kadar çok ülke var ki Hizb-ut Tahrir o ülkelerde de çalışıyor, rejimler tarafından baskı ve zulüm görüyor, üyeleri hapse atılıyor, tıpkı “demokrasi ile yönetilen” Türkiye’de olduğu gibi…

Hilâfet tartışmalarına entelektüel fikrî düzeyde bir katılım sağlanır mı, diye biraz bekledim bu süreçte. Yukarıda kendilerine serzenişte bulunduğum İslâmi çevreden hiç ses çıkmadı, ne hocalardan, ne âlimlerden, ne kanaat önderlerinden, ne akademisyenlerden… Bugüne kadar Hilâfet konusunda yazıp çizmiş akademisyenlerden bir şey bekledik ama o da gelmedi. Genelde konuşanlar entelektüel düzeyden yoksun, fikir seviyesi düşük kişilerdi. Yok, efendim Hilâfet olunca halife kimden seçilecekmiş, Hilâfet olunca cemaatler birbirine girecekmiş, seçilen Halife’yi önce Suudiler reddedecekmiş, dünyanın içinde bulunduğu bugünkü şartlarda Hilâfet mümkün değilmiş vs.

Yeni Şafak yazarı Yusuf Kaplan bu konuda bir yazı yazmış, meraklandım, okudum. Belki fikrî anlamda önemli bir şeyler yazmıştır diye… Yazısının giriş kısmına Hilâfet hakkında o kadar önemli vurgular yapmış ki heyecanlandım. “Hilâfet, Müslümanların birliğini teminat altına alan; bölgesel ve küresel meselelerini hâl yoluna koyması beklenen; Müslümanların hür iradelerinin eseri ulus-üstü bir şemsiye oluşum.” diyor. “Sadece siyasî değil, idarî, iktisadî, kültürel ve entelektüel anlamda çok yönlü, çok katmanlı, çok fonksiyonlu bir kurum Hilâfet” diyor. Yine Yusuf Kaplan “Malın, aklın, dinin, neslin, canın maksimum ölçekte emniyet altına alınabildiği, korunabildiği darülİslâm’ın (İslâmyurdu’nun) hâkim olduğu bir yerde hilâfet hükmünü icra edebilir.” diyor ve ekliyor: “İslâm dünyasının fiilen ve zihnen hür olmadığı, köle olduğu bir ortamda, hilâfet ilan edilebilir mi?”

Belki de bu ifadeler benim gibi sizi de heyecanlandırdı ama yazının kalan bölümünde Yusuf Kaplan adeta konjonktürün kölesi olmuşçasına “önce süper güç olmak gerekir, sonra peşinden Hilâfet olur” demiş. “Süper güç olmak gerekir” derken mesaj nereye verilmiş belli oluyor da nasıl süper güç olunacak o belli değil? BM’de “Dünya 5’ten büyüktür” deyince mi? Libya’da Amerikan çıkarları için askerî varlık oluşturunca mı? Suriye’de tampon bölgelere briket evler yapınca mı? Filistin’de işgalci varlığın yakıp yıktığı hastaneleri her sene yeniden onarınca mı süper güç olunuyor merak ediyorum. Merak ediyorum; Müslümanları zihnen kölelikten kurtaracak olan şey nedir? Demokrasi mi, özgürlükler düşüncesi mi, çoğulculuk mu yoksa Milliyetçilik mi? İnsanı kula kulluktan Allah’a kul olma seviyesine çıkaran şey nedir? İslâm düşüncesi değil mi? İslâm dünyasını filen işgal ve sömürüden kurtaracak hür ve bağımsız bir coğrafya hâline getirecek olan şey nedir? Bütün bunlar Hilâfet olmadan nasıl gerçekleşecek, Hilâfet kurulmadan nasıl süper güç olunacak? Yusuf Kaplan’ın yazısının başı-sonu arasındaki çelişkiler, fikrî netlikten yoksunluk ile açıklanabilir de Hilâfet hakkında bunca şeyi yazdıktan sonra “Hilâfet projesinin İngilizlerin projesi olduğunu, İslâm dünyasındaki bazı tipleri, oluşumları kullandıklarını bilelim” ifadesi ne ile izah edilebilir? Bu ifadeler hür bir zihnin ve aklın ürünü olabilir mi, siz söyleyin?

___

#HilafetHayalDeğildir

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız