İmamlar "Emir Eriniz" Değildir!
19 Mart 2021

İmamlar "Emir Eriniz" Değildir!

Yeni anayasa tartışmaları esnasında; “1921 ve 24 anayasalarında devletin dini İslam’dı ve laiklik yoktu. Cumhuriyet fabrika ayarlarına dönsün. #AnayasadaİslamOlsun” çıkışıyla gündeme gelen Ayasofya baş imamı Sayın Prof. Dr. Mehmet Boynukalın, son haftalarda “Cinayet cinayettir; cinsiyet değiştirmez; erkek, kadın, çocuk, büyük kimin başına gelirse gelsin ilkemiz: ‘Sizin için kısasta hayat vardır’ ilahi düsturudur. Sürekli ‘kadın cinayetleri’ vurgusu, kadını erkeğe düşman etmeye çalışan bir sloganik medya propagandasıdır.” açıklamasıyla gündemdeki yerini koruyor.

Bu açıklamalar sonrası katı laik Kemalist çevreler ile neo-Kemalist soft-laik, muhafazakâr-demokrat çevreler kırmızı görmüş boğa gibi öfke nöbetleri geçirerek saygıdeğer Mehmet Boynukalın Hoca’ya had bildirme yarışına girdiler. İnsanları Allah’ın kulu değil de devletin kulu olarak gören arkaik/tağuti zihniyet tarafından “devlet memuru” olduğu ve susması gerektiği vurgulandı.

Prof. Boynukalın’ın “kadın cinayetleri” söyleminin bir medya propagandası olduğunu ifade edip şiddetin çözümü için İslâm’ı referans alan açıklamasından rahatsız olan AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin ise “Herkes kendi işin yapmalı” diyerek İslâm’ın siyasete, hayata, insana karışamayacağını ima eden laiklik savunmasında bulundu. Zengin, “Kadın-erkek meselesine dair dini de referans yaparak, katı, sert açıklamalar yapmayı problemli görüyorum ve bize fayda vermiyor. Tam tersine incitiyor, kadınları da incitiyor, bu alanda çalışanların yükünü arttırıyor. Ve daha önemli bu açıklamalar siyasetin yükünü arttıyor. Siyaset çok ağır bir iş. O yüzden bence herkes kendi işini yapmalı diye düşünüyorum” açıklamasını yaptı. Kahir ekseriyet bu açıklamalara karşı çıkarak Prof. Boynukalın’ın yanında yer aldı.

Dinin referans alınması sadece imamların değil aslında iman ettiğini iddia eden her Müslümanın yükümlülüğüdür. İman eden bir fert için Allah’ın hiçbir hükmü marjinalize edilerek “sert”, “katı” diye itham edilemez. Allah’ın hükümleri keyfe keder belirlenemez. “Allah her konuda kadına karışamaz”, seküler bir kabul iken Rabbimiz ise, [اَفَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ الْكِتَابِ وَتَكْفُرُونَ بِبَعْضٍۚ فَمَا جَزَٓاءُ مَنْ يَفْعَلُ ذٰلِكَ مِنْكُمْ اِلَّا خِزْيٌ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يُرَدُّونَ اِلٰٓى اَشَدِّ الْعَذَابِۜ] “Dinin bir kısmını alıp bir kısmını almayanların sonu dünyada rüsvaylık, ahirette şiddetli azaptır.”[Bakara 85] diye buyurmaktadır. Açıklama da kilit ifade “bize fayda vermiyor” ifadesi. Bu din kimsenin siyasi çıkarlarını sağlamlaştırmak için veya halkı din yoluyla narkozlayıp konsolide etmek için kullanılan bir aperatif değildir. Gerçi şimdiye dek dini amaçsallaştırmayıp araçsallaştıran muhafazakâr seküler zihniyetin Makyavelist bir yaklaşım sergilemesi kaçınılmaz oluyor. Allah’a iman eden her fert faydayı/maslahatı değil şer’î hükümleri esas alır.

[وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ اِذَا قَضَى اللّٰهُ وَرَسُولُهُٓ اَمْراً اَنْ يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ اَمْرِهِمْۜ وَمَنْ يَعْصِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالاً مُب۪يناً] “Allah ve Rasulü bir işte hüküm verdiği zaman artık inanmış bir erkek ve kadının, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Resulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.”[Ahzab 36]

Her ne kadar laikliği dinin devlete, devletin de dine müdahale etmemesi olarak niteleseler de “dinin devlete müdahale etmemesi” kısmı katı bir şekilde uygulanırken devlet dine olabildiğince müdahale etmekten çekinmiyor. Din, tamamen devletin kontrolünde ve her dönemin mevcut iktidarının politik müktesebatı ve kararlarını tasdikleyen bir istismar aracı olmaktan öteye gitmemiştir. Camiler propaganda merkezi, imamlar iktidarın “emir eri” kabul edilmiştir.

Herkesin derin bir ölüm sessizliğine büründüğü, muhafazakâr demokrat iktidar zarar görecek diye yoksulluk, yolsuzluk ve haksızlıkları örtbas edip yalakalığı görev ittihaz eden çapsız/kifayetsiz muhterislerin kol gezdiği bir zaman diliminde hakkı haykıran, emir eri olmayan Boynukalın Hoca, İslâm’ın bir hayat nizamı olduğunu ve hayatın her alanına müdahale eden bir din olduğu gerçeğini ortaya koyarak şöyle dedi: “Kur’an-ı Kerim’de ve Peygamber efendimiz (s.a.s)’in sünnetinde kadınlara iyi davranmayla ilgili birçok emir olduğu hepimizin malumudur. Bu emirlerin hepsinin başımızın üstünde yeri var. Yine Kur’an-ı Kerim’de ve Peygamberimizin sünnetinde bugün yaşanan cinayet ve şiddet gibi sorunların çözümüne dair birçok hüküm de bulunur. Ülkemizde bu alanda yaşanan sorunların kaynağı batıdan gelen ve bizim din, örf ve âdetimize uymayan düzenlemelerdir. Sorunun kaynağı olan yerde çözüm aramak beyhude bir uğraştır. Müslümanlar çözümü Rablerinin dediğinde aramalı.”

Prof. Mehmet Boynukalın, İslâm nizamının uygulanmasını savunarak asıl sorunun Batı’dan ithal düzenlemeler olduğunu, sorunun kaynağında çözümü aramanın ise beyhude bir uğraş olduğunu beyan ederek inatla İstanbul Sözleşmesi’ni savunan hem jakoben laiklere hem de muhafazakâr laiklere karşı İslâm’ı savundu.

Bu kadirşinas tavır, her ne kadar statükoyu rahatsız etse de Müslümanları sevindirmiştir. Zira medya maymunu konumuna gelen, edebiyat kasan, şovmen, silik şahsiyetli korkak hocalardan bıkıp adam gibi adamlara hasret kalmıştık.

[اِنَّمَا يَخْشَى اللّٰهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمٰٓؤُ۬اۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ غَفُورٌ] “Kulları içinden ancak âlimler, Allah’tan (gereğince) korkar. Şüphesiz Allah, daima üstündür, çok bağışlayandır.”[Fatır Suresi 28] ayetinin tecellisini müşahede etmeye, kıvırmadan doğruları söylemeye, dimdik duruşa, eziklik kompleksi içerisinde olmadan âlimlere muhtacız.

Yıllardır Müslüman âlimler ve imamlar konuşamaz, “işlerini (namaz kıldırma memurluğu) yapacaklar” denilerek İslâm’ı Hristiyanlaştırma, Müslümanları ruhbanlaştırmaya çalışmaktalar. Kendileri pis, kirli, çirkin dilleri ile içi boş siyaset yaparken, İslâm’ın hayat veren fikirlerinin siyasete (yönetime) karışmasına müsaade etmiyorlar. “Sakız orucu bozar mı?” gibi absürt sorular ile uğraş, buradan devam et; “100 yıllık yalanı deşifre etme” deniyor.

Jakoben laikler istiyor ki; imamlar hiç olmasın. Omurgasız soft laikler de istiyor ki; imamlar sadece kendilerinin onay verdiği şeyleri anlatsın. Tüm endişe ümmetin 100 yıllık uykudan uyanıp hakkın açığa çıkması… Bunu açığa çıkaran kim olursa olsun, “Peygamberin yoluna talibim” diyen kim olursa olsun, karanlık odaklar ve statüko sahipleri tarafından had bildirilmeye çalışacak. Hâlbuki en büyük hadsizlik, Allah’ın mülkünde Allah’ın kulları üzerinde Allah’ın kurallarını çiğnemektir.

[تِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِ فَلَا تَعْتَدُوهَاۚ وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللّٰهِ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ]“Bunlar Allah’ın koyduğu kurallardır, bu sebeple onları çiğnemeyin. (Hadsizlik etmeyin) Her kim Allah’ın koyduğu kuralları çiğnerse işte onlar zalimlerin ta kendileridir.”[Bakara Suresi 229]

Fakat şu hakikatin de altını çizelim: ister Sayın Boynukalın Hoca olsun ister başka biri, İslâm’ı savundukları sürece imanımız gereği ilkesel olarak yanlarında oluruz; doğrularını savunuruz. Fakat yanlış yapan kim olursa olsun karşısında dururuz. Boynukalın hocanın İslâm’ın yönetim nizamı olan Hilâfet yerine kimi zaman kapitalist nizama ait olan “Cumhuriyet” vurgusu yapması da doğru değildir. Devletin dininin İslâm olması ile devletin İslâm’a dayalı olması farklı şeylerdir. İslâmi kavramlar, gayrimeşru yönetimlere meşruiyet kazandırma amacıyla kullanılacak bir garnitür değildir. İslâm yönetim şekli ile hayatın bütün alanlarında tatbik edilmesi gereken bir hayat nizamıdır. Bedeli her ne olursa olsun taviz verilmemesi gereken imani bir meseledir.

Rabbim âlimlerimizi ümmeti aydınlatan kandiller kılsın. Hakkı haykıran, zalim sultanlardan korkmayıp yalnızca Allah’tan korkan âlimlerimizin sayısını arttırsın.

___

#YenidenHilafet