"İSRAİL" SORUNU VE
FİLİSTİN'İN KURTULUŞU- 10 Maddede Çözümler -

Tercüme: Amerika’yı Değiştiren Osmanlı Sultanı... İslâm, Protestanlık Tarihi, kahve ve Büyük Kahire!
04 Eylül 2020Washington Post (El Cezire.Net Özeti)

Tercüme: Amerika’yı Değiştiren Osmanlı Sultanı... İslâm, Protestanlık Tarihi, kahve ve Büyük Kahire!

Fitneye doymayan Amerika Ortadoğu’da İslâm Ümmetine yönelik “Yüzyılın Antlaşması” adı altında bir fesat projesini ABD Başkanı Trump’ın damadı Jared Kushner üzerinden yürütürken, Fransa Akdeniz’de korsanlığa soyunurken ve Fransız paçavrası Charlie Hebdo Dergisi’nin Peygamberimiz Efendimiz Muhammed (s.a.v.)’e hakaret etmeye yeltendiği şu günlerde kendi dünyalarına ait bir yazar olan Yale Üniversitesi tarih profesörü Alan Michael’in Washington Post’taki makalesi Amerika ve Avrupa’ya bir hatırlatma niteliğini taşıması bakımından önem arzetmektedir.

“Amerika’yı Değiştiren Osmanlı Sultanı... İslâm Protestanlık Tarihi, kahve ve Büyük Kahire” adlı makale El Cezire Net tarafından özetlenmiştir. Bu özeti tercüme ederek okuyucularımıza sunuyoruz.

Amerika’yı Değiştiren Osmanlı Sultanı… İslâm, Protestanlık Tarihi, kahve ve Büyük Kahire!

Osmanlı Sultanı I. Selim (Wiki Commons)

“Amerikalıların çoğu sabah kahvelerinin kendilerini Osmanlı İmparatorluğu’na bağladığını bilmez. Çok azı hariç, bu tarihi İslâm devletinin Amerika’daki baskın Hıristiyanlık doktrini olan Protestanlığın doğmasına yardımcı olduğunu bilmez. Çok az sayıda insan Amerika’yı “keşfeden” Avrupalı ​​kâşiflerin Osmanlılar ve diğer Müslümanların Avrupa ile Asya arasındaki ticareti kontrol etmesi nedeniyle bu mezhebin doğduğunu fark etmiştir.”

Yeni dünyayı ve sabah kahvesiyle güne başlayan Amerikan yaşam tarzını keşfetmede Sultan I. Selim’in (1470-1520) rolüne ışık tutan Yale Üniversitesi tarih profesörü Alan Michael, Washington Post’taki makalesine böyle başlamaktadır.

Michael, “Amerikalılar Ortadoğu’yu düşündüklerinde, onu genellikle Amerikan savaşları için bir coğrafya ve petrol için kilit bir alan olarak görmektedirler. Hâlbuki; hepimiz kültürümüzün ve tarihimizin önemli kısımlarını Ortadoğu tarihinin en önemli imparatorluğuna, Osmanlı İmparatorluğuna ve özellikle yarım bin yıl önce yaşamış bir padişaha borçluyuz.” demektedir.

I. Sultan Selim:

“Bu yılın Eylül ayı, hayatı dünya tarihinin belki de yarım asırdan fazlasını kapsayan Osmanlı İmparatorluğu’nun 9. Padişahı I. Selim’in ölümünün 500. Yıldönümü olacaktır.”

Yazar, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Kafkasya savaşlarında I. Selim’in zaferinden bahsetmektedir. Şöyle ki:

I. Selim’in kazandığı zaferler Osmanlı topraklarını üç misli arttırırken, aynı zamanda İtalyan kâşif Kristof Kolomb, Alman Katolik rahip Martin Luther, İtalyan diplomat ve siyaset filozofu Niccol Machiavelli ve diğer çağdaşlarından çok daha fazla dünyayı değiştirerek tarihe damgasını vurmuştur.

1517’de Sultan Selim ve ordusu İstanbul’dan Kahire’ye yürümüş ve İslâm dünyasının en büyük rakibi Memluk İmparatorluğu’nu yenmiştir. Amerikan gazetesinin ifadesiyle I. Selim zamanında neredeyse tüm diğer ülkelerin topraklarından daha fazla toprak yönetmiş ve küresel hâkimiyetin anahtarlarını elinde tutmuştur.

Selim dünyanın merkezini kontrol etmekte, Akdeniz, Hindistan ve Çin arasındaki ticaret yollarını elinde tutmakta ve antik dünyanın tüm büyük deniz ve okyanus ve limanlarına hükmetmekteydi. İslâm dünyasındaki dini otoritesi eşsiz hale gelmişti. Geniş para, toprak ve insan gücü kaynaklarına hükmederken “Allah’ın Yeryüzündeki Gölgesi” unvanını kazanmıştı.

Memlüklerin yenilgisi, dönemin iki ana jeopolitik gücü olan İslâm ve Hıristiyanlık arasındaki küresel güç dengesini tamamen değiştirdi. O dönemde din sadece kişisel inanç meselesi değil, aynı zamanda dünya çapında siyasete nizam veren bir düşünme biçimiydi. 1517’de Sultan Selim Mekke ve Medine’yi ilhak ederek imparatorluğunu Hıristiyan çoğunluktan Müslüman çoğunluğa dönüştürdü. Bu onu Müslümanların Sultanı ve Halifesi yaptı.

Meydan Okumak ve Karşılık Vermek:

Selim’in muazzam topraklara hâkimiyeti, o zamanlar küçük emirlikler ve çekişen kalıtsal şehir devletlerinin kıtası olan Hıristiyan Avrupa’ya manevi bir meydan okumaya neden oluyordu ve bunlar -bireysel ya da toplu olarak- dev İslâm imparatorluğuna karşı duracak güçte değillerdi.

Bu güç dengesizliğini açıklamaya yönelik kafa yoran birçok Avrupalı düşünür sadece siyasetle ilgili olmayan cevaplar bulabildiler. Nitekim dinin siyasetle bağlantılı olduğu bir dünyada, ahlaki başarısızlıklarını düşündüklerinde, zenginliğin Müslümanlara yansıması, yazarın ifadesiyle; Allah’ın egemen olan hükümlerini temsil etmekteydi.

Bu eleştirilerden büyük ölçüde en kapsamlı ve etkili olanı, Hıristiyanlığın İslâm karşısındaki zayıflığının Katolik Kilisesi’nin ahlaki sapmasından kaynaklandığına işaret eden Alman keşiş Martin Luther’den geldi. Amerikan gazetesinin makalesine göre, Papalığın yozlaşması Hıristiyan ruhunu içeriden aşındırarak, Hıristiyan dünyasının tüm bedenini kırılgan ve dolayısıyla dış düşmanlara karşı savunmasız hale getirmişti.

Protestan reformcu Martin Luther, Avrupa’nın Osmanlılarla çatışmasından yararlandı ve bu ona zaman kazandırdı. Osmanlılara karşı askerî seferberlik nedeniyle Katolik (Protestan karşıtı) güçler, erken Protestan hareketlerini bastırmak için ek güç gönderemediler. Sonuç olarak Luther ve destekçileri, Protestan inancını Alman şehirlerine yaymak için bir imkân elde ettiler. Sonra tüm dünyaya yayıldı.

Kahvenin Keşfi:

Sultan Selim zamanından 18. Yüzyıl’ın başlarına kadar, küresel kahve ticaretinin kontrolü, Osmanlı İmparatorluğu ekonomisinin itici faktörlerinden biriydi. Aslında, Yemen’e girerken kahve bitkisini ilk keşfeden Sultan Selim’in ordusuydu. Osmanlılar kahve yapmayı keşfettiler ve sadece kahve içmek için hazırlanmış kafeler oluşturdular.

Osmanlı kafesi imparatorluk kültürünün önemli bir simgesiydi. Bu kafeler her türden Osmanlıları topladı. Kamuoyu yoklaması yapmak için gözünü ona çeviren hükümetin dikkatini çekti. Daha sonra Avrupalılar erken modern çağda kafeleri ve diğer Osmanlı eğlence geleneklerini benimsemişlerdir. İstanbul’un kafeleri, kafe ve kahvenin uluslararası alanda yaygınlaşmasında önemli rol oynadı.

Büyük Kahire:

Sultan Selim’in gücü, etkisinin Avrupa ve Orta Doğu’nun çok ötesine, Atlantik üzerinden Kuzey Amerika’ya kadar uzandığını kanıtladı. 1517’de, Osmanlı kuvvetleri Kahire’yi fethetmek için yürüdükten haftalar sonra, ilk Avrupalılar Meksika’ya çıktı. Dalgalar onları Yucatan Yarımadası’na (Orta Amerika) doğru ittiğinde, üç İspanyol gemisi, şimdiye kadar gördüklerinden daha büyük olan büyük bir Maya şehrini gördüler. Bu şehir bugün Cancun yakınında Cape Katouche kentidir. Ancak 1517’de bu İspanyollar buraya “Büyük Kahire” anlamına gelen “El Gran Kahire” adını verdiler. Amerikan gazetesinin makalesinde Kahire’nin İspanyolların gözünde büyük, gizemli ve kanlı bir başkent olduğu düşünülüyordu.

Yüzyıllar boyunca, Kuzey Afrika ve İber Yarımadası’ndaki İspanyol yerleşimlerinde yaşayanların ailelerine gemiler gönderildi. İmparatorluk başkentleri ve Kudüs’ü kontrol etmeleri, onu Avrupalıların Hindistan ve Çin ile ticaret yapmasını engellemekle tehdit etti.

İspanyol kâşiflerin Maya kentine verdikleri isim, Sultan Selim’in hayal gücünden oldukça etkilendiklerini açıklamaktadır. Yazar, Hıristiyanlar -Karayipler’de bile- hâlâ Osmanlı hayaletlerinden etkilendikleri için, bu davranışın Avrupa’nın zayıflığının kanıtı olduğunu düşünmektedir.

Osmanlılar, Avrupalı ​​güçlerin 19. Yüzyıl’da imparatorluğu ele geçirmeye başladığı 6 asırdan fazla süren iktidarın ardından, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Sultan Selim’in hükümdarlığından devletlerinin sonuna kadar dünya sahnesinde önemli oyuncular olmaya devam etmişlerdir.

Michael, I. Sultan Selim sayesinde “Osmanlıların neredeyse diğer tüm ülkelerden daha fazla güce sahip olduğunu, daha fazla toprağı kontrol ettiğini, daha fazla insanı yönettiğini ve daha uzun süre dayandığını” söyleyerek sözlerini bitiriyor.

Bu tarihi anlamak, -çoğu zaman gözden kaçan ya da reddedilen- ortak geçmişimizdeki bütünleşmiş statüyü görmemize yardımcı olmaktadır.

___

Çeviren: Mustafa Küçük