"İSRAİL" SORUNU VE
FİLİSTİN'İN KURTULUŞU- 10 Maddede Çözümler -

“Finlandiya’nın Üyeliği Onaylandıktan Sonra F-16 Süreci Hızlandı”
15 Nisan 2023Köklü Değişim Medya

“Finlandiya’nın Üyeliği Onaylandıktan Sonra F-16 Süreci Hızlandı”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, ABD'nin Türkiye'ye F-16 satışına ilişkin, "Onay sürecine doğru gidiyoruz. Finlandiya'nın üyeliği onaylandıktan sonra süreç daha da hızlandı" itirafında bulundu.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, canlı yayınında gündemde olan “Abd'nin Türkiye'ye F-16 satışı, İsveç'in NATO'ya üyelik süreci, Irak ve Suriye’deki terör örgütü PKK/PYD varlığı ve Suriyeli muhacirlerin geri dönüşü” konularında açıklamalarda bulundu.

ABD'nin Türkiye'ye F-16 Satışı

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, ABD'den Türkiye'ye F-16 satışına ilişkin, "Yönetim hala sürecin ilerlemesini istiyor. Kongre tabii bir onay süreci var. Oraya doğru gidiyoruz şu anda. Zaten Finlandiya'nın üyeliği onaylandıktan sonra süreç daha da hızlandı" detayını paylaştı. Ankara, daha önce veto kartını çıkarttığı İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği için bir pazarlık olmadığını, teröre destek vermekten vazgeçmelerini istediklerini söylemişti.

Ankara’nın Finlandiya’nın NATO üyeliğini onaylamasından sonra İsveç’in üyelik süreci ön plana çıkmıştı. Konu hakkında soruları yanıtlayan Blinken, kendinden emin bir şekilde seçim sonrası Temmuz ayını işaret etmesi dikkat çekti. Kamuoyunda genel kanı; AK Parti'nin seçim öncesi İsveç'in NATO üyeliğini onaylaması oy kaybına yol açacağı yönünde. Bu yüzden hükümetin seçim sonrası veto kararını kaldıracağına kesin gözüyle bakılıyor.

Hizb-ut Tahrir, 01 Haziran 2022 tarihinde yayımladığı “İsveç ve Finlandiya’nın NATO Üyeliği” başlıklı analizde şu ifadelere yer vermişti:

“İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine ilişkin Türkiye’nin Avrupalı güçler ve ABD ile anlaşmaya varması bekleniyor. Mevcut verilere göre, Ankara’nın iki ülkenin NATO’ya katılımı vetosunda ısrar etmesi pek olası değil. Bazı (hoşnutluklar) kotardıktan sonra Türkiye’nin, biraz zaman alsa da sonunda iki ülkenin NATO üyeliğine onay vermesi bekleniyor. Daha önce de benzer bir olay yaşandı... 2009 yılında Türkiye, eski Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen’in NATO genel sekreterliğine atanmasını veto etmiş, ancak uzun süren müzakerelerin ardından ittifakın siyasi ve askeri yapısı içinde bazı pozisyonlar (hoşnutluk) kotarma karşılığında Rasmussen’in genel sekreterliğine onay vermiştir.”

İsveç'in Nato'ya Üyelik Süreci

Kalın İsveç'in NATO'ya üyelik sürecine ilişkin ise "İsveç konusunda bizim koyduğumuz objektif kriterler var. Terörle ilgili temel bir talebimiz var. Bu karşılandığı zaman İsveç de NATO'ya katılır." dedi.

NATO Zirvesi'nde üçlü mekanizma kurularak bir mutabakat metnine imza atıldığını hatırlatan Kalın, şöyle devam etti:

"Biz ilk defa NATO müzakerelerinin parçası olan bir metne FETÖ'yü ismen geçirdik. PYD, YPG'ye destek verilmeyeceğini, hükmen oraya geçirdik. Bunlar son derece önemli kazanımlar. Orada onlar da bir şeyin altına imza attılar. Ve ondan sonra kendileri İsveç'teki PKK ve FETÖ yapılanmasıyla ilgili özellikle PKK yapılanmasıyla ilgili bir aydınlanma yaşadılar. Mesela benim bu süreci yöneten baş müzakereci mevkidaşım Oscar Bey'le gayet iyi bir ilişkimiz var. Kendileri şunu açıkça söylediler; 'Biz PKK'nın İsveç'e bu kadar nüfuz ettiğini bilmiyorduk. Biz yeni yeni fark ettik.' Onların mantığıyla şu; 'İsveç'e saldırmayan bir örgüt, terör örgütü değildir.' Öyle bakıyor. Dedim ki, 'Biz sizden imkansız, hukuk dışı, teamüllere aykırı bir şey istemiyoruz. Sadece ülkenizdeki terör mensuplarından kurtulun ya bize iade edin ya bunları deport edin yahut orada yargılayın diyoruz.' Yani bu insanları terör yapamaz, Türkiye'ye zarar veremez hale getirelim. Bu istediğimiz şey çok zor, imkansız bir şey değil."

Normalleşme Adımları

Dış politikada normalleşme sürecine ilişkin de değerlendirmesi sorulan Kalın, Mısır'da bir askeri darbe olduğunu, seçimle işbaşına gelen bir liderin gönderildiğini, sonra hapiste öldüğünü, şimdi bunun yarattığı büyük bir travmanın yaşandığını, bunun üzerine sadece Mısır'da değil, bütün bölgede, bütün Arap dünyasında, Türkiye'de de karışıklıklar olduğunu anlattı ve pragmatist yaklaşımlar içeren açıklamalarda bulundu:

“Mısır’da bir askeri darbe oldu, bunun yarattığı büyük bir travma oldu. Bu bir iklim oluşturuyor ve o iklim içerisinde tepkiler veriyorsunuz. Burada temel ilke, kendi milli menfaatlerinizi korumaktır. İlkesel olarak kavga etmemeliyiz fakat coğrafyanın bize getirdiği, tarihin bize yüklediği birtakım yükler var. O sorunları çözmeden ileriye dönük adım atamıyorsunuz.”

Kalın, Yunanistan'la da dönem dönem gerilimin arttığını ifade ederek, "Mesela şu ara sakin bir dönemden geçiyoruz. Deprem sonrasında onlar da tabii ki yani çok anlayışlı davrandılar. Biz de zaten hep şunu söyledik. Bizim Yunanistan'la böyle bir siyasi kavgaya girmek gibi bir gündemimiz yok. Bizim gündemimiz zaten belli. Burada yoğunuz. Onlar da bir seçim takvimine girdiler. Bir sükunet oldu orada. Yunanistan'la olan ilişkimizde normalde ilkesel olarak kavga etmemeliyiz. Fakat coğrafyanın bize getirdiği, tarihin bize yüklediği birtakım yükler var" değerlendirmesinde bulunarak buradaki yaklaşımını açıkladı.

Terörle mücadeleye devam ederken birinci ilkelerinin müttefiklerin bu konuda Türkiye'nin yanında durması olduğunun altını çizen Kalın, şunları söyledi:

"Yaptığımız anlaşmalar var. NATO bir güvenlik ittifakıdır. NATO bir turizm ajansı değil. NATO bir kültür birliği değil. Birinci şey nedir? Üye olan ülkelerin güvenliğinin sağlanması. Biz o yüzden yaklaşık son 10 yıldır özellikle devam eden yoğun çabalarımız neticesinde özellikle soğuk savaş dönemi sonrasında NATO'nun öncelikli tehditlerinden bir tanesinin terörle mücadele olduğunu NATO müktesebatına dahil ettirdik."

Ankara, her defasında bu açıklamaları yapsa da teröre açık destek veren ABD’ye “dost ve müttefik” olarak nitelemeye ve dünya çapında koordinasyon içinde hareket etmeye devam ediyor.

ABD'nin PYD VE YPG'ye Suriye'de Desteği

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, ABD'nin terör örgütü PYD ve YPG'ye Suriye'de verdiği desteğin taktik, stratejik ve siyasi olarak yanlış olduğunu defalarca anlattıklarını, karşı tarafın bir argüman geliştirmeye çalıştığını ancak başarılı olamadığını çünkü bunun mantıklı, rasyonel, savunulabilir bir tarafı olmadığını söyledi.

Kalın, "Suriye ve Irak'ta -özel olarak söylüyorum- ismi ne olursa olsun PYD, YPG, PKK, SDG, adına ne derlerse dersinler PKK unsuru olan her hedef bizim için açık ve meşru hedeftir. Kendi ulusal tehdit değerlendirmemizi yaparız ve uygun gördüğümüz yerde de gider o operasyonu yaparız. Her seferinde de biz onlara bunu söyledik. Bu konuda bizim yanımızda değilsen, Cumhurbaşkanı'mızın tabiriyle kendi göbeğimizi kendimiz keseriz" çıkışında bulundu. Ankara, bu tip çıkışları sık sık yapsa da henüz ciddi bir adım atabilmiş değil.

Suriyeli Muhacirlerin Geri Dönüşü

Suriye konusunda üç temel önceliğin ve ilkenin bulunduğunu aktaran Kalın, şunları ifade etti:

"Bir, sınır güvenliğimizin sağlanması ve terörle mücadele. Yani PKK, PYD, YPG, SDG adı ne olursa olsun. İki, mültecilerin geri dönmeleri. Ama bunun gönüllü, onurlu, istekli ve güvenli bir şekilde yapılması. Bunlar da bir insan yani. Bir savaştan kaçarak geldiler. Ama ilelebet tabii ki burada kalmayacaklar. Suriye tarafında şartlar olgunlaştığında, bir güvenlik ortamı oluştuğunda hem insani güvenlik anlamında hem ekonomik güvenlik anlamında şartlar oluştuğunda bu insanlar da dönmeye başlayacaklar."

Ankara, Suriye’deki asıl sorun Esed rejimi iken bu konuya değinmiyor. Aksine Suriye halkını katleden Esed rejimine meşruiyet kazandırma hedefi güden ABD’nin de desteklediği BM’nin 2254 sayılı kararına göre hareket edip, “normalleşme” için adımlar atıyor. Bilindiği üzere Türkiye, Rusya ve İran’la birlikte Esed rejimini ayağa kaldıran Astana sürecinde büyük rol oynamıştı.

Üçüncü konunun da bu işin yürütülmesi olduğunu söyleyen Kalın, sözlerini şöyle devam etti:

"Mesela diyelim ki biz bu insanları 500 bin, 1 milyon, 2 milyon kişiyi böyle biraz çalakalem, biraz böyle iyi çalışmadan, şartları olgunlaştırmadan zorla veya şöyle böyle bir şekilde ikna ederek gönderdik. Bir milyon insan gitti. Esed rejimi bunlara tekrar saldırmaya başladı. Ne olacak? Ya bunlar tekrar Türkiye kapısına dayanacaklar, yeni bir insani dram yaşayacağız ya da daha kötüsü olacak, iç savaş derinleşecek. Oradan bir sürü terör örgütü çıkacak. Terör tehdidi çıkacak. Gelecek yine bizi vuracak. O yüzden tehdit ortaya çıkmadan ona da müdahale etmek zorundasın."

Dün bu konu hakkında konuşan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Suriyeli muhacirlerin geri dönüşü hakkında, Suriye'ye güvenli şekilde dönebilmeleri için Suriye halkının katili Esed rejimi ile angajmana girip çalışmak gerektiğine işaret etmişti.

ABD'nin Türkiye'nin Suriye angajmanından rahatsız olup olmadığı sorusuna da Çavuşoğlu, bunun 'ABD'nin pek hoşuna gitmediğini' dile getirse de bilindiği üzere Washington, Baba Esed’den beri çıkarlarını koruyan bölgedeki ajanı Esed rejimine meşruiyet kazandırma hedefi güden BM’nin 2254 ayılı kararını destekliyor. Ayrıca ABD’nin başta Türkiye, Suud ve Sisi rejimi olmak üzere Ortadoğu’daki “dost ve müttefikleri” bu plan doğrultusunda seferber olmuş durumda. AK Parti'nin, Erdoğan ile Esed'in el sıkışma sürecine hazır olduğu, gelecek tepki ve kritik seçimler yüzünden şimdilik ertelediği düşünülüyor.