
Husi Tehdidi, Yahudi Varlığı ile Normalleşme Bahanesine Dönüşüyor
Orta Doğu’da askeri ve diplomatik dengeler eş zamanlı gelişmelerle yeniden şekilleniyor. Bir yanda Türkiye ve Suriye hattında ABD gözetiminde yürütülen "sükunet ve entegrasyon" adımları atılırken, diğer yanda Kızıldeniz’deki Husi tırmanışı üzerinden Körfez ülkeleri İşgalci "İsrail" ile askeri iş birliğine itiliyor.
Ankara-Şam Hattında Entegrasyon ve "Terörsüz Türkiye" Süreci
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 13-14 Eylül tarihlerinde Şam’a gerçekleştirdiği ziyarette Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ve İçişleri Bakanı Enes Hattab ile üst düzey temaslarda bulundu.
Görüşmelerde, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kendisini feshederek Suriye ordusuna entegre olması kararı ele alındı. Bakan Fidan, bu deklarasyonun bir an önce sahada pratiğe dökülmesi gerektiğini vurgularken; Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani, silahların meşru devlet otoritesinde toplanması yolunda kararlı adımlar attıklarını ifade etti. Fidan ayrıca, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yakın gelecekte Şam’ı ziyaret etmeyi planladığını duyurdu.
Ankara-Şam hattındaki bu ivme, Washington yönetiminin Orta Doğu genelinde gerilimi düşürmeyi hedefleyen "sükunet politikası" ve içeride yürütülen "Terörsüz Türkiye" söylemiyle eş zamanlı bir seyir izliyor. Yapılan temaslar, bölge aktörlerinin ABD parametreleri doğrultusunda yeniden konumlandığı bir sürecin sahaya yansıması olarak yorumlanıyor.
Yahudi Varlığından Körfez’e "Husilere Karşı Topyekûn Savaş" Teklifi
Şam’da diplomasinin vites artırdığı saatlerde, Kızıldeniz’de güvenlik krizi tırmandı. Yemen’deki Husilerin Babülmendep Boğazı ve stratejik Muha limanında kontrolü sağlaması üzerine "İsrail" Başbakanı Binyamin Netanyahu, Körfez ülkelerine "İsrail’in askeri imkan ve hizmetlerini" sunarak Husilere karşı topyekûn ortak savaş teklifinde bulundu.
"İsrail" güvenlik bürokrasisi, doğrudan tek taraflı bir saldırı yerine uluslararası bir koalisyonu öne çıkarmak istese de; Washington’ın bu krizi Suudi Arabistan üzerinde stratejik bir şantaj aracına dönüştürdüğü görülüyor. ABD’nin Husiler üzerinden oluşan güvenlik açığını tepe tepe kullanarak Suudi Arabistan’ı "normalleşme" kılıfı altında "İsrail"in kucağına ittiği değerlendiriliyor.
Mekke Anlaşması Bypass mı Ediliyor?
Yaşanan son gelişmeler, geçtiğimiz ay Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın pratik işlevselliğini de tartışmaya açtı.
Kolektif savunma taahhüdü içeren Mekke Anlaşması, Husi saldırıları karşısında henüz anında bir askeri reflekse dönüşebilmiş değil. Bu durum; Washington ve Tel Aviv hattının Suudi Arabistan'ı güvenlik krizleri bahanesiyle Siyonist varlığa bağımlı kılma ve bir süredir akamete uğrayan normalleşme adımlarını yeniden hızlandırma arayışına imkan tanıyor.
Benzer Haberler

Bakan Fidan Şam’da Kritik Görüşmeler Gerçekleştirdi

BRICS 18. Zirvesi Yeni Delhi’de Gerçekleşti: Zirveden "Oy Birliği" Çıktı

Hizb-ut Tahrir’den Endonezya-ABD Savunma Ortaklığına İlişkin Çarpıcı Analiz








