loader

Corona Diktatörlüğü

Batı ve uşakları 11 Eylül sonrasında tüm dünya medyasında aylarca hatta yıllarca terör korkusu yayarak, bu fikir üzerinden o güne kadar olmayan birçok kuralı hayata geçirme fırsatı buldular. Süreci başlatan, saldırıdan hemen sonra düşmanı hedefe oturtan Amerikan Başkanı George W. Bush’un bizatihi kendisidir. Saldırıyı, “bir terör saldırısı” olarak değerlendiren George W. Bush, aynı zamanda 21 Eylül 2001 tarihinde Kongre binasının önünde ortaya koymuş olduğu şu kıstas ile meseleyi siyasi arenaya da oturtmuş oldu: “Her ulus, her bölge için şimdi karar verme zamanıdır: ya bizimlesiniz ya da teröristlerin yanındasınız.” Sonrasında ise Afganistan ve Irak savaşları başladı ve milyonlarca Müslüman katledilerek ülkeleri fiilî olarak işgal edildi. Ardından hayatın birçok alanında sert güvenlik önlemleri alındı ve “terör” bahanesi ile aslında adeta herkes izlenmeye, takip edilmeye başlandı. BBC Türk, alınan önlemleri özetle şu şekilde sıralamış:

1- NATO Şartı’nın, “bir üyeye yapılan bir saldırının tüm üyelere yapılmış olacağını” belirten 5’inci maddesi ilk kez yürürlüğe konuldu.

2- Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), saldırıları kınadı ve “terörle mücadele” konusunda her türlü askerî adımı atmaya hazır olduğunu ilan etti.

3- Saldırıların hemen ardından ilan edilen olağanüstü hâl, hâlen yürürlükte.

4- “İç Güvenlik Bakanlığı” kuruldu, kısa adı “Patriot” olan bir yasa çıkarılarak, “terörle mücadele” konusunda atılacak adımlar detaylandırıldı ve Ulusal Güvenlik Kurumu’nun (NSA) yetkileri genişletildi.

5- Guantanamo adasında “yasa dışı düşman savaşçılar” adı verilen kişilerin tutulduğu bir hapishane kuruldu. Hem burada hem de daha sonra dünyanın farklı yerlerinde CIA’nin El Kaide bağlantılı olduğu iddia edilen kişilere işkenceli sorgular yaptığı ortaya çıktı.

6- Kokpit kapıları, açılmalarını zorlaştıracak şekilde yeniden tasarlandı. Sadece ABD’de değil, dünyanın birçok yerinde kamu binaları ve kalabalıkların olduğu yerlerin güvenlik önlemleri artırıldı.[1]

Bu ve benzeri birçok adım, 1989 Sovyetler Birliği yıkılmasından sonra Samuel P. Huntington’ın 1996 yılında yayımlanan “Medeniyetler Çatışması ve Dünya Düzeninin Yeniden Kurulması” tezinin bir gereği olarak 11 Eylül saldırısından sonra düzenli olarak atılmaya çalışıldı.

Ocak 2020 tarihinde dünyayı kasıp kavuran pandemi korkusu ile artık teröristlerden değil göremediğimiz “Corona” virüsünden korkmamız istendi ve bunun için yaklaşık iki yıldır her türlü propaganda araçları hayata geçirildi. Bu korku aslında 2008 dünya ekonomik krizinden sonra oluşan ekonomik korkunun bir devamı olarak da görülebilir. Neticede Batı ekonomisi özellikle 2008 yılından sonra hiç bir zaman toparlanamadı ve Ekim 2019 yılında oluşan ikinci büyük uluslararası kriz neticesinde merkez bankalarının trilyonlarca dolar ve avro basarak piyasaya sürmeleri neticesinde bir suni çözüm oluşturuldu. Ekonomik krizin ve bunun neticesinde oluşan hayatta kalma korkusunu yönlendirebilmek adına “Corona”, Batı için bulunmaz bir nimet olarak değerlendirilebilir. İnsanlara her gün medya üzerinden hasta olan, yoğun bakıma düşen ve ölen kimselerin resimleri gösterildi. Her gün rakamlarla insanlar adeta hipnotize edildi ve ölüm korkusu onları adeta çevreledi. Yoğun bakımların dolmaması ve insanların hastalanmaması için hayatın birçok alanı aylarca tecrit edildi ve birçok iş yeri kapatıldı. Hatta büyük üretim yapan birçok firma, üretimini durdurmak durumunda kaldı. Sadece Almanya’da bu kısıtlamalar sonrası oluşan %25’lik iflas oranı, devletin merkez bankası üzerinden basmış olduğu paralarla iflastan kurtarıldı. Yani Almanya’da her dört şirketten biri iflas etmiş, lakin devlet milyonlarca avro ödeyerek bu şirketlerin iflas etmesini önlemiştir. Yine on binlerce kişinin işsiz kalmasını engellemek için aylardır çalışamayan işçilerin de maaşını devlet üstlendi.

Medya üzerinden empoze edilen korku, özellikle 2021 yılının son çeyreğinde Batı’da, hastanelerin yoğun bakım ünitelerinin yatak kapasitelerinin yetersiz kaldığı argümanı üzerinden yürümekte. Örneğin; 10 milyon nüfusu olan Avusturya’da, 1.600 yoğun bakım yatağı bulunmakta. Bu, her 10 bin kişiye 1,6 yatak anlamına gelmektedir (10.000.000/1.600=6.250, 10.000/6.250=1,6). Bu rakam, Türkiye’de de 3,1’e tekabül ediyor. Lakin Almanya’da yoğun bakım ünitelerine bakabilen sağlık personeli eksik olduğundan yatak kapasitenin sadece ⅔’si kullanılabiliyor. Dolayısıyla Almanya’da 10 bin kişiye sadece 2,3 yatak düşmektedir. Bu rakamlar İtalya’da daha da düşük. İtalya’da 10 bin kişiye sadece 0,8 yatak düşmekte.

Özetle şu söylenebilir: Batı’da insan hayatı para etmediği zaman önemsenmiyor. Dolayısıyla pandemi döneminde bu da görülmüş oldu. Sadece Avusturya’da 2000 ek yoğun bakım yatağı oluşturulmuş olsaydı bu ülke için senelik 1,5 milyar avroya tekabül edecekti. Lakin sadece Avusturya, pandemi nedeni ile ülke genelinde son 22 ayda yaptığı kısıtlamalardan dolayı yaklaşık 40 milyar avro zarar etmiş oldu. Yani Batı, -hayata bakış açısı olan maddi zaviyeden bile değerlendirilmiş olsa- başarılı değil.

Tekrar korku ve siyaset ilişkisine gelecek olursak… Tarihçi Dr. Daniele Ganser’in tezine göre pandemi döneminde üç çeşit korku iklimi oluşturuldu:

1. Ölüm/hasta olma korkusu

2. Dikta rejim (hürriyetlerin kısıtlandığı) korkusu

3. Ekonomi/aç kalkma korkusu

Ganser bu tasnifi yaparken dikkatimizi, sosyal yapının medya üzerinden korku ile nasıl manipüle edildiğine çekmek istemektedir. Bu konuda örnek olarak; Amerikan Dışişleri Bakanı Colin Powel’ın, 2003 yılında Birleşmiş Milletler’de yaptığı bir konuşmada, el-Cenabi’nin sağladığı uydurma bilgileri, biyolojik silahların üretilmesi yalanını veriliyor. Nitekim Colin Powel, 2005 yılında Amerikan ABC Televizyonu’na verdiği demeçte, konuşmasının “politik kariyerinde utanç duyduğu kara bir leke” olduğunu ifade ederek yalan söylediğini itiraf etmiş oldu. El Kaide ile savaşmak için Irak’a gelen ABD askerlerinin %85’i, bu savaşı 11 Eylül saldırısının bir cevabı olarak anladıklarını ve bu konuda hükümete, medyaya ve eğitmenlerine güvendiklerini dillendiriyorlar. Hâlbuki 11 Eylül saldırısının arkasında Usame bin Laden olduğu iddia ediliyordu ki Usame bin Laden Afganistan’da bulunuyordu, Irak değil. Bu savaşta bir milyona yakın insan öldürüldü. Sebebi ise 11 Eylül sonrası bir terör korkusu oluşturmak ve insanları devamlı surette bu korku ile meşgul etmekti.  

Nitekim günümüzde de corona ile alakalı aynı korku yayılmakta. Coronaya yakalananların %99,7’sinin ölmeyeceği gerçeği uzmanlar tarafından dillendirilmiş olmasına rağmen şu an Avrupa’nın tamamında aylardır gece-gündüz corona konuşuluyor. Hatta bir adım daha ileriye gidilerek, 2022 yılının Şubat ayında tüm vatandaşlara aşı zorunluğu getirilmek isteniyor. Bu aslında onların kapitalist anlayışlarına esastan ters düşmekte lakin yine de bunu yapmaktan geri durmuyorlar ve halkı iki gruba bölerek aşı olmayanları adeta öcüleştirerek cezalandırmak istiyorlar. Bir sonraki adım ise toplumsal destek görürlerse azınlık olarak adlandırdıkları –örneğin; Almanya’da 15-20 milyon- aşı olmayan kişinin sosyal hayattan uzaklaştırılması; hastanelerde onlardan daha fazla ücret alınması, toplu taşıma araçlarına binmelerinin yasaklanması, işe gitmelerine imkân verilmemesi gibi yaptırımlar uygulamak olacak. Aşı zorunluluğu gelmemesine rağmen yukarıda saymış olduğumuz birçok kısıtlama bugün Almanya’da yürürlükte.

“Batı, bu hamleleri yaparak neyi amaçlıyor?” diye bir soru sorulabilir. Bunun cevabını şimdiden kestirmek zor lakin koma hâlinde olan sistemin hayatta kalabilmesi için birçok radikal değişiklikler yapılması gerektiği aşikâr. Mesele, işte bu sürece toplumun hazırlanması ve olası ayaklanmaları önlemek adına şimdiden tedbirlerin alınması. Batı’nın ve onların uşakları konumunda olan diğer beldelerinin orta vadede bu sıkıntıları yaşayacağı görülebilmekte.

Mesele, biz Müslümanların bu süreçte nerede olduğumuz ve ne yaptığımız. Yine mesele, Rabbimizin sunmuş olduğu köklü çözümleri görebilmek ve bunları ehil kadro ile hayata geçirebilmektir.

Rabbim, kâfirlerin tüm tuzaklarını bozsun ve uygulamaya koymak istedikleri şeytani amaçlarına imkân vermesin; Müslümanların şaha kalkacağı o kutlu günü tez zamanda görmeyi bizlere de nasip etsin! (Âmin.)


[1] bbc.com, Kasım 2021

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız