Ak Parti İle Laiklerin Uzlaşısı
09 Eylül 2016

Ak Parti İle Laiklerin Uzlaşısı

15 Temmuz darbe girişiminden sonra gündem çok hızlı bir şekilde değişiyor. Darbenin arkasında kim var? Darbeciler sadece FETÖ’cü mü? Diğer bileşenler kimlerdir? Darbe girişimine ilişkin çelişkili ifadeler! Henüz resmi olarak açıklanmayan yüzlerce soru hala cevapsız olarak duruyor. Şuan da anlatılan hikâyeye herkesin inanması isteniliyor. Birazcık sorgulayanlar ise bir dönem “ergenekoncu” ilan edildiği gibi şimdi “paralelci” ilan ediliyor. Ya da linç ediliyor. Bu durum, “kurunun yanında yanan yaşların” bile savunulmasını güçleştiriyor. FETÖ üyeliği adı altında, FETÖ ile uzaktan yakından ilgisi olmayan kişiler tutuklanıyor. Ama “her dönemin adamı” olanlar, “ne istedilerse verenler” zeytinyağı gibi üste çıkıyorlar. Sanki sorumlusu vatandaş gibi sürecin baş yetkilisi “at izi, it izine karışmış” diyor. Peki, bunun sorumlusu kim? Sorumluluk alan hiçbir yetkili yok!

Örneğin Ankara’da ikamet eden Fatih Babayiğit… ‘’Evinde toplantı yapıldığı’’ şikâyeti üzerine gelen polisler Fatih’i gözaltına alıyor. Emniyet ve Savcılıkça FETÖ üyeliğinden suçlanıyor. FETÖ ile ilgili delil bulunamayınca bu defa da Hizb-ut Tahrir üyeliğinden tutuklanıyor. FETÖ en büyük kumpası Hizb-ut Tahrir’li gençlere kurmuşken ve en büyük mağdur pozisyonundayken Hükümet ve Yargı, FETÖ’nün kaldığı yerden devam ediyor. Hizb-ut Tahrir her dönemin mağduru olmaya ve ona karşı düşman ceza hukuku uygulanmaya devam ediyor.

Yine darbe girişiminden sonra ne İslam’da, ne İslam tarihinde yeri olmayan olaylara tanık olduk. Hainler mezarlığı diye mezarlık kuruldu. Cenazeler “diyanetin imamları” tarafından kıldırılmadı. Gömülecek yer verilmedi.

Bir dönem “kumpas davalarla” nasıl bir güç savaşı yaşandıysa aynı güç savaşı devam ediyor. Siyaset ve medya ise toplumu yönlendirerek bu savaşa taraftar kılmaya çalışıyor.

15 Temmuz Müslümanlardan Çalındı

Hırsızlara ise kapıyı Erdoğan ve Ak Parti hükümeti açtı. O geceyi şöyle bir düşünün. Okunan ezanlarla, salalarla halkın İslami duyguları harekete geçirilerek darbeye direnmesi istendi. Birçoğu şehid olma arzusu ile sokaklara çıktı. Tekbirlerle, tevhitlerle yürüdüler. O gece sokağa çıkanlar “laik yurtta sulh” bildirisine bir tepki olarak direndiler. O gece kimse “laiklik elden gidiyor” ya da “demokrasi” diye bir slogan dahi atmadı.

Sonra ikinci gün bir şey oldu. Ak Parti’nin kurduğu platformlarda ve medya da “demokrasi şehidi”, “demokrasi meydanı”, “halk demokrasiye sahip çıktı” gibi sözler süratle dillendirilmeye başlandı. İnsanlar, “Allah için şehid olma arzusuyla meydanlara çıktık” derken onlar, “yok yok demokrasi ve laiklik için çıktınız” der gibi yönlendiriyordu.

Yaklaşık bir ay süren nöbetin adını; ”demokrasi nöbeti” koydular. Darbe girişiminin dokuzuncu gününde Laik, demokrat, SOL Parti ve örgütler ilk defa sokağa çıktılar. Darbeye direnen bileşenler içerisinde olmadıkları halde “yok yok varsınız” dediler. Sonrasında Yenikapı’da üç parti lideri ve Cumhurbaşkanı bir araya geldi. Hatta Kılıçdaroğlu’na “yuh” çeken halk, önceden uyarıldı. Sakın, dendi. Hepsi bizim dendi.

Mesaj çok açık ve netti. Ak Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan; daha düne kadar “Ergenekon”, “Paralel” ve “Gezi” ile suçladığı Laik-SOL bileşenlerle işbirliği yapıyordu. Halktan da bunu hazmetmesi isteniyordu. Zaten Erdoğan ne yaparsa “doğrusunu” yapardı!

Erdoğan ve Laikler Çıldırdı

Bugüne kadar hep çatışmadan beslenen Erdoğan, ilk defa laiklere zeytin dalı uzattı. O zaman bu durum, bir tür geri adımdı. Yıllardır hükümetle çatışan Laik-SOL cenah, Gülen konusunda haklı çıkmanın mutluluğu ile şimdi daha fazla saldırabilirdi. CHP lideri Kılıçdaroğlu düzenlediği mitinglerde, daha ideolojik konuşuyor, üniter devlet yapısına daha fazla vurgu yapıyordu. Hükümet ise daha darbe girişiminden bir hafta öncesine kadar “Başkanlık Modelini” ateşli bir şekilde savunurken artık o ateşten duman bile çıkmıyordu.

İki yıl önce, Danıştay’ın 146. kuruluş yıldönümünde TBB Başkanı Metin Feyzioğlu’nun yaptığı uzun ve ‘eleştirel’ konuşmaya dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan “edepsiz” diye tepki göstermiş, salonu terk etmişti. O gün bugündür ikili bir araya gelmiyordu. İşte o ikili bile bir araya geldi. Fevzioğlu, önce Anıtkabir’i sonrasında da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ziyaret etti. Feyzioğlu Ak Parti ve Laikler arasında oluşan bu ittifakı “Kuvayı Milliye’ye” benzeterek*; "Kuvayı Milliye ruhunun bir daha bozulmamak üzere sürdürülmesini diliyoruz"* dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ise bu sözlere alkışla cevap verdi.

Bol Laik Soslu Programlar

Ak Parti hükümetinin onayıyla geçmişte FETÖ’ye nasıl ki kapılar sonuna kadar açılmışsa şimdi de Kemalist laiklere kapılar açılıyor. TV’lere çıkartılan konuklar laikliği neredeyse gözümüzün içerisine sokacak. Birisi Atatürkçülüğü överken diğeri Cumhuriyet’in kurucu değerlerine dönülmesinden bahsediyor. Bir diğeri Kuvayı Milliye’den, bir diğeri FETÖ’yü İslamcı gibi göstererek İslam’a, Müslümanlara, cemaatlere kin ve öfkesini kusuyor. Hele birisi vardı ki; “Allah’u Ekber’den” duyduğu rahatsızlığı karşısındaki bir İslamcının yüzüne ifade ediyor. İslamcı ise üç maymunu oynuyor. Diyor ki; “sokağa çıkan halkın tekbir getirdiğini ben duymadım.” Bir başka programdaki İslamcı; “Laiklikten kastınız özgürlüklerse neden çözüm laiklik olmasın” diyor. Bir başka İslamcı ise “laiklerle ortak zeminde buluşmanın mutluluğunu” ifade ediyor. Bir diğer İslamcı mugalata yaparak “laikliği vakıasından çıkartıp başka anlam ve mefhumlar” yüklüyor. Hele bir hoca vardı ki; siz onu tanıyorsunuz. Çözüm olarak “laik-demokrasiyi ve özgürlükleri” koyuyordu. Karşısındaki Laik-Kemalist ise şaşırıyor. Hocam diyor; “Eğer sizin bu söylediğinizi ben söyleseydim tepki alırdım. O yüzden cesur olun.” Malum hoca da cesaretinin başına ne işler açtığını gururla sunuyordu.

"Siyasal İslam’ı bırakıp, demokratik İslam’a geçiyoruz” açıklamasını yapan Tunus'taki Nahda hareketinin lideri Raşid Gannuşi, Ortadoğu’daki bütün İslamcılara laikler ve Müslüman olmayanlarla “hakiki bir uzlaşma” içerisinde olmaları çağrısında bulunmuştu.

15 Temmuz darbe girişimi ile Gannuşi’nin bu çağrısı sanırım Türkiye’de karşılık buluyor.

Din Nasihattir

Ebü Rukayye Temîm İbni Evs ed-Darî radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem :

"Din nasihattir, buyurdu. Biz kendisine: Kimin için nasihattir? dedik. Efendimiz Sallahu Aleyhi Vessellem: Allah, Kitabı, Resulü, mü'minlerin yöneticileri ve tüm Müslümanlar için nasihattir, buyurdu.” (Müslim)

Tüm Müslümanlar, kanaat önderleri, liderler ve gazeteciler; “İslam’ın yanında yer alması ve İslam’ın döndüğü yere dönmesi gerekirken kimisi hükümete, kimisi Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, liderler ise uluslararası sisteme dönüyor.

Allah aşkına size ne oluyor?

İslam’a ve kavramlarına yönelik şiddetli medya kampanyası ve saldırıları düzenlenirken buna yol vermek ya da alet olmak ne demektir? Laiklerle uzlaşılacak tek yer ”Lailahe İllallah Muhammedun Rasulullah” değil midir?

Kendi yurdumuzda medyanın ve hükümetin yol vermesiyle istilaya uğradık. Medya ve hükümet ve laikler bizi sütle zehirlemektedir. Modernite, liberalizm ve özgürlük adına zihinlerimizi sarsmak istiyor. Uluslararası sistem ve Batıya meftun olanlar insanlığın seyrini kötülüğe (laik) doğru kaydırmak için uğrunda büyük paralar harcıyorlar. O halde Müslümanlar olarak bu değirmene nasıl su taşırsınız? Allah’tan sakının, her şeyin bir konumu vardır. İslamiyet konusunda Allah’tan korkun ve bilin ki Allah Subhânehu ve Teâlâ, sizinle beraberdir. Entrikacıların entrikasına rağmen Allah Subhânehu ve Teâlâ dinini üstün kılacak ve nurunu tamamlayacaktır.

@OYildiz99