İnnalillahi ve İnna İleyhi Raciun...
17 Ocak 2026

İnnalillahi ve İnna İleyhi Raciun...

Çağımızın ensarı bir kadın... Onun Erkam bin Ebu'l Erkam (r.a.) misali, Medine ensarları misali duruşunu vefatından sonra -olayı yakından bilen- bir kardeşten duydum. Ve duyduğum kıssa beni derinden etkiledi; bu yüzden kaleme almadan geçemedim.

Orta asya ülkelerinden Tacikistan’da, sözde Müslümanlığın olduğu ama İslam’ı yaşamanın yasaklandı, davet edenin terörist sayıldığı bu ülkede; bir evde birkaç kişi davet için toplansa “yasadışı toplantı” damgası vuruluyor, kadınlar dahi 5–10 yıl hapis cezalarına mahkûm edilip çeşitli eziyetlere maruz bırakılıyorlardı. Davetçiler kalacak yer bulamıyordu. Nereye gitseler baskın oluyor, kaçıyor veya tutuklanıyor, bazen sokaklarda sabahlıyorlardı. Akrabalar bile birbirlerine kapılarını kapatmıştı; çünkü kapı açmak, yıllarca sürecek sorgulara, işkencelere, takiplere neden oluyordu. Böyle bir zamanda kapıların hepsi kapanmıştı… Bir kapı hariç.

O ensar kadın “Benim evim sizin için açıktır.” dedi. Etrafındaki herkesin geri adım attığı bir dönemde, Erkam’ın (r.a.) gösterdiği o sahabe tavrını sergiledi. Başına gelecekleri biliyordu: Tutuklama, sorgu, çocuklarından koparılmak… Ama kalbi korku ile değil, teslimiyetle doluydu. Davetçiler usulca onun evine geldiler. Kadın onlara güven verecek bir ortam hazırladı. Onları içeri buyur etti, kapıyı kapattı; ayakkabıları içeri aldı, hiçbir iz bırakmadı. Sonra kendisi çocuklarıyla birlikte dışarı çıktı. Sokak sokak dolaşıyor, gözcü gibi etrafı kontrol ediyordu. Çocuklarını bile farklı köşelere yerleştirip: “Bir şey görürseniz hemen haber verin.” diye tembihlemişti.

Evin içinde kadınlar huzurla ders yapıyor, hiçbir tehlikeden habersiz konuşuyorlardı. Dışarıda ise bir kadın –tek başına bir ordu gibi– onları himaye ediyordu. Tam o sırada iki polis aracı mahallenin başında göründü. Polisler sokak sokak dolaşıyor, kapı kapı soruyordu: “Burada kadınların toplandığını gördünüz mü?” diye. Kadın, polis tam yanına geldiğinde sanki hiçbir şey yokmuş gibi dimdik durdu. Ne yüzünde korku vardı, ne de sesinde titreme. Polislerin sorusuna hiç düşünmeden cevap verdi: “Benim gördüklerim bu tarafta değil, diğer sokaktaydı. Az önce o tarafa doğru gidiyorlardı.” dedi ve elini başka bir istikamete uzattı. Polisler hiç şüphelenmeden gösterdiği yöne doğru yürüdüler, araçlar o tarafa döndü. Kadın ise sessizce, kimseye belli etmeden yeniden yerini aldı.

Evdeki davetçiler içeride huzurla derslerini sürdürüyorlardı. Onlara hiçbir şey söylemedi, korkmalarını istemedi. O anın ağırlığını sırtına tek başına aldı. Ders bitti, kadınlar sükûnetle dağıldı. Onların yüzlerindeki huzur, o Ensar kadının dışarıda verdiği mücadelenin meyvesiydi. Şayet o gün polisler kapıya yönelseydi, o kadın belki de yıllarca zindanda kalabilirdi. Ama korkmadı. Ve yine de korudu, kolladı, sahiplendi. Akrabanın bile kapılarını kapattığı bir zamanda… O kadın daveti kendi canından, kendi evlatlarından, kendi huzurundan daha kıymetli bildi. Vefat edene kadar bunların hiçbirini anlatmadı. İsminin duyulmasını istemedi. Gösteriş için değil, sadece Allah için yaptı.

Biz onun bu Erkam misali duruşunu ancak ölümünden sonra öğrenebildik. Ve şimdi anlıyoruz ki: Sahabe olmak bir çağ meselesi değildir; bir dâvâ meselesidir.

وَالسَّابِقُونَ الْاَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِر۪ينَ وَالْاَنْصَارِ وَالَّذ۪ينَ اتَّبَعُوهُمْ بِاِحْسَانٍۙ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ وَاَعَدَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي تَحْتَهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَدًاۜ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ

“İslâm’ı kabul ve ona hizmette öne geçen muhâcir ve ensârın ilkleri ile bunların yoluna en güzel bir şekilde uyanlar var ya… Allah onlardan râzı olmuş, onlar da Allah’tan râzı olmuşlardır. Allah onlar için, her tarafında ırmaklar çağlayan, içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte en büyük başarı ve kurtuluş budur.” [Tevbe 100]

Amine MİLAT