
Hizb-ut Tahrir, ABD’nin uluslararası siyasetini şekillendiren “ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi Belgesi” hakkında bir siyasi analiz yayımladı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın , 5 Aralık 2025 tarihinde kamuoyuna duyurduğu 33 sayfadan oluşan yeni ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’nin eski Başkan Joe Biden’ın stratejisinden ve Demokratlar ile Cumhuriyetçiler arasındaki farka odaklanılıyor.
Bu belgeler üzerinde derinlemesine düşünüp dikkatle incelendiğinde, Cumhuriyetçi Trump’ın, ya da Cumhuriyetçi Reagan, Baba Bush ve oğul Bush’un yayımladığı ulusal güvenlik strateji belgeleri ile Demokrat Clinton, Obama ve Biden’ın açıkladığı strateji belgeleri arasında esas ve öz itibariyle hiçbir fark olmadığına dikkat çekiliyor.
Tek farkın, üslup ve kullanılan dil olduğu ifade edilirken, hepsinin de Amerika’nın küresel hegemonyasını korumayı ve sürdürmeyi amaçladığının, Cumhuriyetçilerin, Amerika’nın küresel liderliğini lafı eğip bükmeden, dolandırmadan açıkça ifade ederken, Demokratların, süslü püslü sözlerle, kandırarak ya da lafı eğip bükerek dile getirdiklerinin altı çiziliyor. Trump’ın da bu üslup çerçevesinde hareket eden bir başkan olduğuna değiniliyor.
Analizde şu satırların altı dikkatle çiziliyor:
“Amerika Birleşik Devletleri’nin kuruluşundan sonra Amerikan siyasi partilerinin ortaya çıkış sürecine bir göz atıldığında, iki parti arasında fark olmadığı daha net bir şekilde görülecektir. Zira Amerikan partileri, Amerika’nın hegemonyasını ve zorbalığını koruyan tek bir kökten gelmektedirler; aralarındaki tek fark sadece üsluplarda ve şahsi zorbalıklardadır.”
ABD’nin, Batı Yarımküre ve Orta Doğu hakkında önce Biden’ın, ardından Trump’ın stratejilerinde yer alan hususların ele alındığı kısımda, Batı Yarımküre’nin, ABD’nin Amerika kıtasındaki işlere yönelik her türlü Avrupa müdahalesine karşı çıktığını ifade eden Monroe Doktrini ile doğrudan bağlantılı olduğu ifade ediliyor.
1817–1825 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri’nin beşinci başkanı James Monroe’nun ortaya attığı bu doktrini, sonra gelen Amerikan başkanlarının, kendi üslup, kurnazlık ve zorbalık düzeyleri farklı olsa da uygulamaya devam ettikleri hatırlatılıyor.
Trump’ın Kanada, Grönland ve Venezuela’ya karşı küstah ve zorba üslubunun da bu doktrin çerçevesinde olduğu ve “Trump Doktrini” olarak yeniden adlandırdığına dikkat çekiliyor.
Strateji belgesinde Orta Doğu meselesinin nasıl ele alındığına dair ise şu ifadelere yer veriliyor:
“Orta Doğu gibi bölgeye ve halkına karşı sinsi ve tiksindirici bir tuzak kurma konusunda tam bir mutabakat söz konusudur. Her iki strateji belgesi de, Yahudi varlığını desteklemek; yöneticilerin bu varlıkla normalleşmesini genişletmek; ümmetin zenginliklerini, özellikle de Körfez’in petrol ve diğer kaynaklarını yağmalamak; Hürmüz Boğazı ve Babü’l-Mendeb dâhil olmak üzere Orta Doğu’daki deniz geçiş yolları üzerinde deniz hâkimiyeti kurmak gibi üzerinde mutabık kaldıkları konularla yetinmemişler, terörle mücadeleyi de metne dökmüşlerdir. Onların habis örfüne göre terör ise; İslam ve İslam’ın yönetimidir. Nitekim Trump, stratejisinde Orta Doğu ile ilgili olarak ‘...Bölgenin bir terör yuvasına dönüşmesini engellemek...’ ifadelerine yer verirken, Biden, stratejisinde ‘...Terör tehditleriyle mücadele etmek...’ ifadesine yer vermektedir... Tüm bu ifadelerle kastedilen şey; bölge halkının benimsediği ideoloji olan İslam’ı hedef almaktır. Zira bu bölgenin halkı, Müslümandır ve İslami akideleri temelinde bir devlet kurmak, ülkelerini Amerika ve Batı hegemonyasından kurtarmak, uydu rejimleri devirmek ve Yahudi varlığını ortadan kaldırmak istemektedirler. Sadece normalleşme anlaşmalarını mezara gömmeyi değil...”
Son kısımda ise özetle, Amerikan başkanlarının İkinci Dünya Savaşından bu yana açıkladıkları ulusal strateji belgesinin omurgası ve cevherinin hep aynı kaldığı, hiç değişmediği, ifade ediliyor ve şöyle devam ediliyor:
“Değişen tek şey; Amerikan hegemonyasını dayatmak, korumak ve sürdürmek için kullanılan üsluplar, sinsilikler, şahsi zorbalıklar, İslam ve Müslümanlar ile mücadele etmek, İslam Devleti olan Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafetin ikamesini engellemek için sarf edilen çabalardır... Fakat ne kadar kötü hüküm veriyorlar!.. Raşidi Hilafetin sadece adının anılması bile onların uykularını kaçırmaktadır. Nitekim ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard, birkaç gün önce 21 Aralık 2025 tarihinde yaptığı açıklamada bu korkuyu şu sözleriyle dile getirmiştir: ‘Bu İslam ideolojisi, özünde küresel bir Hilafet kurmayı hedefleyen siyasi bir ideoloji olduğu için özgürlüğümüze doğrudan bir tehdit oluşturmaktadır.’ Biz de diyoruz ki:
‘Kininizle geberin!’ [Al-i İmran 119] Zira İslam ümmeti mutlaka kalkınacak ve içinde yaşadığımız bu ceberut saltanattan sonra, Allah’ın izniyle, Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilâfet Devleti’ni yeniden kuracaktır.”
Hizb-ut Tahrir’in yayımlamış olduğu “ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi Belgesi” başlıklı detaylı analizin tamamına aşağıdaki görseli tıklayarak ulaşabilirsiniz…

