loader

Değerlerimize Sarılma Zamanı: Marufu Emretmek ve Münkerden Nehyetmek

14 asır önce bir Ramazan gecesinde, insanlığın vahiyle kopan bağları yeniden bağlanmıştı. Asırlar boyu vahyin kılavuzluğundan kopuk yaşayan insanlık tüm değerlerini yitirmiş bir hâldeyken, yeniden gelen vahiy ile unuttuğu tüm değerler kendisine hatırlatıldı. Ardından çok kısa bir süre içerisinde bir değerler toplumu inşa edildi, Rasul’ün önderliğinde. Müslümanlar yüzyıllar boyu bu değerlere sımsıkı sarıldı. Liderlik ve şahitlik yaptı tüm insanlığa. Ta ki birbirini takip eden karanlık günler gelene kadar. Bunlar öyle karanlık günlerdi ki, vahyin kılavuzluğu terk edilip Batı’nın kılavuzluğunun ardına düşüldü. İslâm’ın getirdiği değerler bırakılıp Batılıların değerleri yüceltildi. Ve tabii ki bunun neticesinde hızlı bir düşüş yaşandı; tüm değerlerimiz altüst oldu. Toplumlar, değersizlik girdabına sürüklendi.

İşte yitirdiğimiz bu değerleri yeniden kazanmak ve bir Ramazan ayında vahyin getirdiği değerlere yeniden sarılmak için, bu Ramazan ayı tam zamanıdır. İçerisinde Kur’an’ın indiği bu ay, unuttuğumuz tüm değerleri yeniden hatırlama zamanıdır. İslâm’ın getirdiği değerler dışındaki tüm değer ölçülerini terk edip sadece İslâm’ın getirdiği değerlere sarılma zamanıdır.

Terk ettiğimiz, yitirdiğimiz ve yeniden sarılmak zorunda olduğumuz değerlerden en önemlisi de “marufu emretme ve münkerden nehyetme”dir. Bizleri en seçkin ümmet kılan, liderlik ve şahitlik vasıflarını bizlere kazandıran ve diğer tüm halklardan ve ümmetlerden bizleri ayıran en önemli özelliğimiz, marufu emretmek ve münkerden nehyetmektir.

Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:

[كُنتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللّهِ] “Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. Marufu emredersiniz, münkerden sakındırırsınız ve Allah’a iman edersiniz.” [Âl-i ‘İmrân Suresi 110] Ve yine şöyle buyurmuştur:

[يُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ] “Onlar, Allah’a ve Ahiret Günü’ne iman ederler; marufu emrederler, münkerden nehyederler.” [Âl-i İmrân Suresi 114]         

İman eden erkekleri ve kadınları vasfederken, yine onların en belirgin vasıflarının ve en kıymetli özelliklerinin marufu emretmek ve münkerden nehyetmek olduğunu beyan etmiştir.

[وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ] “Mümin erkekler ve Mümine kadınlar da birbirlerinin velileridirler. Onlar marufu emrederler, münkerden nehyederler.” [Tevbe Suresi 71]

İşte bu ayetler Müminlerin en belirgin vasıfları ve ayırıcı özelliklerinin marufu emretmek ve münkeri nehyetmek olduğunu ortaya koyar. Ve açıkça kesin bir talep ifade eder.

Bu kesin talep ise, marufu emretmek ve münkerden nehyetmek amellerinin tüm Müslümanlar üzerine farz olduğunu ortaya koymaktadır.

Ayrıca bu farzın terk edilmesi hâlinde, azap, musibet ve belalarla tehdit edilmesi, bu farzın kesinliğinin en büyük delillerindendir.

Ve bu farziyet sadece bizler için değil, geçmiş tüm ümmetler içinde en büyük farzlardan ve en kıymetli değerlerden birisidir.

Rabbimiz İsrail oğullarına da bu farziyeti emretmiş ancak onlar bunu terk ettikleri için lanetlenmişlerdir. Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:

[لُعِنَ الَّذِينَ كَفَرُواْ مِن بَنِي إِسْرَائِيلَ عَلَى لِسَانِ دَاوُودَ وَعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ ذَلِكَ بِمَا عَصَوا وَّكَانُواْ يَعْتَدُونَ، كَانُواْ لاَ يَتَنَاهَوْنَ عَن مُّنكَرٍ فَعَلُوهُ لَبِئْسَ مَا كَانُواْ يَفْعَلُونَ] “İsrail oğullarından kâfir olanlar, Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle lanetlenmişlerdir. Bu, onların isyan etmeleri ve aşırı gitmeleri yüzündendi. Onlar, işledikleri münkerden birbirlerini nehyetmezlerdi. Andolsun yapmakta oldukları ne de kötüydü!” [Mâide Suresi 78-79]

Bu ayet, son derece ağır bir ayettir. Çünkü lanete müstahak olmalarını, birbirlerini münkerden nehyetmeyi terk etmelerine bağlanmıştır.

Yine Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur:

[فَلَمَّا نَسُواْ مَا ذُكِّرُواْ بِهِ أَنجَيْنَا الَّذِينَ يَنْهَوْنَ عَنِ السُّوءِ وَأَخَذْنَا الَّذِينَ ظَلَمُواْ بِعَذَابٍ بَئِيسٍ بِمَا كَانُواْ يَفْسُقُونَ] “Onlar kendilerine yapılan uyarıları unutunca, biz de kötülükten nehyedenleri kurtardık, zulmedenleri de fâsıklık yapmalarından ötürü şiddetli bir azap ile yakaladık.” [A’râf Suresi 165]

Bu ayet ile de kötülükten nehyettikleri için Allahu Teâlâ’nın kendilerini kurtardığı ve bunu yapmayanları da şiddetli bir azaba çarptırdığı açıklanmıştır.

İşte ayetlerde açıkça görüldüğü gibi, marufu emretmek ve münkerden nehyetmek, Âdem Aleyhi’s Selam’dan beri tüm Müslim ve müminlerin ortak ameli ve değeridir. Allah Rasulü Aleyhi’s Salatu ve’s Selam da bu farziyeti büyük bir tehdit ile birlikte bizlere hatırlatmıştır:

[كلا والله لتأمُرُنّ بالمعروفِ، ولتنهونّ عن المنكرِ، ولتأخذنّ على يدي الظالم، ولتأطرنّه على الحق، ولتقصرنّه على الحق قصرًا، أو ليضربنّ اللهُ بقلوب بعضكم على بعض، وليلعننّكم كما لعنهم] “VAllahi hayır! Ya ma’rûfu emredip münkerden nehyeder, zâlimin elinden tutup (zulmünden engelleyip) onu hakka yöneltirsiniz veya onu hak ile sınırlandırırsınız yahut da Allah, kimilerinizin kalplerini kimilerine çarpar ve onlara lanet ettiği gibi size de lanet eder.” [Tirmîzî tahrîc etti]

Allah Rasulü’nün tehdidini görüyor musunuz?

Evet, bir Müslüman etrafındaki kimseleri önemsememesi ve onlarla ilişkisini kesmesi hâlinde namazı ikame etse de, orucunu tutsa da, bütün kötülüklerden korunmak için evinin kapısını dış dünyaya kapatarak uzlete çekilse de lânete müstahak olur. Şüphesiz Allah, Müslümana hem marufu yapmakla kalmayıp başkasına emretmesini farz kılmış, hem de münkeri terk etmekle kalmayıp başkasını nehyetmesini de farz kılmıştır.

İşte vahiyden koparak kaybettiğimiz değerlerden en büyüğü, farzların en yücelerinden birisi olan bu değer, “marufu emretmek ve münkerden nehyetmek”tir.

Maalesef uzun bir zamandır bu değerimizi yitirdik. Artık, “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” anlayışı Müslümanlara hâkim oldu. Toplumdaki salihler bile, sadece kendilerini günahlardan korumanın yeterli olacağı fikrine sahip oldular. Hatta münkerlere karşı çıkmak, “fitne” olarak algılanmaya başlandı. Yöneticilerin münkerlerini reddedip onları uyarmak, toplumun ifsadına mâni olmaya çalışmak gibi ameller, kerih görülmeye ve fitne çıkarmak olarak değerlendirilmeye başlandı.

Oysa ki, marufu emredip, münkerden nehy etmek, ihmal edilmesi câiz olmayan farzlardandır. Her kim, bir münker görürse onu; gücü yetiyorsa eliyle, buna gücü yetmiyorsa diliyle değiştirmesi, buna da gücü yetmiyorsa ona kalbiyle buğzetmesi, üzerine farz-ı ayndır. Bunların hiçbirini yapmadığı takdirde artık hardal tanesi kadar imana sahip değildir. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:  

[من رَأَى مِنْكُمْ مُنْكَرًا فَلْيُغَيِّرْهُ بِيَدِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِلِسَانِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِقَلْبِهِ وَذَلِكَ أَضْعَفُ الإيمَان] “Sizden her kim bir münker görürse onu eli ile değiştirsin. Gücü yetmezse dili ile ona da gücü yetmezse kalbi ile (buğzetsin). Bu ise imanın en zayıfıdır.” [Muslim rivâyet etti]

Marufu emretmek ve münkerden nehyetmek, sadece Müslüman tebaanın birbirlerine yapacağı bir amel olmayıp özellikle yöneticilere karşı yapılacak muhasebeyi de kapsar. Hatta öncelikli olan da budur. Çünkü marufun da münkerin de başı yönetimdir. Yönetim bozuk olursa yani hükümler, kanunlar ve ilişkiler bozuksa, toplum da fasit ve bozuk olur.

Çünkü yönetim ve siyaset, toplumun yapısını teşkil eder. Sosyal ilişkileri tanzim eder.

Bu tanzimdeki çarpılık ve yönetime ait hükümlerin İslâm dışı hükümler olması, toplumun da çarpık, bozuk ve İslâm dışı olması sonucunu doğurur.

Bundan dolayı da yönetime ve yöneticilere yönelik, marufu emretmek ve münkerden nehyetmek en önemli ve en öncelikli farzlardandır.

Onları muhasebe etmeyen ve onlardan hasıl olan münkerlere karşı duyarsız ve tepkisiz olan insanlar, onların işledikleri cürümden dolayı Allah'ın göndereceği çeşitli azaplardan kurtulamazlar. Bu husustaki ayet ve hadislerden çıkan sonuç budur. Müslümanların gördüklerine karşı duyarsız ve tepkisiz kalması yasaklanmaktadır. Özellikle de yönetim ve yöneticilere karşı kör, sağır ve tepkisiz olmak kesinlikle yasaklanmaktadır. Neye mal olursa olsun hak sözü söylemek emredilmiştir.

İşte yitirdiğimiz bu değer ve terk ettiğimiz bu farziyet, bizlere musibetler ve felaketler olarak dönmüştür. Tek çaremiz ise, yeniden vahyin kılavuzluğunda tüm değerlerimize sarılmaktır.

Ve Bu Ramazan, “Değerlerimize Sarılma Zamanı”dır. 

___

#DeğerlerineSarıl

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız