loader

Değerlerimize Sarılma Zamanı: Hayâ

Hayâ, sözlükte; “utanma, sıkılma, ar, hicab” şeklinde geçmektedir. Allah Rasulü “Hayâ imandandır” diyerek imandan bir parça olarak işaret ettiği hayâ şartlara, zamana, insana göre değişkenlik arz etmez. Şer’î olarak hayâ, Allah’ın çizmiş olduğu sınırları aşmasından, gizli ya da aşikâr haramlar işlemesinden, Allah’ın emirlerini bilerek terk etmesinden dolayı insanda oluşan utanma duygusudur.

Kur’an okumayı bilmemek, yalan söylemek, büyüklere saygısızlık eskiden büyük bir ayıptı ve bunları yapmayanlar hayâ ederdi. Bugün ise yalan söyleyen, insanları aldatan, eşcinsel olduğunu pankartla haykıran, sokaklarda yarı çıplak gezen, erkeklerin kendisine bakmasından bırakın utanç duymayı bundan haz duyan, karşı cinsle sokaklarda ahlaksızlık yapan, zina yaptığı hâlde TV programlarına katılan hayâ damarları çatlamış olanlar Allah’tan, insanlardan hayâ etmiyorlar.  

Halkı Müslüman bir ülkede insanlar nasıl bu hâle geldiler?

Kısaca bu sorunun cevabı üzerinde duracak olursak; kapitalizm ile birlikte “insanın özgürleşmesi” adı altında yaratıcı ile bağlar kopartıldı. “Allah dünya hayatında insanların ne yapacağına karışmaz” anlayışı zamanla Allah’ı inkâra dönüştü. Yani Batı medeniyetinin davet ettiği laiklik ve demokrasi, ateizmi ve ahlaksızlığı tetikledi. Nitekim bir zamanlar -sözde- Hristiyanlık için Haçlı seferleri düzenleyen Fransız halkının bugün %30’u ateist iken %74’ü için ise dinin hiçbir değeri kalmadı. Kendisini “dindar” olarak kabul edenlerin oranı ise sadece %12 olarak kaldı. Bu rakamlar her ne kadar Fransa’dan alınmış olsa da aslında tüm Batı toplumları bu hâle geldi. Çünkü onlar haktan uzaklaştılar! Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

[وَلَوِ اتَّبَعَ الْحَقُّ أَهْوَاءَهُمْ لَفَسَدَتِ السَّمَاوَاتُ وَالْأَرْضُ وَمَنْ فِيهِنَّ بَلْ أَتَيْنَاهُمْ بِذِكْرِهِمْ فَهُمْ عَنْ ذِكْرِهِمْ مُعْرِضُونَ] “Eğer hak, onların kötü arzu ve isteklerine uysaydı, mutlaka gökler ve yer ile bunlarda bulunanlar bozulur giderdi. Hayır, biz onlara şan ve şereflerini getirdik; fakat onlar kendi şereflerine sırt çevirdiler.” [Mü’minun Suresi 71]

Batı’yı koşulsuz taklit eden ülkemiz de bu yıkımdan nasibini fazlasıyla aldı! Müslümanlar Allah’ın emir ve nehiylerine göre hayatlarını düzenliyor; toplum, İslâm’ın hayat nizamı ile korunuyordu. Hilâfet Devleti’nin kaldırılması ile insanları kontrol eden mekanizma ortadan kaldırılmış oldu. Bunun neticesi olarak Müslümanlar laik sistem içerisinde yaşamaya, yavaş yavaş erimeye başladı. Kimliklerini, değerlerini kaybetmeye başladılar ve bu yıkım hayatın her alanına yayıldı.

İman sahibi Müslüman, Allah’ı her şeyden üstün tutar, Allah’ın bir emrine muhalefet ettiğinde utanç duyar. Rasulullah’ın Ashabı bize bunun böyle olduğunu gösterdi. O hâlde hayânın ne demek olduğunu Rasulullah’ın güzide sahabelerinin hayatlarından bir kesit alarak hep birlikte öğrenelim:

Tebûk Seferi… yol uzun, hava sıcak mı sıcak! Medine’de hurmalar meyvelerini vermiş, salkım salkım toplanmayı bekliyor. Ama sefer zamanı! Bir daha dönmemeyi; ailesini, sevdiklerini o güzel şehri bir daha görmemeyi göze alan yiğitlerden kurulu İslâm ordusu yola çıkıyor. Münafıklar mazeret peşinde! Geride kalanlar da var. Bedir’e katılmış ama Tebük’te geri durmuş olanlar. Ordu gözden kaybolunca sokaklarda gezmekten, hurma ağaçlarının gölgesinde oturmaktan hayâ edenler var. Cihattan geri durduğu için insanların yüzlerine bakamayan hayâ sahipleri… Kendilerini mescidin direklerine bağladılar ve Allah Rasulü çözmedikçe ipleri çözmeyeceklerine dair yemin ettiler. Rasulullah geldi ve O da Allah’tan bir ayet inmedikçe kendilerini çözmeyeceğine dair yemin etti. Ve ayet indi; Rasulullah ayeti okudu ve sahabelerin iplerini kendi elleriyle çözdü.

Ancak 3 kişi daha vardır Tebük’e mazeretsiz katılmayan; yeryüzünün kendilerine dar geldiği 3 kişi… Rasulullah’tan af dileyen ama affedilmeyen; Rasulullah’ın yüzlerine bakmadığı, selamlarını almadığı üç sahabe. 50 gün boyunca utançlarından yerin dibine girmek isteyen, yeryüzü bütün genişliğine rağmen kendilerine dar gelen üç mümin… Ve onlar için de nihayet ayet indi ve Allah onların tövbelerini kabul etti.

İşte hayâ budur. Hayâ, Allah’ın emir ve yasaklarından birini ihmal ettiğinde Allah’tan, diğer insanlardan ve kendinden utanmaktır.

Hayâ, şer’î hükümlerin toplum üzerinde tatbik edilmesiyle insanda koruyucu bir unsur olarak ortaya çıkar. Rasulullah Aleyhi’s Salatu ve’s Selam buyurdular ki:

“Her bir dinin kendine has bir ahlakı vardır. İslâm’ın ahlakı hayâdır.”

İmam Malik’in “Muvatta” isimli eserini şerh eden Zürkânî, bu hadisin şerhinde hayâyı ne güzel tanımlamış: “Kalp Allah’a imanla hayat bulduğu zaman onda hayâ da artar. Görmez misin ki, hayâ duygusuna sahip bir kimse bir şeyden hayâ ettiği zaman terler. Bu ter, ruhta coşan hayânın hararetinden ileri gelir. Hayânın coşmasından ruh da coşkuya kapılır ve kişinin bedeni ve alnı terler. Çünkü hayânın hâkimiyeti yüzde ve göğüste tezahür eder. Bu, kişideki İslâm’ın kuvvetinden kaynaklanan bir durumdur. Zira İslâm, nefsin teslimiyetidir; din de nefsin boyun eğmesi ve inkıyat etmesidir. Bu sebeple hayâ İslâm’ın ahlâkı olmuştur. Müslümanın hayâ ve tevazu sahibi olması da bundandır.”

Yine Maverdi, Utanmadıktan sonra istediğini yap! hadisini yorumlarken kişinin bir fiili işleyeceği zaman o fiilin doğru mu, yanlış mı olduğuna karar vermesi noktasında hayânın hakem tayin edildiğine dikkat çekmektedir.

Tekrar başa dönelim… Yaşadığımız hayat herkesçe malum. Kötülük, fuhşiyat, hayâsızlık her yerde, her köşe başında. Toplumsal köklü bir değişim gerçekleşmediği sürece hayâsızlık sorunu var olmaya devam edecektir. Sorunun başlangıcı aslında sorunun çözümünü de göstermektedir. Bu sorunun köklü çözümü hiç kuşkusuz Allah’ın dininin hayata tekrar hâkimiyetini sağlamaktan, İslâmi hayatı yeniden başlatmaktan geçmektedir.

O güne kadar bizlere düşen ise kuşkusuz içinde yaşadığımız topluma örnek olmaktır. Sadece söylemlerimizle değil kuşandığımız İslâm ahlakıyla, giydiğimiz hayâ elbisesiyle örnek olmak! Allah Rasulü’nün bir hadisi ile konumuzu bitirelim:

“Edepsizlik ve çirkin söz girdiği yeri çirkinleştirir. Hayâ ise girdiği yeri güzelleştirir.”

Dünyayı güzelleştirmek umuduyla, hayırlı Ramazanlar!

___

#DeğerlerineSarıl

Yazarın Tüm Makaleleri İçin Tıklayınız