
Bizleri mübarek Ramazan ayına kavuşturan, İslâm ile şereflendiren ve yine bizleri bir vücudun azaları gibi tek bir ümmet kılan Allah’a hamdolsun…
Şüphesiz ki Allah Azze ve Celle biz iman edenleri Müslüman olarak isimlendirdi. Müslümanları diğer inanç müntesiplerinden ayıran en temel unsur; “tek bir ümmet” olmaktır. Rabbimizin de buyurduğu gibi; [اِنَّ هٰذِه۪ٓ اُمَّتُكُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً] “İşte bu sizin ümmetiniz bir tek ümmettir.” [Enbiya Suresi 92] Bu gerçeği Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem Medine Vesikası’nda da geçtiği üzere şöyle ifade etmiştir: [إِنَّهُمْ أُمَّةٌ وَاحِدَةٌ مِنْ دُونِ النَّاسِ] “Müslümanlar insanların dışında tek bir ümmettirler.” [ibn Hişam]
Kur’an ve Sünnet ısrarla Müslümanların diğer insanlardan farklı olarak tek bir ümmet olduklarını vurgularken; parçalanmayı da haram kılmıştır.
Konuyla ilgili naslar Müslümanların ümmet olmalarının zorunluluğuna işaret ettiği gibi; bunun yanında nasıl ve hangi özelliklere sahip bir ümmet olmaları gerektiğini de aynı şekilde belirlemiştir.
Ne var ki asırlar boyunca dünyaya liderlik yapan, Müslümanların birliktelikten ve tek bir ümmet şuuruna sahip olmaktan güç aldıklarını fark eden kâfirler; İslâm’a ve Müslümanlara galip gelebilmenin İslâm ümmetini parçalara ayırmaktan geçtiği kanaatine vardılar. Ardından da ümmeti parçalamanın, parçalayarak kolay lokma haline gelmesini sağlamanın sinsi planlarını devreye soktular.
Batılı kâfirler kültürel işgalin bir gereği olarak batıl fikirleriyle ümmetin zihin dünyasını kirletip; vahdetini öncelikle fikren parçaladılar. Ayrıştırıcı fikirlerden olan kavmiyetçiliği – milliyetçiliği ümmetin aydınları(!) eliyle topraklarımızda neşvünema bulmasını sağlayarak, ümmet şuuruna güçlü bir darbe vurdular. Ve bütün bu ayrıştırıcı, vahdet şuurunu zedeleyen ifsat edici fikirlerin neticesinde Müslümanlar; ulus devlet sınırlarına hapsedildiler.
Tarih boyunca İslâm ümmeti Kur’an’ın rehberliğinde, vahyin öncülüğünde Allah’ın razı olduğu izzet ve şeref dolu bir hayat sürmüş, yine Kur’an’dan aldığı ilhamla hayırlı ümmet, vasat ümmet, şahit ümmet, iyiliği emreden kötülükten nehyeden davet ehli ümmet ve dünya siyasetine yön veren lider ümmet olarak hayatını idame etmiştir. Ve yeniden bunların hepsine haiz bir ümmet olmaya da muktedirdir biiznillah.
Ramazan ayı hepimizin de bildiği gibi Kur’an ayı olması itibariyle Kur’an’ın çok okunduğu bir aydır. Bu mübarek ay; Kur’an’la yüzleşme, Kur’an’ın öğretileri doğrultusunda hem ferdi hem de toplumsal hayatımızı inşa etme, Rabbimizin razı olduğu ümmet olma zamanıdır.
İşte bizler de Ramazan ayını bir vesile bilerek tek bir ümmet olmanın zorunluluğuna ve Allah’ı razı edecek ümmetin sahip olduğu-olması gereken özelliklere dikkat çekmek istedik. Şüphesiz ki bu ümmet sayılamayacak kadar hayırlı vasıflara sahiptir. Ne var ki Kur’an’da tebarüz eden, ancak Batı’nın İslâmî kavramları asıl bağlamından kopartma hamleleri neticesinde anlam sapması yaşayan kavramlar ve vasıflar vardır. Tıpkı “Vasat Ümmet”, “Şahit Ümmet” kavramlarında ve vasıflarında olduğu gibi…
Kur’anî kavramlardan olan “vasat”a lüğavi olarak diğer çağrıştırdığı; adil ve seçkin olmak gibi anlamları yok sayarak, sadece ortacılık-orta hallilik/ılımlılık anlamı yüklemek ve buradan hareketle küfür sistemlerine entegre olmak, Batı’nın kazdığı tahribat tuzağına düşmek demektir.
Halbuki vasat kelimesinin geçtiği ayeti kerimenin delalet ettiği anlam; adil şahitlikte bulunacak seçkin hayırlı ümmet olmak şeklinde anlaşılmalıdır.
Hakeza bu ümmete verilmiş en büyük özelliklerden bir tanesi de hakkı ortaya koyarak ve hakkı temsil ederek şahit ümmet olmasıdır. Allah bizi ortaya koyduğu İslâm’ın hakikatler ile kendisine bakılıp örnek alınacak şahit ümmet kılmıştır. Peki adaleti ayakta tutarak diğer insanlara güzel şahitlik nasıl yapılabilir?
Kur’an’la yaşamalıyız, Kur’an’la hükmetmeliyiz, Kur’an hakikatleriyle konuşmalıyız, Kur’an’la uyarmalıyız ki şahit ümmet vasfını yerine getirebilelim.
Adaleti ve hakkı ayakta tutacak olan ise sadece fertler değildir elbette… Âlimlerin şahitliği; kınayıcının kınamasına aldırmadan hakkı batıldan ayırmak, hakkı ortaya koymaktır. Ümmetin şahitliği; menfaat ve çıkarcılığı değil, şer’i hükümleri esas alan İslâm’ın emirleri merkezinde bir hayat sürmektir. Yöneticilerin şahitliği ise; Allah’ın emir ve yasakları doğrultusunda bir yönetim benimseyerek; İslâm’la hükmetmektir.
Şahitliğin hakkıyla yapılabilmesi için insanların bakıp örnek alabilecekleri bir İslâmî hayat olmalıdır. Pratikte ihmal edilen ve sadece okunan-okutulan Kur’an ve Sünnet; istenilen şahitliği yerine getirebilir mi? Ya da laik nizamın gölgesinde fertlerin küçük dünyalarında, ferdi hayatlarında yaşamaya çalıştıkları İslâm bugün topluma-insanlara nasıl şahitlik yapabilir ki? Velhasıl şahitliğin hakkıyla yapılabilmesi İslâm’ın kâmilen hayatımızda varlığıyla mümkündür.
Dolaysıyla insanlık, Raşidi Hilafet’in tatbik edeceği İslâm nizamının adil şahitliğine muhtaçtır.
İslâm ümmetinin Kur’an ve Sünnet’in işaret ettiği en önemli vasıflarından birisi ise “Tek Bir Ümmet” olmasıdır. Asırlar boyunca “tek-bir” olma özelliğini koruyan bu ümmeti bölen coğrafyalarımızdaki yönetimlerdir. Allah’ı bir, Rasul’ü bir, Kitab’ı bir, kıblesi bir ümmetin devleti neden bir değil? Neden bir değil de elli küsur devletiz? Bu ümmeti kim bölüyor? İşte tam olarak bu sorular sormak, ulus kafeslerin bekçiliğini yapan yöneticilere; “bu bölünmüşlüğe artık son verin, sömürgecilerin çizdiği sınırları kaldırın” şeklinde çağrılar yükseltmek lazımdır. Zira tek bir ümmet olması emredilen Müslümanların; parçalanmışlığa ve buna sebebiyet veren yönetimlere, ulus devlet anlayışına sessiz kalmaları caiz değildir.
İslâm tevhit dinidir. Bunun siyasi yansıması devlette birliktir. Ve asla unutulmamalıdır ki; parçalanmışlık değil tek bir ümmet olmak, tek bir halifenin sancağı etrafında bir olmak; bizi ancak şerefli ve izzetli kılacaktır. Yeniden dünya siyasetine yön veren güçlü bir ümmet yapacaktır.
Müslümanların “tek bir ümmet” olmasının anlamı;
Bir tek bayraklarının olması demektir. Bu da; bütün Müslümanların inancı olan tevhit akidesini ifade eden ve Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in benimsemiş olduğu Kelime-i Tevhid bayrağıdır.
Bir tek devletlerinin olması demektir. Bu da; Allah’ın indirdikleri ile yöneterek İslâmî hayatı tekrar başlatacak, beldelerimizde vahdeti tesis edecek, Râşidî Hilâfet Devleti’dir.