loader

Korkun!

Her türlü değerin gayri İslâmi düzenler tarafından yok edildiği günümüzde insanlar, amaçsızca bir hayatı yaşamak zorunda bırakılıyor. Toplumun etrafı “istek ve arzular” ile çevrilmiş.  

İşin ilginç tarafı ise, tüm bu yapılanların sanki hayatın normal işleyişiymiş gibi gösterilmesi ve kimsenin buna itiraz etmeyişi!

“Bu gidiş nereye!” uyarısı yapanların da tarih öncesinden kalmış insanlar muamelesi görmesi…

Oysa gerek Allah Subhanehu ve Teâlâ gerekse de vakanın kendisi bize göstermektedir ki, geçmiş olaylar ibret alınmak için okunmalı ve dinlenilmelidir.

Örneğin; “mafya” diye tabir edilen zorbalığın bir temsilcisi, çeşitli itiraflarda bulunuyor ve hemen her konumda bulunan kişilerin kirli ilişkiler ağını deşifre ediyor -kendisini de aklamadan-.

Her ne kadar gündemi meşgul ettiği düşünülse de ben bunu böyle görmüyorum.

Çünkü bu şebeke içi itiraflar ilk değil…

20. yy.ın sonlarında “H. Baybaşin” isimli kişinin itirafları hâlâ sosyal medya ortamında mevcut.

Anlattığı şeyleri dinlediğinizde dehşete düşmemeniz mümkün değil. Bugün Peker’in iddialarında bahsi geçen kişilerin ve hatta Peker’in kendisinin bile daha yeni yeni nasıl ortaya çıktıklarını, zaten var olan ve “o dönem devletin resmî işiydi!” diye bahsedilen kirli ilişkiler ağını anlatıyor.

O günlerde bu itirafların gereği yapılsaydı bugünler yaşanmazdı kanaatimce.

“O günlerde iletişim bu kadar aktif değildi ve bu ifşaatlar toplumun tüm kesimlerine ulaşamadı. Onun için etkisi sınırlı kaldı ama bugün başka” diyenler olabilir; haklılar da.

Evet, S. Peker’in itirafları çok büyük yankı uyandırdı ve hemen herkes bunları gördü ve duydu. Hatta bu, seçimlerde iktidarın kaybedilebileceğine bile götürebilir süreci. Ama bizim derdimiz; “AK Parti iktidarının bitmesi, bilmem ne iktidarının gelmesi” değil ki. Ha Cumhur ittifakı, ha Millet ittifakı veya başkası! Ne fark eder ki?

Çünkü hepsi kirli.

Biri gidip diğeri gelince değişen bir şey olmayacak. En fazla; yaptıkları rezillikleri daha dikkatli yapmaya devam edecekler.

Veya Orwell’in “Hayvan Çiftliği” ve “1984” kitabı okunsaydı, bu rezil nizamlara hiç fırsat verilmemiş olurdu.

Ve çok daha önemlisi Allah ve Rasulü can kulağıyla dinlenilseydi başka hiçbir şeye gerek kalmayacaktı.

[يَوْمَ يَبْعَثُهُمُ اللّٰهُ جَم۪يعًا فَيَحْلِفُونَ لَهُ كَمَا يَحْلِفُونَ لَكُمْ وَيَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ عَلٰى شَيْءٍۜ اَلَٓا اِنَّهُمْ هُمُ الْكَاذِبُونَ اِسْتَحْوَذَ عَلَيْهِمُ الشَّيْطَانُ فَاَنْسٰيهُمْ ذِكْرَ اللّٰهِۜ اُو۬لٰٓئِكَ حِزْبُ الشَّيْطَانِۜ اَلَٓا اِنَّ حِزْبَ الشَّيْطَانِ هُمُ الْخَاسِرُونَ]

“O gün Allah onların hepsini diriltecek; (dünyada) size yemin ettikleri gibi -işe yarar bir şey yaptıklarını sanarak- O’na da yemin edecekler. Bilin ki onlar yalancıların ta kendileridir. Şeytan onları hâkimiyeti altına alıp kendilerine Allah’ı anmayı unutturmuştur. İşte onlar şeytanın yandaşlarıdır. İyi bilin ki kaybedecek olanlar da şeytanın ­yandaşlarıdır!” [Mücadele Suresi 18-19]

Bu ve benzeri onlarca uyarıya rağmen şeytanın yolunu tutanları takip edenler, insan onuruna yakışır bir hayata davet edenlere hep kulak tıkamışlar, sonrasında ise rezil bir hayatı yaşamak zorunda kalmışlardır.

Kâfirlerin çıkarları için orduları Libya’ya, Afganistan’a, Suriye’ye gönderenlere; “Filistin’de katledilen Müslümanlar için neden ordular göndermiyorsunuz?” sorusu sorulmamıştır.

Geçiş garantili yollar, hasta garantili hastaneler yapmakla övünenlere, “Neden bunları kendi imkânlarımızla yapmadık?” sorusunun sorulamadığı gibi.

“İstanbul Sözleşmesi” ve onun kanuni dayanağı 6284 Sayılı -ve buna benzer onlarca- kanun maddesi ile aile ve nesil yok edilirken sessiz kalanlar, çocuklarının “cinsiyet eşitliği” adı altında yok edilmesine rıza gösterenler değil midir?

Arsızca, hayâsızca giyinip toplumda boy gösterenler “kişisel özgürlükler” bahanesiyle meşrulaştırılırken, çocuklarımızın geleceğinden hiç korkmuyor muyuz?

Can, mal, akıl, namus, şeref, onur gibi kavramlar yok edilirken “A haber” izlemenin rahatlığında, “reel politik” putuna kurban gittiğimizin farkında değil miyiz?

Faturalara hapsedilmek, kredi ödemelerine odaklanmak ve nihayetinde bir “hokus-pokus” ile tüm servetinizin elinizden alınacağını görmenize rağmen, “gün, bu gündür” anlayışıyla yaşamak ne kadar akıllıca?

Evet, düşünmek zor zanaat!

İnsanlık tarihi ile başlayan “iman ve küfür” mücadelesi kıyamete kadar devam edecek.

Birileri her daim uyaracak; “İslâm’ın esenliğinde hayat bulun!” diye, diğerleri bu çağrının duyulmaması için mücadele edecek.

“İman ve küfür mücadelesi” deyince bazıları hiç üzerine alınmayabiliyor. Öyle ya; hepsi Müslüman nihayetinde!

Daha açık söylemekte fayda var: bu mücadele insan aklından çıkma nizamlar ile vahye dayalı nizamların mücadelesidir.

Hayâsızlığın her tarafı sardığı zamanlardan geçiyoruz. Ve bunları üreten, nizamın bizatihi kendisidir.

Bu nizam Batı kültürünün bir ürünüdür ve onu almak, tatbik etmek, yaymaya çalışmak haramdır.

Ya insan onuruna yakışır bir hayat için mücadele ederiz -ki bu sadece İslâm’dır- ya da Allah’ın azabına müstahak oluruz -ki yaşadığımız hayat zaten bir azaptır bilene-.

“Kral öldü! Yaşasın yeni Kral!” tiyatrosuna artık “Dur!” demenin zamanı geldi.

Hizb-ut Tahrir, gerek yetişmiş insanıyla, gerek kurumları gerekse de vahye dayalı anayasası ile sizi bu kutlu çağrıya icabet etmeye davet ediyor.

Yardım edeni Allah olanı, kimse yenemez!

Bu sese kulak verin ve insanlığın kurtuluşuna 2. Râşidî Hilâfet ile şahitlik edelim!

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız