
İran Savaşı’nın Perde Arkasında Ne Var?
Hizb-ut Tahrir, dünya kamuoyunun gündeminde ilk sırada yer alan İran’daki savaşa yönelik detaylı bir siyasi analiz yayımladı.
Siyasi analizde ABD’nin, İran’ın beklenmedik misillemeleri karşılığında bocaladığına, Trump’ın sürekli verdiği süreleri güncellediğine, İran’ın uydu bir devletten, tabi bir devlete dönüştürme hedefine ve Devrim Muhafızları’nın (IRGC) sert direnişine dikkat çekiliyor.
“Trump’ın Süre Uzatma Manevraları ve Teslimiyet Planı”
Siyasi analizin başında, ABD Başkanı Donald Trump’ın Şubat 2026’da başlattığı İran’a yönelik geniş çaplı askeri operasyonunun, beklenmedik bir direnişle karşılaştığına, Trump yönetiminin, üst düzey İranlı liderleri hedef alarak rejimi hızla çökertip İran’ı ABD’nin doğrudan kontrol ettiği bir “tabi devlet” haline getirmeyi hedeflediği hatırlatılıyor. Ancak Devrim Muhafızları’nın (IRGC) kontrolü elinde tuttuğu, misilleme saldırıları düzenlediği ve rejim içindeki Amerikan yanlısı unsurlara rağmen bağımsız bir duruş sergilediğinin altı çiziliyor:
“İran, hem Yahudi varlığına hem de Amerika’nın Körfez ve bölgedeki üslerine füze ve İHA saldırıları düzenledi. Trump, yönetimi devralmasını umdukları bazı adamların kazara öldürüldüğünü itiraf etmek zorunda kaldı! Amerika, İran’ın bu şiddetli misillemesinin, Dini Rehber’in öldürülmesinin ardından bazı komutanların duygusal ve ani tepkilerinden kaynaklandığını düşündü ve yeni Dini Rehber’in atanmasını beklemeye başladı. Ancak babasının yerine Mücteba Hamaney’in atanmasının ve saldırıların üzerinden haftalar geçmesinin ardından, özellikle de Amerikan saldırılarının hiçbir sınır tanımaması sebebiyle İran’daki rejimin Amerikan karşıtı unsurların kontrolünde istikrara kavuştuğu görüldü.”
Trump’ın, operasyonun hızlı sonuç vermemesi üzerine psikolojik baskı stratejisine yöneldiği, Mart ayı boyunca süre uzatma taktiği uyguladığı; önce 48 saatlik ültimatom, ardından bunu “yapıcı müzakereler” gerekçesiyle 5 güne, daha sonra da 10 güne (6 Nisan’a kadar) çıkardığı hatırlatılıyor. Bu adımlar, hem İran üzerinde baskı kurmayı hem de bölgeye ek askeri yığınak için zaman kazanma hedefi güttüğünün altı çiziliyor. Trump, iç siyasette Kongre ara seçimleri ve 2028 başkanlık yarışı baskısıyla, “zafer görüntüsü” yaratmak için acele ettiği de vurgulanıyor:
“Trump bu stratejiyle, İran’ı teslim olmaya zorlamak için onun üzerinde psikolojik ve siyasi bir baskı kurmayı hedeflemektedir. Bu süre uzatmaları, ABD’nin İran’a ya da Hark adasına sınırlı bir kara harekâtı düzenlemek için bölgeye sevk edeceği askeri yığınağa bir kılıf da olabilir. Nitekim önceki saldırılar öncesinde benzer üsluplar izlemişti. Dolayısıyla Trump, bölgeye yeni askeri güç göndermek için manevra yapmaktadır. “Beyaz Saray ve ABD Savunma Bakanlığı’nın önümüzdeki günlerde Ortadoğu’ya en az 10 bin ilave muharip asker göndermeyi değerlendirdiği bildirildi.” (2026.03.27 Mepa News) Yani Trump’ın bu diplomatik girişimi, daha önce olduğu gibi İran’ı aldatmak için yaptığı siyasi bir manevradır.”
Pakistan’a Arabuluculuk Rolü ve Tabi Devlet Hedefi
Diplomatik cephede Pakistan aracılığıyla İran’a, İran’ın nükleer kapasitesinin tamamen sökülmesini, uranyum zenginleştirmenin durdurulmasını, tüm tesislerin imha edilmesini, zenginleştirilmiş malzemenin IAEA’ya teslimini, “vekil güçler” doktrininden vazgeçilmesini, Hizbullah gibi gruplara desteğin kesilmesini, Hürmüz Boğazı’nın serbest bırakılmasını ve füze programına kısıtlamalar getirilmesini içeren 15 maddelik bir plan iletildiği, karşılığında yaptırımların hafifletilmesinin önerildiğine dikkat çekiliyor ve Uluslararası basında bu planın “teslimiyet belgesi” olarak nitelendirildiği de hatırlatılıyor:
“Bu planın maddelerine bakıldığında, Trump’ın amacının, İran’ı uydu devlet olmaktan çıkarıp onu Amerika’nın her dediğini harfiyen yapan bir tabi devlete dönüştürmek olduğu açıkça anlaşılır. Uluslararası basında bile bunun bir teslimiyet belgesi yani bir tabi devlete dönüştürme belgesi olduğu yazılıp çizilmiştir…Trump, 24 Mart 2026 tarihinde gözde mareşali Pakistan Genelkurmay Başkanı General Asım Münir ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirmiş ve onu, anlaşmayı Trump’ın şartlarıyla kabul etmesi için İran’a baskı yapmayı teşvik etmiştir. Ancak bunda da başarılı olamamıştır. İran, devlet televizyonu aracılığıyla yaptığı açıklamada Trump’ın bu planını reddettiğini duyurmuştur. Aslında bu reddediş, İran’ın bir “tabi devlete” dönüşmeyi reddettiği anlamına gelir. Buna karşılık İran, kendi beş maddelik planını sunmuştur. İran’ın talepleri arasında; “İranlı yetkililere yönelik suikastların durdurulması, ülkeye karşı yeni bir savaş açılmayacağına dair güvence verilmesi, savaş tazminatı ödenmesi, düşmanlıkların sona ermesi ve Hürmüz Boğazı üzerinde İran egemenliğinin tanınması” yer alıyor. İran’ın sunduğu bu teklif, her ne kadar nükleer program ve balistik füze konularına değinmese de, Amerika’nın 15 maddelik planı ile hiçbir şekilde örtüşmemektedir... Dolayısıyla müzakerelerde hiçbir ilerleme kaydedilmemekte, olduğu yerde saymaktadır.”
Analizin devamında Devrim Muhafızları’nın duruşuna dair daha sert bir çizgi izlediği ifade ediliyor. Hürmüz Boğazı’nın düşmana kapalı kalacağına, her suikasta Amerikan hedefleriyle karşılık verileceğine ve savaşın “düşman teslim olana kadar” devam edeceğine dair açıklamalar özellikle zikrediliyor. Rejim içinde güç ile zafiyet arasında bocalama gözlenirken, IRGC, İran’ın ABD nüfuzundan tamamen kurtulması ve bağımsız bir devlet olması yönünde direnişini sürdürdüğü ortaya koyuluyor:
“İran’daki rejimin mensupları ise güç ile zafiyet arasında bocalayıp durmaktadırlar. Onların (en büyük temennisi), güçleri yettiği müddetçe İran’ın Amerika’nın uydusu olarak devam etmesini sağlamaktır. Bölgedeki pek çok devlet gibi İran’ın da Amerika yörüngesinde bir tabi devlet haline gelmesi onlar için pek de büyütülecek bir mesele değildir. Öyle görünüyor ki, Trump’ın İran içinde kendileriyle konuşabileceği (uygun) adamları mevcuttur: “ABD Başkanı Donald Trump, 23 Mart 2026 Salı akşamı yaptığı açıklamada; “İran’da doğru kişilerle muhatap olduğunu” söyledi; ABD ile konuşan kişilerin kimler olduğu sorulduğunda ise Trump, ‘Çünkü onların öldürülmesini istemiyorum’ cevabını verdi. ‘Pakistanlı bir kaynak, Reuters’e yaptığı açıklamada; Pakistan’ın Washington’a yaptığı ‘Eğer onlar da öldürülürse konuşacak kimse kalmaz’ uyarısının ardından, ‘İsrail’in, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile Meclis Başkanı Mohammad Bagher Kalibaf’ı suikast listesinden geçici olarak çıkardığını ifade etti.’” (26.03.2026 El Cezire)
Lübnan cephesine yönelik ise şu analiz öne çıkıyor:
“Yahudi varlığının açıklamaları, Güney Lübnan’da Litani Nehri’ne kadar bir tampon bölge oluşturulacağına işaret etmekte ve bu bölgenin Lübnanlı sakinlerden boşaltılacağından bahsetmektedir. Ancak güneydeki direniş sebebiyle Yahudi varlığı ordusunun bunu gerçekleştirmesi hiç de kolay değildir. Zira Yahudi varlığı, Allah’ın ipini kopardıktan sonra insanların ipine tutunmadan savaşabilecek bir topluluk değildir. Dolayısıyla Amerika’nın saldırganlığı sona erdiğinde, Yahudi varlığı da otomatik olarak saldırılarını sona erdirecektir.”
Siyasi analizde, Trump’ın asıl amacının, İran’ı emirlerini harfiyen uygulayan, petrol ve gaz kaynaklarını kontrol ettiği, Hürmüz Boğazı’nda hakimiyet kurduğu bir tabi devlete dönüştürmek olduğu. Ancak Devrim Muhafızları’nın direnişinin bu hedefi zorlaştırdığı özellikle öne çıkıyor. Rejim içindeki Amerikan yanlısı unsurlar varlığını korusa da, savaşın seyri İran’ın bağımsızlığa doğru ilerleyip ilerlemeyeceğini belirleyeceğine, dolaylı temaslar devam ederken, nükleer program, füze kapasitesi ve bölgesel nüfuz gibi kritik konuların belirsizliğini koruduğuna, savaşın ekonomik maliyeti ağırlaşırken, nihai sonuç İran’ın iç dengelerine ve direniş kapasitesine bağlı göründüğünün altı çiziliyor.
Siyasi analizin son kısmında ise, İran’ın, Amerika’yı bozguna uğratmasının belli şartlara bağlı olduğu şöyle ifade ediliyor:
“İran’ın Körfez’deki Amerikan askeri üslerine darbeler indirdiği doğrudur, Yahudi varlığına da benzer darbeler indirdiği de doğrudur ve bu darbelerin belirli bir güç seviyesi taşıdığı da doğrudur. Ancak Hilafet Devleti kurulmadıkça İranlı yöneticilerin Amerika’yı bozguna uğratması ve onu kendi kazdığı kuyuya düşürmesi mümkün değildir. Hilafet, Allah’a yardım edecek, Allah’ın hükümlerini uygulayacak ve dolayısıyla Allah’ın izniyle Allah’ın yardımına mazhar olacaktır. Adaleti ve cihadı ile dünyayı aydınlatacak, Allah da onu zaferiyle şereflendirecektir.”
Hizb-ut Tahrir’in “İran Savaşı” başlıklı detaylı siyasi analizin tamamını aşağıdaki görsele tıklayarak ulaşabilirsiniz…
Hicri 1447 Şevval Hilalini Gözetliyoruz

Hizb-ut Tahrir Türkiye: ABD Efsanesi Çökmüştür!

İran Savaşı’nın Perde Arkasında Ne Var?

Şahbaz’ın Teklifi, Trump’a Nefes Aldırdı






