
Terör, Şiddet ve Kaos Laik Düzenin Eseridir
Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu’nun 14 Nisan 2026 Salı günü gerçekleştirdiği Gündem Değerlendirme Toplantısı’nda, Türkiye’de on yıllardır süregelen terör, şiddet ve kaosun kaynağına dikkat çekildi. Toplantıda ayrıca NATO’nun geleceği konusu ile ABD-İran arasında başlatılan ateşkes ve müzakere süreci hakkında değerlendirmelerde bulunuldu.
Toplantıda konuşan Medya Bürosu Başkanı Mahmut Kar, Türkiye’de son zamanlarda gerçekleşen terör saldırılarını Hizb-ut Tahrir ile ilişkilendirmeye çalışan kişi ve kurumlara; Türkiye’nin siyasi tarihinde önemli yer tutan sağ-sol çatışmaları ile laik demokratik parti ve örgütlerin şiddeti meşrulaştıran fikir ve eylemleri üzerinden cevap verdi.
“Hizb-ut Tahrir olarak bizim kimliğimiz bellidir; alnımız ak, yüzümüz açıktır. Bugünümüz ve geçmişimiz tertemizdir.” ifadelerini kullanan Kar, şöyle konuştu:
“Asıl bugün konuşulması gereken şey, Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasi tarihinin darbe, kaos, terör ve çatışmalarla dolu geçmişidir. Çok partili sistemden önceki zorba ve despot dönemleri anlatmaya bile gerek yok; o dönemlerde insanlara neler yapıldığını herkes biliyor. 1950 sonrası 75 yılı konuşalım. Siyasi partiler, bu partilerin eylem ve söylemleri, pratikleri… Hepsi ortadadır. Ve Türkiye, adına ‘demokratik siyaset’ dediği işte bu geçmişi ile övünüyor maalesef…”
“İktidar ve muhalefetin ve bu iki tarafı destekleyen demokratik örgütlerin zaman zaman karşı karşıya gelerek şiddet ve terör ürettiklerini; çatışmayı bir dönüşüm aracı olarak kullandıklarını hatırlayalım. Bu yapıların, genetik olarak şiddet ve terör hastalığına yakalanma potansiyellerinin olduğu gerçeğinin altını kalın çizgilerle çizelim. Bu durum, parti ve örgütlerin ilkesiz ve yöntemsiz olduklarını göstermektedir.”
En son yerel seçimlerde siyasi ve sivil demokratik örgütlerin rakip parti bürolarına saldırdıklarını, hatta ölümle sonuçlanan olaylar yaşandığını hatırlatan Kar, “Kim yaptırdı bunları?” diye sordu ve sözlerini şöyle sürdürdü:
“Radikal sol yayın organlarının bazı manşetlerini hatırlayalım. Bu manşetler genellikle şiddeti doğrudan teşvik eden ve çatışmayı ‘meşru’ bir yöntem olarak sunan bir dilde atıldı. Alın size bir örnek: ‘Barikatlar halkın öz savunmasıdır!’ Bu manşet ve slogan, hendek-barikat süreçlerinde sokak çatışmalarını meşrulaştırmak için kullanıldı… 80’li yılların bilançosunu hepiniz biliyorsunuz: sokak kavgaları, cinayetler, infazlar, faili meçhuller, işkence odaları, askerî cezaevleri ve ölümler…”
Gezi olaylarında yer alan “demokratik” örgütlerin oluşturduğu şiddet olaylarının bilançosuna da değinen Kar, şunları söyledi: “Sağlık Bakanlığı verilerine göre Gezi olayları sürecinde, sivil demokratik örgütlerin çatışmaları sebebiyle 3 bin 368 kişi yaralanarak hastanelerde tedavi gördü. Olaylar, 1 polis ile 4 vatandaşın ölümüyle sonuçlandı ve milyonlarca dolar kamu zararı oluştu. Peki, bunların motivasyonu neydi?”
“Türkiye’nin şehirleri ve sokakları mafya örgütlenmeleri ile doludur.”
Mahmut Kar, şiddet, terör ve kaosun toplumu kuşatan bir başka boyutuna değinerek şunları ekledi:
“Türkiye’nin metropolleri, şehirleri ve sokakları bugün mafya örgütlenmeleri ile doludur. Uyuşturucu ve fuhuş ticareti, kumar tekeli bu örgütlerin ve onların efendilerinin elindedir. Toplumsal şiddet eğilimi zirveye çıkmış durumda; trafikte, toplu taşımada, okulda, camide, çarşıda, pazarda her yerde şiddet ve kargaşa var. İnsanlar hiçbir yerde güvende değil. Peki, bu toplumsal şiddetin motivasyonu nedir? Daha dün Şanlıurfa’da bir genç kardeşimiz, Allah’a küfreden bir sokak serserisi tarafından katledildi. Yine bugün Siverek’te bir okula saldıran 19 yaşındaki bir lise öğrencisi; öğretmen, öğrenci ve polisleri yaraladı. Bunun motivasyonu nedir? Hülasa, bütün bu enkaz demokratik laik düzenin enkazıdır; İslam’ın değil.”
“Hizb-ut Tahrir, çalışma metodunu Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’den almıştır.”
Konuşmasının sonunda toplumun huzur ve refaha kavuşmasının yoluna değinen Kar, sözlerini şöyle tamamladı: “Unutmayalım ki bir toplumun kalkınmasının ve yükselmesinin metodu kitleleşmedir. Toplum içerisinde bulunan doğru örgütler sayesinde toplumlar, kalkınma yolunda doğru adımlar atarak ilerler.”
“İşte Hizb-ut Tahrir böyle bir kitleleşmedir. Toplumun kalkınmasının fikrî ve siyasî kalkınma ile olacağını benimsemiştir. Hizb-ut Tahrir, çalışma metodunu Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in metodundan almıştır. Bu metodun içinde cebir ve şiddet, kaos ve terör olmadığı gibi demokratik yöntem de yoktur. Müslümanlara bu bozuk yolları dayatan sistemin sahiplerine çağrımız şudur: Cesaretiniz varsa, gayesi İslam’ı hayata hâkim kılmak ve hilafeti kurmak olan; demokrasiye değil, İslam’a dayalı siyasi partilerin kurulmasına izin verin. O zaman bu halkın kime itibar edeceğini, kimin peşinden gideceğini hep birlikte göreceksiniz.”
Konuşmanın tamamını Medya Bürosu’nun yayımladığı toplantı videosundan izleyebilirsiniz.

Hizb-ut Tahrir Türkiye: ABD Efsanesi Çökmüştür!

İran Savaşı’nın Perde Arkasında Ne Var?

Lübnan’dan “İsrail”in İşgaline Meşruiyet Adımı









