
Değişim TV’de Hizb-ut Tahrir’e Yönelik Sistematik Yargı Zulmü Konuşuldu
Köklü Değişim Medya
Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu Başkanı Mahmut Kar, Sosyolog Süleyman Uğurlu’nun moderatörlüğünde Değişim TV’de “Yargı reformu” tartışmaları ve yaşanan hukuksuzlukların ele alındığı geniş katılımlı programa stüdyo konuğu olarak katıldı. Mahmut Kar, Hizb-ut Tahrir yargılamalarındaki skandal kararlara değindi ve şiddeti benimsemediği halde Hizb-ut Tahrir üyelerine zorlama ve uydurma içtihad kararlarıyla 1967’den bugüne kadar her iktidar döneminde devam eden sistematik zulmü anlattı.
Mahmut Kar, yargı reformu söylemleri ortaya atıldıktan sonra gerçekleştirdikleri ziyaretlerde yargı reformundan bir beklenti içinde olan çıkmadığını, hukukçular, gazeteciler ve toplumun diğer kesimlerinde yargı reformuna karşı bir güvensizlik olduğu izlenimini aktardı.
Yargının hukuksuz işleyişini, Hizb-ut Tahrir özelinde değerlendiren Mahmut Kar, şunları ifade etti:
“*1953 yılında kurulmuş bir siyasi hareket, siyasi bir parti. Türkiye’de 1960’lı yılların başında çalışmaya başlıyor ve Türkiye’deki ilk yargılama süreci 1967 yılında Hizb-ut Tahrir’e yönelik. O Dönem meşhur 163. Madde var. **Yani düşünce suçu kapsamında…*Bu kapsamda değerlendiriliyor Hizb-ut Tahrir ve 6 aydan 5 yıla kadar cezalar veriliyor. Daha sonra 163. Madde kaldırılıyor. Düşüncenin suç sayılmayacağı değerlendirilerek 90’lı yıllarda 163. Madde kaldırılıyor. 90’lı yıllara kadar darbe mahkemelerinde ve sıkı yönetim mahkemelerinde dahi Hizb-ut Tahrir üyeleri 6 aydan 3 yıla kadar cezalarla yargılanıyor.
163. madde kaldırılınca, (Hizb-ut Tahrir) 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu (TMK) kapsamında Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nde (DGM) meşhur DGM’lerde yargılanıyor. İşte Hizb-ut Tahrir üyeleri ya da Hizb-ut Tahrir propagandasını yapan, bu kapsamdaki kişiler ve bu yıllarda Hizb-ut Tahrir “silahsız terör örgütü” kapsamında değerlendiriliyor ve 36 ay ceza yani maksimum 3 yıl ceza veriliyor 90’lı yıllardan 2000’li yıllara kadar. DGM’de yapılan yargılamalarda en yüksek ceza 3 yıl olarak veriliyor.
Sonra meşhur AK Parti iktidara gelince Avrupa Birliği uyum yasaları süreci başlıyor ve 2003’te terörle mücadele kanununa cebir ve şiddet ön şart olarak konuluyor. Yani bir örgütün terör örgütü olabilmesi için bir kişinin terör örgütü üyesi olabilmesi için cebir ve şiddeti muhakkak kullanması gerekir ön şartı koyuluyor. Hizb-ut Tahrir yargılanmalarının tamamı düşüyor. Beraat kararları çıkmaya başlıyor. Cezaevlerindeki tüm tutuklu ve hükümlüler tahliye ediliyor. Bu çok fazla uzun sürmüyor tabii… Yine TMK’da silahsız örgüt tanımlaması devam ediyor. 2006’da diyorlar ki silahsız örgüt diye bir şey olmaz. Silahsız örgüt tanımı yanlış bir tanım, terör örgütüyse silahlı olması lazım deniliyor. Silahsız örgüt tanımını TMK’dan çıkarıyorlar. Bu aslında Hizb-ut Tahrir tamamen hukuki anlamda tertemiz hale getirmesi lazım. Yargılanmalardan tamamen beraat etmesi lazım. Ancak 2004 ve 2008’de Yargıtay içtihad kararları devreye giriyor. Diyorlar ki: ‘Hizb-ut Tahrir şiddet kullanmıyor, cebir yok, şiddet yok, silahlı bir mücadele yöntemini benimsemiyor. Fikri ve siyasi mücadele yöntemini, ikna yöntemini ortaya koyuyor, bir düşüncesi var. Hilafet projesini ortaya koyuyor. İslam Hilafet Devleti’ni ikame projesini ortaya koyuyor ama yöntemi tamamen fikri ve siyasi olarak insanlara anlatıyor. O zaman ne yapacaz?, nasıl yargılayacağız Hizb-ut Tahrir’i? Hangi maddeden? Yasa yok! kanun yok!’ O zaman Yargıtay içtihad kararı devreye giriyor. Yani Hizb-ut Tahrir’in siyasal olmasını içlerine sinidirememişler. Bir formül bulmamız lazım diyorlar ve Yargıtay diyor ki; ‘TMK’daki terörle mücadele kanunundaki terör tanımı belli olmakla birlikte Hizb-ut Tahrir bu tanıma uymasa da yani cebir ve şiddet yöntemini benimsemese de, örgütün niteliği ileride şiddete başvuracağını göstermektedir.’ Ön görüde niyet okumada bulunarak, Yargıtay bir içtihad ortaya koyuyor. Ağır Ceza Mahkemeleri böylece terör örgütüne üye olmanın cezasını uygulayıp 7,5 yıl veriyor. Yönetici olanın cezası 15 yıl**.”**
Mahut Kar Türkiye’de eylem gerçekleştiren terör örgütlerine verilen cezaların aynısının Hizb-ut Tahrir’e uygulandığı ifade etti. Anayasa Mahkemesi’nin bu skandal yargılamalar için defalarca hak ihlali kararı vermesine rağmen bu hukuksuzluğun hala devam ettiğini ifade eden Kar, Hizb-ut Tahrir’in ileride cebir ve şiddete bulaşacağıyla ilgili içtihad kararına da şöyle cevap verdi:
“Hizb-ut Tahrir, bugün kurulmuş bir parti değil! Örneğin iki sene önce kurulmuş bir parti olsa, örgüt, teşkilat diyelim. Ne yapacağını, ne edeceğini bilmiyorsunuz, kestiremiyorsunuz. Ama öyle değil!
1953’te kurulmuş Hizb-ut Tahrir’in hedefinde, niyetinde gizlediği sakladığı bir şey yani silahlı mücadeleye başvurma olmuş olsaydı, bugüne kadar 60 küsür yıl içerisinde bu niyetini bu gizli niyetini gerçekleştirmeye dönük hazırlık en azından gizli hazırlık yapardı. Sadece Türkiye’de değil 50 küsür ülkede çalışan bu siyasi partinin üyeleri, mensuplarının bu faaliyetlerini takip eden istihbarat ya da emniyet güçleri bunu ortaya çıkarırlardı. Dolayısıyla böyle bir şey de yok. Hiçbir ülkede Hizb-ut Tahrir ‘in cebir ve şiddet yöntemi kullandığına ya da kullanmaya hazırlık yaptığına, böyle bir niyetinin olduğuna dair bir veri yok. Daha da ötesi Hizb-ut Tahrir, silahlı mücadele silahlı mücadeleyi kabul etmeme, cebir ve şiddeti bir yöntem olarak kabul etmeme düşüncesini, kurucusu kendi heva ve hevesinden ortaya koymamış. Yani Takiyuddin Nebhani ‘ben böyle bir yöntem belirliyorum’ diyerek olmamış. Bunu Kur’an’a ve Sünnet’e dayandırıyor. İslam, risalet görevi ilk Rasulullah (s.a.v) yüklendiğinde, Allah Rasulü, Mekke’den Medine’ye davet taşıma sürecinde takip ettiği davet yöntemi, siyasi mücadele yönteminde Mekke döneminden Medine’de ilk İslam Devleti kuruluncaya kadar toplumu değiştirme yöntemi olarak Rasulullah, fikri ve siyasi mücadele yöntemini kabul etmiş.
Hizb-ut Tahrir bunu bir nas olarak, bir kaynak olarak, bir delil olarak alıyor. İslam’ın emri bu. Aynı zamanda toplumun değişim metodu da fikri ve siyasi mücadeleyle, ikna yöntemi ile olur. Silahla baskıyla değil. İslam bunu emrediyor ve İslam aynı zamanda toplumun nasıl değişeceğine dair doğru bir yöntem de ortaya koymuş oluyor.”

Hicri 1447 Ramazan Hilalini Gözetliyoruz

Ramazan Hilali Görüldü: Çarşamba Ramazan’ın İlk Günü

Cübbeli Ahmed, Selefi Provokasyonu İle Ekranlarda

Ankara’da 4 İslami Dernek Mühürlendi

Trump’tan, İran’a Hürmüz Tehdidi








