ABD-İran Savaşı: Küfür Tek Millet, Müslümanlar Tek Ümmettir!
Bahçeli’den, "Erdoğan’ın Filistin’i Havale Ettiği BM ve İİT"ye Eleştiri
16 Haziran 2026Köklü Değişim Medya

Bahçeli’den, "Erdoğan’ın Filistin’i Havale Ettiği BM ve İİT"ye Eleştiri

Oynat: Bahçeli’den, "Erdoğan’ın Filistin’i Havale Ettiği BM ve İİT"ye Eleştiri
0:00

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada Gazze ve Filistin odaklı konuşma öne çıktı.

Bahçeli, yaklaşık üç yıldır Gazze’de, 78 yıldır da tüm Filistin topraklarında devam eden işgal ve katliama karşılık somut adım yerine kınama mesajları yayımlayan Birleşmiş Milletler (BM) ve İslam İş Birliği Teşkilatı’na (İİT) eleştirilerde bulundu.

Son 3 yıllık zaman zarfında özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Gazze’deki soykırımı somut adım atılmayacağının bilindiği halde havale ettiği ve çözüm aradığı kurumlar hakkında eleştirilerde bulundu.

Bahçeli, İslam İşbirliği Teşkilatı’nın kuruluş amaçlarına vurgu yaparak, Gazze’de yaşananlara karşı yalnızca açıklamalarla yetinilmemesi gerektiğini belirtti.

Bahçeli, Gazze yanarken, Batı Şeria kuşatma altındayken yalnızca kınama mesajlarıyla yetinilmesi kabul edilemez. Kudüs için kurulan irade nerede, Gazze için gösterilmesi gereken ortak duruş hangi engellere takılmıştır? eleştirisinde bulundu.

Diplomatik girişimlerin önemini göz ardı etmediklerini belirten Bahçeli, ancak sahada somut sonuçlar alınması gerektiğinin altını çizdi. Bahçeli, Söz çoktan tükenmiştir. Artık sorumluluk, yaptırım ve ortak hareket zamanıdır dedi.

Buna benzer açıklamaları daha önce Erdoğan ve Fidan da yapmış ve ortak hareket edemediklerinden yakınmış ancak somut bir adım atılmamış ve Filistin’deki vahşet BM ve İİT’ye havale edilmeye devam etmişti. Halen bu konuda aynı tavır sergilenirken kınama mesajlarıyla katliam ve işgaller geçiştirilmeye devam ediyor.

BM’ye Eleştiri

Değerli milletvekilleri, dünyanın içinde bulunduğu bu hazin tablo karşısında sorguya çekilmesi gereken kurumlardan biri Birleşmiş Milletlerdir. Birleşmiş Milletler, İkinci Dünya Savaşı'nın enkazı üzerinde Bir daha asla sözüyle kurulan, Güvenlik Konseyine uluslararası barış ve güvenliği koruma mesuliyeti verilen devletler üstü bir temsilcilik makamıdır. Fakat bugün görüyoruz ki Gazze'de insanlık inim inim inlerken, bölgemizde acı ve katliam kol gezerken Birleşmiş Milletler üç maymunu oynamaktadır. Veto sopasıyla adaletin yolu okyanus ötesinden kesilmektedir. Güvenlik Konseyinde beşeriyetin adalete duyduğu susuzluk, tek bir ülkenin İsrail'e kol kanat geren himaye refleksine çarparak yaralanmaktadır. Gazze'de acil, koşulsuz ve kalıcı ateşkes talebi, insani yardım yollarının açılması çağrısı ve sivillerin can emniyetini sağlama mecburiyeti, 14 üyenin desteğine rağmen bir kez daha Washington'un veto duvarına toslamıştır. Demek ki mesele karar alınamaması değildir. Mesele, mazlumun soluk borusuna düğümlenen bu muhafızların bizzat zulme zaman kazandırmasıdır.

Lahey'de ise başka bir ibret vesikası önümüzdedir. Uluslararası Ceza Mahkemesi, Netanyahu hakkında savaş suçu ve insanlığa karşı suç isnatlarıyla yakalama kararı çıkarmıştır. Fakat asıl mesele tam da burada başlamaktadır. Çünkü Lahey karar vermekte, fakat bu kararın icrası yine devletlerin siyasi cesaretine, hukuka riayetlerine ve ahlaki omurgalarına bırakılmaktadır. Uluslararası Ceza Mahkemesinin kendi kolluk gücü yoktur. Netanyahu'yu kapısından çevirecek, yakalama kararını işletecek, sanığı mahkeme huzuruna çıkaracak olanlar yine devletlerdir. İşte küresel düzenin çelişkisi de, sözde barış yemini etmiş Birleşmiş Milletlerin ikiyüzlülüğü de burada bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmaktadır. New York'ta veto kalkanı açanlar, Lahey'de işlevsiz söylemlerle vitrinleri süslemekte, icraat vakti gelince dut yemiş bülbül misali köşelerine çekilmektedir. İsrail yönetiminin hesap vermesi ihtimali ufukta belirince, Netanyahu'nun etrafında bir dokunulmazlık zırhı örülmek istenmektedir.

Buradan sormak mecburiyetindeyiz. Güvenlik Konseyinde korunan, Lahey'de kollanan, başkentlerde siyasi himayeyle gezdirilen bu imtiyaz kimin hukukudur? Burada karşımızda yalnızca İsrail'in açtığı katliam ve kıyım düzeni değil, bu düzeni elleriyle besleyen, arkasını köşe bucak kollayan ve savaş hukukunu ayaklar altına alan her eylemde cesaretlendiren o küresel düzenin ahlaki iflası vardır. Birleşmiş Milletler de işte bu iflas tablosunun tam ortasında durmaktadır. İkinci Dünya Savaşı'nın yıkıntıları üzerinde barışı korumak, savaşları önlemek, insanlığı yeni felaketlerden muhafaza etmek iddiasıyla kurulan bu yapı, bugün Gazze'deki katliam karşısında vazifesini yerine getirememektedir. Çocuklar açlıktan ölürken yazılan raporlar kimin karnını doyurmaktadır? Sivillerin üzerine bomba yağarken, oturulan koltuklardan, ışıltılı ekranlardan endişe beyan etmek kimlerin ikbaline siper olmaktadır? İsrail'in menfaatleri uğrunda hizaya giren, esas duruşa geçen kurşun askerlerinin akıbeti hezimet ve hüsran olacaktır. Gazze'de ve Beyrut'ta işlenen insanlık suçları ne diplomatik kulislerde örtülecek ne de zamanın tozlu raflarına kaldırılacak bir dosyadır. Bu defter, mahkeme-i kübraya dek açık kalacaktır.