loader
HİZB-UT TAHRİR TÜRKİYE HAFTALIK DEĞERLENDİRME TOPLANTISI - [07 TEMMUZ 2020]

HİZB-UT TAHRİR TÜRKİYE HAFTALIK DEĞERLENDİRME TOPLANTISI - [07 TEMMUZ 2020]

Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu haftalık gündem değerlendirme toplantısı dün akşam gerçekleştirildi.

Değerlendirmelerde bulunan Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu Başkanı Mahmut Kar, ilk olarak sosyal medya terörüne değindi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ailesi üzerinden yapılan saldırılardan hareketle gündeme yeniden gelen sosyal medya terörü ile ne şekilde mücadele edileceğini sorgulayan Kar, bunun bir çürümüşlük olduğunu ve bu çürümüşlüğe de demokratik sistemin sebep olduğunu ifade etti.

Ardından İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılması konusundaki Hükümet yetkililerinin açıklamalarına değinen Mahmut Kar, devletin asli işinin halkını korumak olduğunu, İstanbul Sözleşmesi’nin zararlarının ise halka anlatılması ve ardından da bu sözleşmenin kaldırılması gerektiğini söyledi. Kar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Çalışıp, gözden geçirin. Halk istiyorsa kaldırın. Halkın talebi kaldırılması yönündeyse, buna göre bir karar verilsin. Halk ne derse o olur” açıklamalarının da samimiyetten uzak açıklamalar olduğunu ifade etti.

Son olarak da 2009 yılında kafir Çin devletinin Urumçi’de gerçekleştirdiği katliama değinen Mahmut Kar, “Doğu Türkistan’daki Müslümanların katledilmesi, Çin hükümetinin iç meselesi değildir. Doğu Türkistan, o coğrafya içerisinde yaşayan Müslümanların da meselesi değildir. Doğu Türkistan Meselesi, aynı dini paylaştığımız ve aynı duygulara sahip olduğumuz tüm ümmetin ortak meselesidir. Tıpkı Filistin gibi… Suriye gibi… Libya, Irak ve Afganistan gibi… Bunu böyle görmemek; meseleleri sınırlara hapsetmek, sorunları her milletin ve coğrafyanın kendi iç meselesi olarak görmek büyük bir hatadır. Bu sebeple ülke sathına hapsolmuş sığ düşünceler, insani değildir, İslâmi hiç değildir…” şeklinde konuştu.

Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu Başkanı Mahmut Kar tarafından Salı akşamı gerçekleştirilen haftalık değerlendirme toplantısının tam metni:

SOSYAL MEDYA TERÖRÜ

Bu hafta toplantımıza, geçtiğimiz günlerde siyasi ortamda konuşulan ve üzerinden tartışmaların yapıldığı bir gündem konusu ile başlamak istiyorum. Sosyal medya kullanımı ile ortaya çıkan sorun ve problemler nasıl çözülecek? Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ifadesi ile “Sosyal Medya Terörü” ile nasıl mücadele edilecek?

Bu konu geçen hafta konuşuldu ve hâlâ tartışmalar devam ediyor. Bu tartışma Maliye Bakanı Berat Albayrak ve eşi Esra Albayrak hakkında sosyal medyada yürütülen ahlak dışı paylaşımlardan sonra başladı. AK Parti’nin Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, kızı Esra Albayrak ile ilgili sosyal medyada yapılan çirkin yorumlara sert tepki gösterdi. “83 milyonun sosyal medya terörü karşısında eli kolu bağlı kalmasını kabul edemeyiz. Bu kapsamda hukuki düzenleme üzerinde çalışıyoruz.” dedi. Cumhurbaşkanı, Türkiye’nin muz cumhuriyeti olmadığını, bu sebeple gerekirse sosyal medyaya erişim engeli getireceklerini, adli ve mali yaptırımları devreye sokacaklarını ifade etti. Yasama dönemi bitmeden de bu meseleyi halletmeyi ümit etiklerini ekledi.

Bu açıklamalardan sonra siyasi çevrelerde sosyal medyanın kullanımı konusunda tartışmalar başladı. Ana akım medyada kendilerine fazla yer bulamayan bu sebeple de sosyal medyayı daha etkin kullanan laik ulusalcılar ve muhalefet çevresi, sosyal medya üzerinde iktidarın oluşturacağı baskı ve tahakküm ile seslerinin daha da kısılacağından korkuyorlar. İktidar çevresi ise sosyal medyanın kendisine yarayan doğru yanlış hiçbir menfaatinden vazgeçmeden sadece rakiplerinin, muhaliflerinin sesini bu platformlarda kesmek kısmak istiyor. Görünen bu…

Bizim bu politik mülahazalardan, siyasi hamlelerden sıyrılıp işin özüne bakmamız lazım. Hatırlarsanız; 16 Haziran tarihinde gerçekleştirdiğimiz toplantıda bu konuyu gündemimize almıştık ve sosyal medyanın etik kurallarının nasıl belirleneceğini açıklamıştık. Şimdi bugün bir kez daha tekrar ediyoruz: Sosyal medyanın kendisi bir sorun değildir. “Sosyal medya terörü” bir sorundur ve bu sorun bir zihniyet sorunudur. Bu zihniyeti ise laik demokratik sistem üretip besliyor. Bu küfür sisteminin beslediği zihniyet, menfaatçiliktir.

Sosyal medyadaki bu çürümüşlük, bu kokuşmuşluk, bu itibarsızlaştırma çalışmaları, bu ahlaksızlık yeni bir şey değil ki? Bu sorun yeni, daha bu hafta mı ortaya çıktı sanki? Bu terörü yeni mi fark ettiniz? Bu münker, bu kötülük her gün gençliği zehirliyor, sosyal medya ve internetten bütün toplumu zehirleyen şer ve pislik akıyor. Geçtik sosyal medyayı, devletin kontrolünde olan televizyon kanallarındaki dizi ve programlar sabah akşam ahlaksızlık yayıyor. RTÜK ne yapıyor bunun için?

Bu platformlarda İslâm ve Müslümanlar karalanıyor, tüm kesimler tarafından hem iktidar hem muhalefet çevresi tarafından amansızca karşılıklı itibarsızlaştırma faaliyetleri yürütülüyor. Bu çevreler hiçbir değer ve ilkeyi dikkate almayan trol orduları kurarak kendilerine siyasi menfaat sağlıyorlar. Bütün bunlar yapılırken neden harekete geçilmedi? Bir yanlışa müdahale etmek, bir münkeri ortadan kaldırmak için o kötülüğün illaki size, sizin yakınınıza ulaşması, dokunması mı gerekiyor?

Sosyal medya platformları üzerinden -hâşâ- Allah’a, Rasulullah’a İslâm’a, âlimlere sövüldüğü zaman, hakaretler edildiği zaman neden harekete geçmediniz? Binlerce hesaptan fuhuş ve müstehcenlik yayıldığı zaman, kumar, şans oyunları teşvik edilirken neden karşı çıkıp yaptırım uygulamadınız? Bugün hâlâ daha bu platformlar Allah’ın lanetlediği eşcinselliğin yayılması için kullanılıyor; LGBT örgütleri buralardan propaganda yürütüyor. Ve bu sosyal medya platformları bu sapkınların “haklarını”(!) korumayı garanti ediyor. Dinime ve değerlerime küfredildiğinde kullanıcılara hiçbir yaptırım yapmayan bu şirketler LGBT’nin kötülüğünü açıkladığımızda bizim sesimizi kısıyor. Evet, zamanında itiraz etmediniz, karşı çıkmadınız, yaptırım uygulamadınız. Çünkü ciddi paralarla kurulan trol orduları sizin de siyasi menfaatinize uygun işler yapıyordu. Siz de sosyal medyanın bu terör yüzünü siyasi çıkarlarınız için kullandınız.

Kıymetli Müslümanlar!

Bu çürümüşlüğe sebep olan ve ahlaksız bireyleri yetiştiren muhakkak ki demokratik sistemin ta kendisidir. Demokratik değerlerle yetişen özgür bireyler hiçbir ölçü tanımadan, her şeyi söyleme ve yapma hakkını kendilerinde buluyorlar. Sosyal medyada fenomen olmak için, para kazanmak için, beğeni almak için, yaşlıları, büyüklerini istismar eden bireyler yetiştirdi bu sistem. Bu sebeple sadece yasaklamalar ile bu çürümüşlüğün önüne geçmek mümkün değildir. Bu ahlaksızlığı ve saygısızlığı üreten sisteme neşter vurmak, çürümüş bölgeyi kesip atmak gerekir. “Özgürlük” denilen bu demokratik anlayışın ortadan kaldırılması gerekir. Bunun içinde sizin sesinizi daha fazla yükseltmeniz gerekmektedir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan sosyal medya ile ilgili yaptığı açıklamada “Artık ‘kim, ne der?’ yerine, ülkemizin neye ihtiyacı var ona bakacağız” dedi. O hâlde biz de diyoruz ki, madem halkın ihtiyaçlarının neler olduğuna bakacaksınız. Gelin, bu ülkenin neye ihtiyacı var, bir soralım halka! Müslümanlar bu gidişattan razı mı, soralım bakalım ne diyecekler? Bu ülkenin AB yasalarına mı ihtiyacı var yoksa İslâm’ın kanunlarına mı ihtiyacı var? “Kâfirler istedi” diye zinayı serbest bıraktınız, içki, kumar, faiz, fuhuş devlet eliyle yapılıyor. Bunların hangisi halkın istediği şeyler? Bunların hangisi Allah’ın istediği şeyler, söyler misiniz? Bu halk, İslâm’ın helal kıldığı, içi huzur dolu yuvaların inşasını mı istiyor yoksa sapkınlığı yaygınlaştıran İstanbul Sözleşmesi’ni mi istiyor? Bu sözleşme ile sırf Avrupa istediği için LGBT sapkınlarına yasal güvence sağlıyorsunuz ama iş Allah’ın istediklerine gelince tam tersini yapıyorsunuz.

En büyük ihtiyacımız Allah’ın hükümlerinin, İslâm nizamının tatbik edilmesidir. En büyük ihtiyacımız İslâmi hükümleri tatbik edecek, insanlığın en yüksek değerleri olan nesli, canı, malı, dini ve aklı koruyacak olan devlettir. O devlet laik cumhuriyet değildir, Râşidî Hilâfet’tir!

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NDEN İMZA ÇEKİLECEK Mİ?

Geçen hafta Cumhurbaşkanı Erdoğan eşcinsel sapkınlık ve LGBT örgütleri ile ilgili bir açıklama yapmış ve halkın bu sapkınlıklara karşı tavır almaları gerektiğini söylemişti. Biz de iktidara ve Cumhurbaşkanı’na bu tür sapkınlıklara karşı yöneticilerin ve iktidarın tavır koyması gerektiğini söylemiştik. İstanbul Sözleşmesi hakkında iktidara sorumlulukları yerine getirmesi için çağrımızı yapmıştık. Eşcinsellik ve sapkınlıkla mücadelede sorumluluğu halka yüklemenin doğru olmadığını söylemiştik. Bu sözleşmeden derhal imzanın çekilmesi gerektiğini, bu işi ise devletin, devleti yöneten iktidarın yapması gerektiğini beyan etmiştik.

Kısa bir süre sonra AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, katıldığı bir televizyon programında bu yönde sorulan sorulara cevap verdi. “Halkımızda böyle büyük bir beklenti varken AK Parti olarak biz buna bigâne kalmayız. İstanbul Sözleşmesi nasıl usulü yerine getirilerek imzalanmışsa, usulü yerine getirerek sözleşmeden çıkılır.” dedi. Peşinden de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Çalışıp, gözden geçirin. Halk istiyorsa kaldırın. Halkın talebi kaldırılması yönündeyse buna göre bir karar verilsin. Halk ne derse o olur!” diye talimat verdiği kamuoyuna yansıdı.

Şimdi biz buradan bu konunun takipçisi olacağımızı tekraren duyuruyoruz ve iktidara da sesleniyoruz: Eğer gerçekten samimi iseniz verdiğiniz sözü tutarsınız, söylediklerinizi unutmazsınız. Umarız yaptığınız bu açıklamalar 18 yıllık iktidarınızın bir ileri, iki geri siyasetinin bir parçası olmaz. Ayrıca gerçekten siz bu sözleşmeden imza çekmek istiyorsanız bunu yapmak için bahane aramanıza gerek yok. Bu konuda halkın ne istemediğini çok iyi biliyorsunuz. Müslümanların iki cihan bir araya gelse bu sözleşmeden razı olmayacağını çok iyi bilmiyor musunuz? Kaldı ki siz bu sözleşmeyi imzalarken halka sormadınız, “halk bu konuda ne diyor” diye bakmadınız…

Şimdi “halka sormak gerek, halk ne diyorsa onu yapalım” demek ayak sürümekten başka bir şey değil. Bahane aramayın! Bakın, medya sizin kontrolünüzde… siz bu açıklamaları yaptıktan sonra TV kanallarında “İstanbul Sözleşmesi”nin faydaları anlatılmaya başladı. Eğer gerçekten sözleşmeden imza çekme konusunda samimi iseniz haydi bütün medyada İstanbul Sözleşmesi’nin kötülüklerinin, getirdiği felaketlerin anlatılmasını sağlayın. Bunu yapmaya gücünüz de, yetkiniz de var. Peki, neden yapmıyorsunuz? Siz çıkardığınız yasalarla bu kötülüklerin altına bizzat imza attınız. Bugün “halk istiyorsa sözleşmeyi kaldıralım” demek, tribünlere oynamak değil de nedir! Devlet olmanın gereği; halkın canını, malını ve namusu korumak değil midir? Sorumluluk sahibi bir hükümetin asli görevi; derhal bu sözleşmeyi feshetmektir. Baştan sona fasit olan İstanbul Sözleşmesi revize edilemez! İcra makamı sizsiniz, iktidar sizsiniz. İstediğiniz kanunu bir günde meclisten geçiren sizsiniz, istediğiniz konuyu medya aracılığı ile gündemde tutan kamuoyu oluşturan sizsiniz. Şimdi İstanbul Sözleşmesi’ni feshetmek yerine laf üretip ipe un sermeyin. Samimiyet, kendi elinizle yaydığınız ahlaksızlıklara bir an önce son vermektir.

URUMÇİ KATLİAMININ YILDÖNÜMÜ

Ümmetin kanayan yaralarından biri olan Doğu Türkistan’da bundan tam 11 yıl önce korkunç bir katliam yaşandı. 25-26 Haziran 2009’da Çin’in Shaoguan şehrinde bir oyuncak fabrikasında çıkan olaylarda 10’u aşkın Müslüman Uygur işçinin öldürülmesinin ardından Doğu Türkistan’da protestolar başladı. 5 Temmuz 2009’da Doğu Türkistanlı öğrenciler, barışçıl bir protesto yürüyüşü düzenlemek istediler. Bu protesto yürüyüşüne katılan Müslümanlara Han Çinlileri saldırıldı. Binlerce Müslüman Uygur, sokak ortasında, gözaltında, evlerinde, iş yerlerinde öldürüldü. Binlercesi yaralandı ve sakat bırakıldı. İşte o günden bu yana tam 11 yıl geçti. Peki, bu süre zarfında sözde insan hakları kuruluşları, Birleşmiş Milletler, Batılı devletler ve bu devletlere uşaklık yapan yöneticiler bu soykırımı, bu insanlık ayıbını gördüler mi? Görmediler, görmeyecekler!

Tıpkı Srebrenitsa da olduğu gibi. 250 binin üzerinde Müslüman Boşnak, Sırplara teslim edilmiş ve yok edilmişti. Bu da görülmedi. Tıpkı Suriye’de bu toplantıyı yaptığımız şu saatlerde bile Rus uçakları tarafından şehit edilen Müslümanları görmedikleri gibi… Çok uzağa gitmeye gerek yok; yanı başımızda, Filistin’de Yahudi varlığı işgalci “İsrail”in şehit ettiği Müslümanları görmedikleri gibi…

Değerli basın mensupları, kıymetli Müslümanlar!

Bizler görüyoruz! İslâm Ümmeti olarak görüyoruz! Milyonlarca Müslüman, bu gözlerle kim hain kim doğru, kim zalim kim adil, kim yalancı kim doğru sözlü, buna şahitlik ediyoruz. Biz inanıyoruz ki yeryüzündeki herhangi bir Müslümanın, Batılı sömürgeci kâfirlerin gözünde hiçbir değeri yok. Müslümanların sayıca azalması onları mutlu ediyor, kapalı kapılar ardında kahkahalar atıyorlar ve Müslümanları yok etmenin kaygısını güdüyorlar. Bu hakikate rağmen Doğu Türkistan meselesinin çözümü için ABD’nin, BM’nin kapısında yatanların, Avrupa ülkelerini kapı kapı dolaşanların varlığına şahitlik ediyoruz. “Doğu Türkistan davasına sahip çıktığını” söyleyen kuruluşlar ve sözüm ona liderler bu kapıları aşındırarak meseleyi çözeceklerini zannediyorlar.

Buradan Doğu Türkistanlı liderlere sesleniyoruz! Sadece Irak’ta 1 milyon Müslümanı acımasızca katleden ABD mi size kucak açacak, Doğu Türkistan davasını savunacak, Uygur halkını koruyacak? Bosnalı Müslümanları Sırp kasaplarına teslim eden ve bunu şampanya patlatarak kutlayan, Sırpların toplu katliamlarına göz yuman BM mi, Uygur halkını Çin kâfirinin zulmünden kurtaracak? Siz gerçekten buna inanıyor musunuz? Yoksa “dostlar alışverişte görsün” diye mi koşuşturup duruyorsunuz? Unutmayın, Müslümanın Müslümandan başka dostu yoktur!

اِنَّمَا وَلِيُّكُمُ اللّٰهُ وَرَسُولُهُ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا الَّذ۪ينَ يُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ رَاكِعُونَ

“Sizin dostunuz ancak Allah’tır, Rasulullah’tır, namaz kılan, kıyam ve rükû eden Müminlerdir.”

Şayet ABD ya da Avrupa size ilgi duyuyorsa bu sizi sevdikleri için değil, menfaatleri bunu gerektirdiği içindir. Yarın menfaatleri sizi görmezlikten gelmeyi gerektirirse derhal onu da yaparlar. Müslümanların sevgisine, bizim size ilgimize gelince; bu karşılıksızdır! Dünyalık hiçbir karşılık beklemeksizin sırf İslâm ümmetinden bir parça olduğu için, sırf Allah’ın rızasını kazanmak için Doğu Türkistanlı Müslümanları seviyoruz ve dertlerine ortak oluyoruz. Gerçek bir kurtuluşun, gerçek bir intikamın kurulacak olan Râşidî Hilâfet Devleti’nin eliyle gerçekleşeceğine inanıyoruz ve bunun için çalışıyor, buna davet ediyoruz.

Kıymetli Müslümanlar!

Şunu bilelim ki; Doğu Türkistan’daki Müslümanların katledilmesi, Çin hükümetinin iç meselesi değildir. Doğu Türkistan, o coğrafya içerisinde yaşayan Müslümanların da meselesi değildir. Doğu Türkistan Meselesi, aynı dini paylaştığımız ve aynı duygulara sahip olduğumuz tüm ümmetin ortak meselesidir. Tıpkı Filistin gibi… Suriye gibi… Libya, Irak ve Afganistan gibi… Bunu böyle görmemek; meseleleri sınırlara hapsetmek, sorunları her milletin ve coğrafyanın kendi iç meselesi olarak görmek büyük bir hatadır. Bu sebeple ülke sathına hapsolmuş sığ düşünceler, insani değildir, İslâmi hiç değildir!

O halde… وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَم۪يعاً وَلَا تَفَرَّقُواۖ وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ كُنْتُمْ اَعْدَٓاءً فَاَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَاَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِه۪ٓ اِخْوَاناًۚ “Allah'ın ipine sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah'ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını ısındırdı ve siz O'nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız.” [Âl-i İmran 103]

Bu ayeti hatırlayın.

Bizleri bu ilahi hitaba muhatap kılan Allah’a hamdolsun…

Şu bir hakikat ki; bugün 56 küsur devlete bölündük ve dağıldık. Hiçbiri İslâmi devlet değil, hepsi küfür ile yöneten gayr-i İslâmi devletler… Kalplerimizi ısındıran ve bizleri birbirimize kardeş kılan bu dine rağmen, sömürgeci kâfirlerin kirli planları neticesinde suni sınırlarla ayrıldık. Ancak İslâm ümmeti tek bir ümmettir! Devleti de tek bir devlet olunca, işte o zaman bölük pörçük olan bu ümmetin her bir parçasını o devlet koruyacak, her bir Müslümanın kanını o devlet muhafaza edecek! Her ne uzakta olursa olsun o devlet; diyarları, insanların sekine bulacağı, huzur ve sevinç diyarına dönüştürecek. Rabbimizden Doğu Türkistan ve diğer beldelerimizde Müslümanların kanını koruyacak Râşidî Hilâfet Devleti’ni Hizb-ut Tahrir’in eliyle ikame etmeyi bizlere nasip etmesini niyaz ediyoruz…

Bu vesileyle tekrar 11 yıl önce Urumçi’de katledilen Müslüman kardeşlerimizi rahmetle anıyoruz. Rabbimizden Müslüman Uygur halkına bir çıkış kapısı açmasını niyaz ediyoruz.

Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu

___

#AileyiNesliToplumuKoru

#Urumçi

#DoğuTürkistanaSahipÇık

SON HABERLER