
Hani Tüm Zulümlere Karşı Bir Olacaktık
Bundan yaklaşık bir yıl önce idi. Gazze’de iki yılı aşkın süredir aralıksız devam eden zulüm karşısında artık somut adımların atılmasını sağlamak adına sözü muhatabına söylemek için Beştepe’de Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde amel yapmaya niyetlenmiştik. Ancak o gün Ankara’da olağanüstü güvenlik önlemleri alındı. Caddeler ve sokaklar trafiğe kapatıldı. Bırakın Külliye’yi AK Parti Genel Merkezi’ne zor yaklaştık. O güne dair aklımızda kalan en güzel şeylerden birisi Müslümanların kol kola yürümesiydi. O gün zulme rıza göstermeyenler tüm baskı ve engellemelere rağmen buluşma noktasına ulaşmış ve imanlarının gereği büyük bir birliktelik göstermişlerdi. Şafi’si Hanefi’si, Selefi’si Sofi’si, Eşari’si Maturidi’si herkes kol kola, omuz omuza yürümüşlerdi. O tablo hepimizi umutlandırmış ve bu dayanışma güzel bir örneklik oluşturmuştu. Emeği geçen herkesten Allah razı olsun.
Bu makaleye, o güzel tablo ile başlamak istedim. Zira beşeriz ve unutuyoruz. Zihinlerimizde yeniden böyle bir kardeşlik resmi canlansın; “Gazze ile Doğu Türkistan ile dertlendiğimiz gibi birbirimizin dertleri ile de dertlenelim” demek için yazıyorum bu yazıyı. Bu husus, camiamız tarafından bilinen bir husus olduğu için amacımız öğretmekten ziyade hatırlatmaktır. Bilmeyene öğretilir, bilene ise hatırlatılır. [وَذَكِّرْ فَاِنَّ الذِّكْرٰى تَنْفَعُ الْمُؤْمِن۪ينَ] “Hatırlat! Hatırlatmakta müminlere fayda vardır.”1
Bu kadim İslam beldesinde son bir asırdır Müslümanlar çok badireler atlattı. Çok çile çekti, birçok zulme uğradı ve uğramaya da devam ediyor. Peki, bir Müslümana zulüm isabet ettiğinde ne yapmamız gerekir? Evet, mazlumun kimliğine, dinine, fikrine bakmadan ona destek olmak gerekir, değil mi? Ancak uzunca bir süredir böyle olmuyor. Önce şu soruluyor: Bu mazlum kim? Batı’dan ithal yasaların meşru gördüğü bir mazlum mu, bu? ABD veya AB onu nasıl tanımlıyor? Çünkü onların “radikal” gördüğü, mevcut fikirleri ile “tehlikeli” addettiği ve tehdit olarak algıladığı kimse ona ne yapılırsa yapılsın mazlum sayılmıyor. Onlara hukuk dışı muamele edilebiliyor. Sisteme entegre olmayan, demokrasi ve laikliğe bu çağda dahi mesafeli duran Müslümanlar ise zaten en başından suçlu!
Ahalimiz bir zulüm karşısında reaksiyon almadan önce mazluma baktığı gibi zalime de bakmaya alıştı. Hatta bazıları mazlumun kim olduğundan daha ziyade zalimin kim olduğuna bakar oldu. Örneğin; bir Müslümana haksızlık yapıp zulmeden işgalci Yahudi varlığı ise herkes tepki verebiliyor. Ancak zalim, -Türkiye’de olduğu gibi- Müslümanların desteklediği bir hükümet ise hemen kağıt kalem ile başlanıyor hesap yapmaya. Aynı fiili CHP’li yapınca “zalim”, AK Partili yapınca “sistem buna mecbur bıraktı” oluyor. Son dönemde, olayın sıcaklığı ile hesap kitap yapmadan sadece hissederek yapılan birçok paylaşımın daha sonra silindiğine şahit olmamız da bundan.
O halde yapmamız gereken Allah’ın rızasını kazanmak adına İslam kardeşliğinin güzide bir kardeşlik olduğunu, Müslümanların birbirine dayandığı müddetçe güçlü olacağını, adil şahitler olarak hareket etmemiz gerektiğini, -özellikle gençlerin deist ve ateist olduğu bu zamanda- herkese göstermeliyiz. Öyle bir kardeşlik göstermeliyiz ki bunu görenlerin İslam’a meyli artmalı. Bunu görenlerin mücadele azmi ve geleceğe dair umutları artmalı.
Bizler birbirimizden fersah fersah uzak değiliz. Aynı Allah’a ve Rasulü’ne iman ediyor ve İslam’ın yeniden hayata hâkim olmasını istiyoruz. Subuti ve delâleti katî olan binlerce hükme tabi oluyor ve İslam’ı, yeryüzündeki tüm fikirlerden üstün tutuyoruz. O zaman uzaklığı değil yakınlığımızı öne çıkarmalıyız.
“Sistemle normalleşmek” ile “Müslümanlarla normalleşmek” arasındaki ince farkı hepimiz kavramalıyız. Mevcut hükümet ile -durum ne kadar iyileşirse iyileşsin- bu sistemden Allah Azze ve Celle’nin asla razı olmayacağını ve bundan bizlere bir hayır ulaşmayacağını anlamalıyız. Elbette aramızda fikrî ayrılıklar ve metodik farklılıklar olacaktır. Bunların bazıları, yüzlerce hatta binlerce yıllık ihtilaflardır. Buralara takılıp kalmak yerine İslam adına nasıl daha verimli olmalıyız, onu düşünmeliyiz. Doğruyu bulmak adına şer’i hükümlere birlikte müracaat edebilmeliyiz.
Yargılamadan konuşmalı, tartışmalı, birbirimize kendimizi tanıtma imkân ve olanağını vermeliyiz. Unutmayalım ki bedenlerimiz bir araya gelmeden fikirlerimiz asla gelmeyecektir. Yoksa resmî kurumların oluşturduğu algılar ve kulaktan dolma bilgiler ile birbirimize haksızlık yaparız. Çünkü zandan kaçınmak, Allah’ın kati emridir. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
[يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اجْتَنِبُوا كَث۪يرًا مِنَ الظَّنِّۚ اِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ اِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا] “Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın.”2
Bizler; İslami camialar, STK’lar, âlimler ve hoca efendiler olarak kürsülerde ve minberlerde söylediğimizi yapmalı ve belki de kasıtlı olarak laik sistemin bizi sarmalayan bu zincirini kırmalıyız. Enerjimizi, birbirimiz yerine sisteme odaklamalı ve bizi ana hattan uzaklaştıracak farklı hedefler ile her ne olursa olsun asla oyalanmamalıyız.
Örneğin; son günlerde sosyal medya hesapları kapatılan ve bazıları gözaltına alınan Müslümanlara, onların bizler hakkında ne düşündüğüne bakmadan destek olabilmeliyiz. Bunu, imani bir sorumluluk, Müslümanlığın bir gereği veya -en azından- insani bir erdem olarak yapmalıyız.
Mesela; milyonlarca kişinin önünde ilmî münazara yaptığımız bir Hoca, eğer bir haksızlığa uğruyorsa o ilmin gereği olarak buna ilk karşı çıkan biz olmalıyız. Hiçbirimiz ebedî bir ihtilaf veya ayrılığın tarafı değiliz. Bakın, hakkın izharı konusunda Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyuruyor:
[يَقُولُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ لَهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ: مَا مَنَعَكَ أَنْ تَقُولَ فِي كَذَا وَكَذَا؟ فَيَقُولُ خَشْيَةُ النَّاسِ، فَيَقُولُ: فَإِيَّايَ كُنْتَ أَحَقَّ أَنْ تَخْشَى] “Allah kıyamet günü, kuluna seslenir: ‘Şu şu meselede niye üzerine düşen sözü söylemedin?’ (diye hesaba çeker.) Kul, ‘Konuşmamı insanlardan korkmam engelledi’ der. Allah Teâlâ da, ‘(Sen insanlardan değil) asıl Benden korkmalıydın’ der.”3
Misafiri olmaktan, birlikte resim vermekten ve ziyaretine gidip sofrasına oturmaktan çekinmediğiniz bir Hoca, haksız bir muameleye uğrarsa susmak âlimin şiarına yakışır mı? Allah Azze ve Celle bize, adaleti ve hakkı ayakta tutmayı emretmedi mi?
[يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كُونُوا قَوَّام۪ينَ لِلّٰهِ شُهَدَٓاءَ بِالْقِسْطِۘ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَاٰنُ قَوْمٍ عَلٰٓى اَلَّا تَعْدِلُواۜ اِعْدِلُوا۠ هُوَ اَقْرَبُ لِلتَّقْوٰىۘ] “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun; bu takvaya daha yakındır.”4
Meydana çıkarken yanınızda olmasını istediğiniz ama zor gününde öyle ferdî olarak değil, cümbür cemaat yanında durmadığınız Müslümanlara, yarın ne diyeceksiniz? Hâlbuki Müslümanların bir vücudun azaları gibi olmaları gerekmiyor mu? Tıpkı Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in buyurduğu gibi:
[مَثَلُ الْمُؤْمِنِينَ فِي تَوَادِّهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ وَتَعَاطُفِهِمْ مَثَلُ الْجَسَدِ إِذَا اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَدَاعَى لَهُ سَائِرُ الْجَسَدِ بِالسَّهَرِ وَالْحُمَّى] “Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine merhamet ve şefkat göstermekte, tıpkı bir organı rahatsızlandığında diğer organları da uykusuzluk ve ateşle bu acıyı paylaşan bir beden gibidir.”5
Sumud’da Gazze’ye karşı kilometrelerce yolu birlikte aldığınız, işgalcilerin kötü muamelesine birlikte maruz kaldığınız o kardeşleriniz, burada bir zulme uğradığında onlar için küçük bir adımı bile çok mu göreceksiniz? Oysa Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in ümmeti olarak bir birimize karşı merhametli, kâfirlere karşı ise şedit olmak zorunda değil miyiz? Tıpkı Rabbimizin buyurduğu gibi:
[مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِۖ وَالَّذِينَ مَعَهُ أَشِدَّاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاءُ بَيْنَهُمْ] “Muhammed Allah’ın rasûlüdür. Onunla birlikte olanlar kâfirlere karşı şiddetli, kendi aralarında merhametlidirler.”6
Zulme uğrayanın dinine, fikrine, meşrebine ve mezhebine bakmadan destek olmak gerektiğini söylerken, son günlerde bir Hoca Efendi uğradığı zulümden kurtulsun diye açıkça destek veren bu Müslümanlara ahde vefa göstermeyecek misiniz?
Bakınız, mağdur ve mazlum olana yardım edilmesiyle ilgili Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem ne buyurdu:
[مَنْ خَذَلَ مُسْلِمًا فِي مَوْضِعٍ تُنْتَهَكُ فِيهِ حُرْمَتُهُ وَيُنْتَقَصُ فِيهِ مِنْ عِرْضِهِ، خَذَلَهُ اللَّهُ فِي مَوْطِنٍ يُحِبُّ فِيهِ نُصْرَتَهُ، وَمَنْ نَصَرَ مُسْلِمًا فِي مَوْضِعٍ يُنْتَقَصُ فِيهِ مِنْ عِرْضِهِ وَيُنْتَهَكُ فِيهِ مِنْ حُرْمَتِهِ نَصَرَهُ اللَّهُ فِي مَوْطِنٍ يُحِبُّ فِيهِ نُصْرَتَهُ] “Bir Müslüman, saygınlığının çiğnendiği ve hukukunun zedelendiği bir yerde kardeşini sahipsiz bırakırsa Allah da onu, yardım edilmesini istediği bir yerde sahipsiz bırakır. Kim de saygınlığı çiğnenen ve hakkı ihlal edilen bir Müslümana yardım ederse, Allah da ona yardım edilmesini arzuladığı bir yerde yardım eder.”7
Evinize davet edip ağırladığınız ve kendinizce yanlış fikirlerini düzeltmeye çalıştığınız Hoca’yı bariz bir adaletsizlik ile karşı karşıya kalmışken desteklemeyecek misiniz? Zulmün çarkında ezilmesine müsaade mi edeceksiniz? [المُسْلِمُ أَخُو المُسْلِمِ، لَا يَظْلِمُهُ وَلَا يُسْلِمُهُ] “Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu sahipsiz ve yalnız bırakmaz.”8
Sisteme entegre olan, demokrat ata binen ve 40 yıllık kervanı parlamentoya ulaştıran; böylesi zulümlere karşı koymak adına sahip oldukları yetki ve imtiyazları Müslümanlar lehine kullanabilmek için taviz verdiklerini iddia edenler, halen daha susacak mısınız? Yoksa şeytan, sizlere yaptığınızı süslü mü gösteriyor? Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
[وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّب۪يلِ وَكَانُوا مُسْتَبْصِر۪ينَۙ] “Şeytan onlara amellerini süslü gösterdi (zeyyene) de onları doğru yoldan alıkoydu. Hâlbuki onlar gerçeği görebilecek durumdaydılar.”9
Evet, bugün herkesin, hepimizin özeleştiri yapması gereken bir gündür. “Sarı öküzü vermeyecektik” hikayesi, bugün adeta gerçek olmaktadır. O halde falan için, filan için değil, yalnızca Allah’ın rızasını kazanmak için ve bunun O Azze ve Celle’nin apaçık emri olduğu için hareket etmeliyiz. Zira birbirimize bizden başka kimse sahip çıkmayacaktır. Bu yüzden mazlumlara destek olmalı; Müslüman kardeşlerimizi, sömürgeci kâfirlerin yönlendirdiği korku ve algılara teslim olarak yalnızlığa terk etmemeliyiz. Çünkü böylesi bir duruş, her şeyden önce sömürgeci kâfirleri rahatsız edecektir.

Hicretimiz İslam’ın Devletinedir!


İzzet NATO'da Değil, Allah'ın Dinindedir!

Statükoyu Koruyan Paradoks “Toplumsal Rıza”

Eşcinsellik Genetik Değil, Düşünce Anormalliğidir

Hani Tüm Zulümlere Karşı Bir Olacaktık

İzzet NATO'da Değil, Allah'ın Dinindedir!

12. Yargı Paketi ve Alıştırılmış Çaresizlik

Statükoyu Koruyan Paradoks “Toplumsal Rıza”

