loader

Taliban; Hüsran mı, Zafer mi?

20. Yy. tarihe devrimler ile geçmiş olacak. Halkların kendi geleceklerini belirlemek adına verdikleri mücadeleler çağı.

Sömürge üzerine kurulu devletlerin yaptığı zulümlerin elbet bir sonu olacaktı. Askerî olarak sürdürülen savaş, zamanla yerini farklı üsluplara bıraksa da hâlen devam etmektedir.

Yaklaşık bin yıl önce gerçekleşen Malazgirt zaferinde olduğu gibi, kan ve gözyaşı üzerine kurulu nizamlar hak karşısında tüm güçleriyle direnecek olsalar da yenilmeye mahkûmdurlar.

Günümüze gelindiğinde ise; Malazgirt nasıl Anadolu’nun kapılarını açtı ise Afganistan da, Batı hegemonyasının bitirilmesinde son eşiğin aşılması anlamına gelmektedir.

Tabii ki olayı sadece Taliban özelinde okumak yetersiz olacaktır.

Taliban, Afgan halkı demektir.

Her ne kadar son 20 yıl Taliban ismi sıkça zikredilse de mesele sadece direnen bir grubun mücadelesi değildir; kenetlenmiş bir halkın mücadelesidir.

Bu mücadele Taliban’dan çok daha önce başlamış ve bu sayede Rusya gibi büyük bir devletin tarihin çöplüğüne atılmasına yol açmıştır.

Şimdi sıra Amerika’nın tarihin çöplüğüne atılmasında.

Afgan halkının verdiği mücadele elbette takdire şayandır ve İslâm dünyasında örneklik teşkil etmiştir. Ama Amerika’nın Afganistan’da rezil bir şekilde çıkmak zorunda kalmasını Taliban’ın zaferi olarak değil de, bir planlamanın ürünü olarak görenler de vardır.

Taliban adına yapılan açıklamalar ve diğer devletlere verildiği iddia edilen sözlere bakıldığında görülen tek şey; Taliban’ın hazırlıksız olduğudur.

İktidarı ele aldıktan sonra ne ile hükmedeceğine dair kapsamlı bir projeye sahip olmadığıdır.

Onun için olsa gerek bir takım devletlerden yardım talep edilmiş ve amaçlarının sadece Afganistan ile sınırlı kalacağı taahhüt edilmiştir.

Bu bir siyasi manevramıdır yoksa siyasi basiretsizlik midir, tartışılır elbet.

Tıpkı Türkiye Müslümanları gibi.

“Siyasal İslâm(!)” olarak tanımlanan hareketler, demokrasi içerisinde mücadele verdiler ve 2002 itibarıyla da iktidara geldiler.

Hazırlıksız yola çıktıklarından hareketle bunların İslâm adına hiçbir kaygılarının olmadığı sonucuna çıkmak da mümkün elbette. Bu durumda dertlerinin İslâm ve Müslümanlar olmadığı, amaçlarının sadece bir takım dünya menfaatleri karşılığında kâfirlere hizmet etmek olduğu da düşünülebilir.

Ki yaptıklarına bakıldığında bu düşüncenin hiç de haksızlık olmadığı herkes tarafından görülmektedir.

Irak işgali, Suriye kıyamı, Filistin sorunu, Libya meselesi, Doğu Akdeniz konusu ve nihayetinde Afganistan devrimi “muhafazakâr” denilen, İslâmi hassasiyetlere(!) sahip olduğu öne sürülen AK Parti iktidarında olmuştur.

Bu iktidar yönetiminde Türkiye’nin yaptıklarına bakıldığında kazananın sadece kâfirler olduğu görülecektir.

Bunun nedeni; bu hareketlerin hedef ve metotlarının İslâmi olmamasındandır.

Afganistan mücadelesinde halk kâfirlere ve işgalcilere karşı cihat ederek bir farziyeti yerine getirmişlerdir. Peki, bu mücadelenin nihayetinde ne olacaktır?

Kovduğunuz kâfirlerin nizamlarına göre mi ülkeyi yöneteceksiniz?

Eğer öyle ise bunca yıl direnmeye ne gerek vardı? Yıllar önce demokrasiyi kabul etseydiniz zaten sorun bitecekti.

Yok, mücadeleniz İslâm adına idiyse (ki öyledir inşallah) o zaman hâlâ ne bekliyorsunuz?

Neden hâlâ İslâm’ın yönetim şekli olan Hilâfet’i ilan etmiyorsunuz?

“Bizler sadece cihat ederiz” diyorsanız, İslâm’ı bir hukuk sistemi hâline getirmiş ve bu noktada gerek anayasası gerekse de yetişmiş elemanı olan Hizb-ut Tahrir’e neden nusret vermiyorsunuz?

Amacımız, Allah’ın dini ile hükmetmek ve hükmolunmak ise, malı avuç avuç dağıtacak halifenin isminin ve nereli olduğunun ne önemi var?

Şanlı mücadelenizi kirli ilişkiler ile zedelemeye ne hakkınız var?

Ülkenize karşı savaşmış, katliam ve tecavüzlere imza atmış ve hâlen Doğu Türkistan’da, Suriye’de, Filisti’nde kan ve gözyaşı akıtan fiilî harbî devletlerle ve onların kuklaları olan devletçikler ile ne işiniz var?

Ülke yönetmek cihat etmekten çok farklıdır. Ve eğer Allah’ın indirdikleri ile hükmedilmez ise kâfir, zalim ve fasık olmak [Maide Suresi 44-45-47] gibi bir tehdit önümüzde durmaktadır. Ve Allah bu vasıflara sahip kişileri de sevmemektedir.

Taliban, inşallah hakkı çok yakında görür ve tüm Müslümanları tek bir çatı altında toplayacak Râşidî Hilâfet’i ilan eder ve âleme cihat ile İslâm’ı taşıyacak devletimizi kurmaya yardımcı olur.

Aksi hâlde bu, ne İslâm’a ne de Müslümanlara bir zarar verecektir. Müslümanlar artık kutlu bir zaferin arifesinde olduklarının farkındadırlar. Bu “ayak oyunları” kâfirler için akıbetlerini az biraz geciktirmekten öte bir şey olmayacaktır.

Ve Afganistan kâfirler için son yerdir.

Yaptıkları cürümler bu ülke ile bitmiştir.

Gerek ajanları gerekse de kendileri apaçık ortadadırlar. Esip gürleyen ama hiçbir şey yapmayan hainlerin sonu gelmek üzeredir.

Son cihatçı grup olan Taliban’ı siyaseten yenerek Müslümanları İslâmi mücadeleden vazgeçireceklerini, demokrasiye entegre edeceklerini düşünüyorlar ise çok yanılıyorlar.

Gruplar eliyle İslâmi mücadelelerinin çalındığını gören ümmet, silkinecek ve üzerine asalak gibi yapışanları söküp atarak tüm kâfirlerin uykularını kaçıracak Râşidî Hilâfet’i ilan edecektir.

[فَتَرَبَّصُٓوا اِنَّا مَعَكُمْ مُتَرَبِّصُونَ] “Bekleyedurun, bizler de sizler gibi bekliyoruz.” [Tevbe Suresi 52]

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız