
Versay’da Pranga: İran, Uydu Devlet Kodlarına Dönüyor
Hizb-ut Tahrir, ABD-İran arasında savaşın durmasına ve maddeleri açıklanan mutabakat zaptına dair bir siyasi analiz yayımladı.
ABD Başkanı zorba Donald Trump’ın 18 Haziran 2026 tarihinde Fransa’nın tarihi Versay Sarayı’nda, İran Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan’ın ise Tahran’da attığı imza ile İran’ın Devrim Muhafızları önderliğinde sürdürdüğü bağımsızlık savaşının yeniden Amerikan yörüngesine dönüşün bir belgesi olarak nitelendirildiği siyasi analiz Hizb-ut Tahrir tarafından 28 Haziran tarihinde yayımlandı.
14 maddelik mutabakat zaptının imza töreninin yeri Trump tarafından İsviçre yerine Fransa’daki Versay Sarayı’nda yapılmasının, tesadüfi bir diplomatik tercih değil, derin bir tarihsel gönderme olarak okunuyor.
Trump’ın bu mekan seçimiyle Müslüman dünyasına ağır bir mesaj verdiğinin altının çizildiği analizde, “Zorba Trump, Müslümanlara Birinci Dünya Savaşı sonrası imzalanan ve Müslümanların devleti olan Hilafet Devleti’nin ortadan kaldırıldığını ve Müslümanların birliğinin parçalandığını belirten Versailles (Versay) Antlaşması’nı hatırlatmak istercesine Versailles Sarayı’nı tercih etmiştir” ifadelerine yer veriliyor.
28 Şubat 2026’da ABD ve işgalci ‘İsrail’in, İran’ın dini liderini ve yaklaşık 40 kişilik üst düzey kadrolarını hedef alan ağır saldırılarının ardından gelen mutabakatın imzalanmasında, perde arkasında “siyasi kanat” ve “Devrim Muhafızları”nın mücadelesine dikkat çekiliyor.
Siyasilerin diplomasi yolunu seçerek İran’ın yeniden uydu devlet kodlarına döndüğünün altı çizilen analizde, Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın, imzalanan metni “hiçbir tehdit ve baskıyla onurundan ve bağımsızlığından vazgeçmeyen bir milletin sesinin yansıması” olarak nitelemesine değinilirken, mutabakatın içeriğinin ise Pezeşkiyan’ın söylemlerini çürüttüğü ifade ediliyor.
Metnin 1. maddesi kalıcı bir ateşkes öngörürken, 8. madde İran’ın nükleer silah edinmeyeceğini teyit ederek mevcut zenginleştirilmiş materyalin tasfiyesini ABD ile ortak bir mekanizmaya bağlıyor.
Bu durum, İran’ın savunma sanayisindeki en stratejik kozunu masada bırakması anlamına geliyor. Ayrıca, dondurulan 12 milyar dolarlık varlığın yalnızca ABD’den soya fasulyesi ve mısır gibi tarım ürünleri almak şartıyla serbest bırakılacak olması, ekonomik bağımlılığın yeni bir safhasını ve içişlerine karışmak anlamına geldiği de hatırlatılıyor.
Öte yandan Hürmüz ile alakalı maddelere de uzunca yer verilen analizde şu ifadeler öne çıkıyor:
“Mutabakat belgesinin Hürmüz Boğazı ile ilgili olan 4 ve 5. maddeleri dolaylı olarak Amerika’daki kongre ara seçimleriyle bağlantılıdır. Bilindiği üzere İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması, Amerika’nın küresel petrol ve sıvılaştırılmış doğalgaz hacminin 5’te birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’na deniz ablukası uygulaması, deniz taşımacılığını felç etmiş, bu da akaryakıt ve doğal gaz fiyatlarında fahiş artışlara yol açmış, buna bağlı olarak da gıda fiyatlarında paralel bir artış yaşanmıştı. Bu, otomatik olarak ara seçimleri de etkileyecektir. İşte bu yüzden Trump, Hürmüz Boğazı’ndaki trafiğin yeniden akışını sağlamak amacıyla İran’la anlaşma imzalamaya büyük önem vermiştir. Zira küresel petrol arzının kalbi sayılan Hürmüz Boğazı’nın yeniden deniz trafiğine açılması, küresel petrol fiyatlarını hızla aşağı çekecektir... Böylece Trump, askeri saldırganlıkla elde edemediği bir zaferi müzakerelerle elde etmek için müzakereler ve mutabakat zaptında aradığını bulmuştur!”
Devrim Muhafızları’nın Trump karşısında kahramanca bir duruş sergilemesi nedeniyle Trump’ın, rejimin siyasi kanadına (Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı ve Dışişleri Bakanı) sığınmak zorunda kaldığına ve Dini Lider’in müzakerelere ve mutabakat zaptına ikna edilmesinde ve dolayısıyla Devrim Muhafızları’nın sesinin kısılmasında en büyük rolü bu isimlerin oynadığına özellikle dikkat çekiliyor.
Dini lider Mücteba Hamaney’in gönülsüzce de olsa onay verdiği bu süreçte, Devrim Muhafızları’nın sesinin adeta kısıldığı hatırlatılırken, Devrim Muhafızları’nın ABD ihlallerine verdiği yanıtların, İran içindeki güç savaşının henüz bitmediğinin kanıtı olarak zikrediliyor.
Askeri açıdan başarısız olan Trump, başta Devrim Muhafızları olmak üzere Amerika’dan tamamen bağımsızlaşma seslerinin yükselmesinin ardından İran’ın eskiden olduğu gibi yeniden uydu devlet statüsüne dönmesini kabul ettiğinin altı çizilirken, Trump’ın da bunu bir zafer olarak addettiğine ve başta Cumhurbaşkanı olmak üzere siyasi kanadın da ona bunu kolaylaştırdığı ifade ediliyor ve şöyle devam ediliyor:
“Sonuç olarak, İran’ın, Amerika’nın savaş yoluyla hedeflerine ulaşamadığını gördüğü halde müzakereye ve dolayısıyla nihai bir anlaşma imzalamaya hazır olması, başladığı yere, yani uydu devlet konumuna geri döndüğü anlamına gelir.”
İran’ın, bağımsız bir bölgesel güç olma fırsatını teperek, yeniden 47 yıldır süren “uydu devlet” kodlarına geri dönmeyi kabul etmiş olduğuna değinilirken, bölgedeki Müslüman beldelerini yönetimlerinin ise bu süreci adeta tarafsız bir gözlemci gibi izlediğine dikkat çekiliyor.
Ardından gerçek kurtuluşun ve izzetin ancak sömürgeci güçlerin dayattığı bu “Versay mantığından” kurtulup, İslami bir yönetim modeline yani Hilafet dönmekle mümkün olabileceği beyan ediliyor.
ABD-İran arasında imzalanan maddelik mutabakat zaptının detaylı bir şekilde incelendiği, “İran’ın Mevcut Vakıası ve ABD ile İran Arasındaki Saldırıların Yeniden Başlaması” başlıklı siyasi analizin tamamına aşağıdaki görseli tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Aydın’da Müslümanlara Operasyon

Dünya Kupası'nda İmani Rest: "Namazdan Daha Önemli Ne Var?"

NATO'ya Sadakat, İslami Camiaya Barikat
Siyasi Analiz: Rusya, Büyük Devletler Liginden Düştü Mü?

Versay’da Pranga: İran, Uydu Devlet Kodlarına Dönüyor

Hamaney için 5 Şehir ve 2 Ülkede Cenaze Töreni

ABD-İran Görüşmelerinde Sonuç: Müzakerelere Devam

Rusya’dan, Ukrayna’ya Ağır Misilleme

