"İSRAİL" SORUNU VE
FİLİSTİN'İN KURTULUŞU- 10 Maddede Çözümler -

Hizb-ut Tahrir Türkiye Haftalık Değerlendirme Toplantısı - [19 Kasım 2019]
20 Kasım 2019Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu

Hizb-ut Tahrir Türkiye Haftalık Değerlendirme Toplantısı - [19 Kasım 2019]

Köklü Değişim Medya

Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu Başkanı Mahmut Kar, bu haftaki gündem değerlendirme toplantısında Müslümanlara yapılan saldırılara ve Erdoğan'ın ABD ziyaretine değindi.

Her Salı, gündemde öne çıkan konuları İslâmi bakış açısıyla değerlendiren Mahmut Kar, önce Türkiye’de art arda gelen başörtüye yapılan Kemalist saldırılara daha sonra da Norveç’te yapılan Kur’an-ı Kerim yakma hadisesine değindi.

Son olarak da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD ziyaretini ve Trump’la görüşmesini gündemine alan Kar, “İşte böyle büyük devlet olamamak, ABD’nin yörüngesinde olmak size bu zilleti tattırıyor. Büyük devlet olmak, ABD’nin yörüngesinden çıkıp onu düşman bellemekle olur. İzzeti tatmak Amerika’ya değil Allah’ın dinine boyun eğmek ile olur. O izzet, İslâm’dadır; o izzet, Râşidî Hilâfet’tedir. Yazık ki siz izzeti değil zilleti tercih ediyorsunuz.” şeklinde konuştu.

İşte Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu Başkanı Mahmut Kar’ın dün akşam gerçekleştirdiği Haftalık Değerlendirme Toplantısı tam metni:

•BAŞÖRTÜSÜNE KEMALİST SALDIRI

Son günlerde yaşanan bir dizi olay bizi, Müslümanların nasıl bir ülkede yaşadığını sorgulatmaya başladı. Nice bedeler ödenerek, şehit kanlarıyla sulanan ve fethedilen bu topraklarda Müslümanlar hâlâ itilip kakılmaya, ikinci sınıf insan muamelesi görmeye devam ediyor. Yolda kendi halinde yürüyen başörtülü bacılarımıza hain eller uzanıyor. Başörtüleri açılmaya çalışılıyor, tartaklanıyorlar, hakarete uğruyorlar. Bir küfürbaz çıkıp sosyal medyadan Müslümanlara galiz küfürler savuruyor. Gözaltına alınıp serbest bırakılıyor, tekrar küfürlerine devam edince ancak o zaman tutuklanıyor.

96 yıldır Müslümanlar benzer muamelelere maruz bırakıldılar. Kur’an okumaları yasaklandı, fötr şapka giymeye zorlandılar, başörtüsü düşman bellendi. Daha dün, 28 Şubat döneminde okul kapılarının önünde polis coplarıyla tesettürlü öğrenciler tartaklandı, tutuklandı ve okuldan atıldılar. Yani Müslümanlar her dönemde hedef tahtasına konuldular. Laik Kemalistlerdeki bu kinin, bu öfkenin, bu nefretin sebebi nedir? Soruyorum onlara: İslâm ve değerlerimize düşmanlığınızın sebebi nedir? Müslümanlar size ne yaptı? Çanakkale’de ölen biziz! Kurtuluş Savaşı’nda ölen biziz! Bu ülkeden kovulan yine biziz! Ne zaman, bu demokratik sistem, bu laik rejimin köhneliğini, çürümüşlüğünü, kokuşmuşluğunu dillendirsek hemen ezberlediğiniz cümleleri kuruyorsunuz “beğenmiyorsan haydi yallah Arabistan’a!”, “haydi yallah İran’a!” diyorsunuz.

Yahu siz kimsiniz? Sahi siz kendinizi nasıl tarif ediyorsunuz? Müslüman mısınız, laik misiniz, komünist misiniz; nesiniz siz? Bu topraklar için kan döken, can veren biziz, bu ülke nasıl sizin oluyor? Devlet kurumlarıyla, üniversitelerle, medyayla uyguladığınız psikolojik baskıdan dolayı Müslümanlar başörtülü olduğu için, dinini yaşamak istediği için kendini suçlu hissetti. Oysa bunlar Allah’ın bizden istediği, Müslümanlardan istediği emirler. Sizin baskınızdan dolayı mı bunlardan vazgeçeceğiz. Bunu mu bekliyorsunuz yoksa?

Siz zaten azgın bir güruhtunuz, bu iktidar sizi daha da azdırdı. Sizin Müslümanları aşağılamanıza ses çıkartmadı. Siz de Müslümanları sahipsiz görüp istediğinizi yapacağınızı sandınız. Sizin kalpleriniz gibi gözleriniz de körelmiş!

96 yıldır Müslümanları sindirmeye, İslâm’ı yok etmeye çalıştınız da ne oldu? Başaramadınız! Başaramayacaksınız da! Biz yaşadığımız sürece burada olacağız! Bizden sonra çocuklarımız burada olacaklar. Zira bu topraklar İslâm topraklarıdır. Ecdadımız bin yıl bu topraklarda İslâm ile yaşadılar, İslâm ile hükmettiler. 3 kıta bu topraklardan adalet ile yönetildi. Her santimetrekaresinde İslâm var bu toprakların! Hangi köşesine giderseniz gidin İslâm’ı görürsünüz. İslâm’ın kokusu bu toprakların her karışına sinmiştir. Bir de siz kendinize bakın! 3 günlük cumhuriyet tarihinize bakın! Onun kime ait olduğuna bakın! Onun kimden geldiğine ve nasıl geldiğine bakın! İşte ne var, ne yok hepsini orada göreceksiniz. 96 yıllık tarihinizde taş ve heykellerden, yüksek binalardan başka ne görebilirsiniz ki? Zannediyorsunuz ki bu ruhsuz rejim ebediyen yaşayacak! Zannediyorsunuz ki betondan inşa ettiğiniz bu sistem ebediyen kalacak!

Sizin hayalini kurduğunuz o günler çok çok geride kaldı. Müslümanlar İslâm’ın hasretiyle yanıp tutuşmaktalar. Ve Allah’ın izniyle de bu topraklara İslâm geri gelecektir. Allah’ın izniyle bizim olanı çok yakın bir zamanda geri alacağız ve bu topraklar tekrardan İslâm nuruyla aydınlanacak inşaAllah. Müslümanlar o gün, bugünkü gibi sahipsiz olmayacak! O gün Müslümanları, AK Parti gibi oyalayan partiler olmayacak! O gün Müslümanları, bugünkü gibi aldatan, onlara yalan söyleyen yöneticiler olmayacak! Biz Müslümanları içi boş vaatlerle oyalamadık ve oylamayacağız! Biz Müslümanlara asla yalan söylemedik, söylemeyeceğiz!

İşte o zaman hem bu topraklar hem de tüm dünyadaki Müslümanlar Allah’ın yardımıyla sevinecekler. Rabbimizin buyurduğu gibi:

ف۪ي بِضْعِ سِن۪ينَۜ لِلّٰهِ الْاَمْرُ مِنْ قَبْلُ وَمِنْ بَعْدُۜ وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَۙ بِنَصْرِ اللّٰهِۜ يَنْصُرُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ

“İşte O gün müminler de Allah’ın yardımıyla sevineceklerdir. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, O çok esirgeyicidir.”[Rum 4-5]

•NORVEÇ’TE KUR’AN’A YÖNELİK SALDIRI

Buradan bir şeyi daha hatırlatmak istiyorum: İslâm düşmanlığı sadece Türkiye’de kendini göstermiyor. Asıl İslâm düşmanlığının kaynağı Batı, biliyorsunuz. Türkiye’deki laik İslâm düşmanları da onlardan besleniyorlar. Türkiye’de laikler, tesettür ve başörtüsüne saldırırken Norveç’te Batılı kâfirler, Kur’an-ı Kerim’e saldırıyorlar. Güvenlik güçlerinin korumasında, koruma duvarları arkasında Kur’an-ı Kerim yakma toplantıları gerçekleştiriyorlar. Daha önce aynı şeyi Danimarka’da da yapmışlardı. Ama tüm bunları durduracak bir güçlü ses çıkmıyor İslâm beldelerinden. Bir yönetici çıkıp bu saldırganlığa “dur!” demiyor.

Kur’an yakmayı güvenlik kuvvetleri korumasında şova dönüştüren bu Batılı korkaklara 56 İslâm beldesinin birinden, bir yönetici çıkıp had bildirmiyor. Ey Yöneticiler! Artık kâfirlerin çiğnemediği Müslümanların tek bir mukaddesatı kalmadı? Daha ne zamana kadar İslâm’ı ve Müslümanları korumak yerine kâfirlerin çıkarları için susmayı sürdüreceksiniz?

•CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’IN ABD ZİYARETİ

Bir diğer gündem, malum Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı son ABD ziyareti… Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump’ın daveti üzerine geçen hafta Washington’a gitti. Cumhurbaşkanı Erdoğan; görüşme öncesi bu ziyaret sürecini “sancılı bir süreç” olarak tanımlamıştı. Sürecin “sancılı” olmasının nedeni, görüşmelerin yaptırımların gölgesinde geçecek olmasıydı, muhtemelen.

Bu tür ziyaretlerde iki çeşit gündem vardır: birinci gündem, kamuoyuna açık konuşulur; ikincisi ise sadece taraflar arasında konuşulur ve kamuoyundan gizli kalır. Açık gündemi herkes biliyor. ABD Başkanı Trump’a bayan gazetecinin, Hilal Kaplan’ın sorduğu soruyu da verilen cevabı da herkes duydu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD’li senatörlerin sorularına verdiği cevapları medya sabah-akşam duyurdu. Peki, gerçek gündem hakkında ne biliyorsunuz? Yöneticiler ya da medya, bu konuda bir şey söyledi mi? Hayır!

Hatırlarsanız ABD, S-400 alımı nedeniyle Türkiye’yi F-35 programından çıkartmıştı, ardından da yaptırım uygulamakla tehdit etmişti. Görüşmeden kısa bir süre önce sözde Ermeni Soykırım Yasa Tasarısı Senato’nun onayına sunulacaktı. Senatörlerle yapılan toplantı sonrası ne olduysa söz konusu yasa ve yaptırımlar şimdilik askıya alındı. Peki, ABD’nin Türkiye hükumetini rahatlatan bu adımlarına karşılık Türkiye ABD’ye ne verdi? S-400 füze sistemi satın alındı ama çalıştırılmayacak; bunun sözünü verdi. Suriye’de çizilen sınırların dışına çıkılmayacak yani PYD’ye yönelik operasyona devam edilmeyecek; bunun sözünü verdi.

İşte Türkiye ve iktidar üzerinde oluşturulan sisli havayı dağıtmak ve ABD ile ilişkileri devam ettirmek için bu tavizler verildi. Dolayısıyla Türkiye milyar dolarlar ödeyerek satın aldığı S-400 konusunda geri adım atmış oldu. Türkiye S-400’leri kullanmama sözünü ABD’ye vermemiş olsaydı; sisli hava dağılmaz, yaptırımlar da ertelenmezdi.

Suriye’nin kuzeyindeki terör yapılanması YPG ve yöneticisi Mazlum Kobani hakkında olanca propaganda yapmasına rağmen Trump’tan istediğini alamadı. Trump açıkça Amerikan ordusunun YPG’ye desteğinin devam ettireceğini söyledi. Bir kez daha hem Erdoğan hem de Mazlum Kobani ile görüştüğünü tekrarladı. Trump’ın bu sözleri karşısında Türkiye heyeti esasen görüşmelerden kalkmalı ve salonu terk etmeliydi. Çünkü küstah ABD başkanı terör örgütü yöneticisi ile Türkiye Cumhurbaşkanı’nı aynı kefeye koyduğunu gösterdi. Türkiye ne yaptı? Devletin yapmayacağı bir şeyi yaptı; YPG ve liderinin terör faaliyetleri hakkında video hazırlatıp Washington’a götürdü ve Trump’a izletti. Sanki Trump ve Amerikalı diğer yöneticiler YPG’nin ne yaptığını bilmiyorlar… Zaten beş bin tır silah ile onları destekleyen ABD değil miydi? Daha siz kime, neyin videosunu izlettiriyorsunuz?

Ayrıca YPG; “terör örgütü”, Mazlum Kobani; “terörist”… Evet, tamam… Peki ya ABD değil mi? ABD, en büyük terör devleti; Trump en azılı terörist değil mi? Onlar hakkında da bir video hazırlayıp götürseydiniz de izleselerdi ya… Yoksa Irak ve Afganistan’da yaptıklarından haberdar değil misiniz? Gerçi siz ABD’nin -sözde- terörle mücadele ortağı değil misiniz? Onun döktüğü kan sizin elinize de bulaşmıştı. Bu aklı size kim verdi bilmiyorum ama hazırlattığınız video Amerika’yı hiç etkilemişe benzemiyor. Çünkü ABD Savunma Bakanı Esper zirvenin hemen ardından çok kısa bir süre sonra, “SDG ile ortaklığımız sürecek” diye açıklama yaptı. Trump, Mazlum Kobani isimli teröristi Beyaz Saray’a çağırıp çağırmayacağı sorusuna cevap bile vermedi.

Son olarak bir de malum mektup hakkında diyeceklerim var: Türkiye ve Cumhurbaşkanı’nı aşağılayan o mektup ne oldu? Yırtıldı mı, çöpe mi atıldı yoksa iade mi edildi? Hiç birisi? ABD Başkanı Trump’a “takdim” edildi! Söz konusu mektup iade bile edilemedi, -bizzat Cumhurbaşkanı’nın ifadesi ile- “takdim” edildi. Mektubun kabul edilip okunması ne kadar zelil bir durum ise Trump’a takdim edildiğinin söylenmesi de o kadar zelil bir durumdur. İşte böyle büyük devlet olamamak, ABD’nin yörüngesinde olmak, size bu zilleti tattırıyor. Büyük devlet olmak, ABD’nin yörüngesinden çıkıp onu düşman bellemekle olur. İzzeti tatmak, Amerika’ya değil Allah’ın dinine boyun eğmek ile olur. O izzet, İslâm’dadır, o izzet, Râşidî Hilâfet’tedir. Yazık ki siz izzeti değil zilleti tercih ediyorsunuz!

Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu