
Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu’nun 03 Mart 2026 Salı günü gerçekleştirdiği Gündem Değerlendirme Toplantısı’nda, ABD ve işgalci “İsrail”in İran’a yönelik saldırısı ele alındı. Toplantıda ayrıca Hilafet’in 3 Mart 1924’te yıkılışının 102. yıl dönümü münasebetiyle değerlendirmelerde bulunuldu.
Toplantıda konuşan Medya Bürosu Başkanı Mahmut Kar, İslam ümmetinin bir Ramazan ayında daha kâfirlerin saldırısıyla karşı karşıya kaldığını belirterek, Gazze’deki vahşi zulmün barış maskesi altında çeşitli şekillerde devam ettiğini; Haçlı ve Siyonistlerden oluşan küfür şebekesinin bu kez İran’ı hedef aldığını söyledi.
“Her şeyden önce şu gerçeğin altını çizmek istiyorum: Öncesi ve sonrasıyla bu Haçlı-Siyonist saldırısı sadece İran’a değil, aslında İslam’a ve tüm Müslümanlara karşı yapılmıştır.” ifadelerini kullanan Kar, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kâfirler Müslümanlarla savaşırken renk, dil, mezhep ve sınır gözetmezler. Onların düşmanlığı Kelime-i Tevhid’edir. Bunu ABD Savunma Bakanı’nın ve katil Netanyahu’nun açıklamalarında gördük. Gazze’deki soykırım savaşında küfrün nasıl tek millet olduğuna hep birlikte şahit olduk.
Sömürgeci Amerika, Sünnî Afganistan ve Irak’ı işgal ederken ne hissediyorsa, Şiî İran’a saldırırken de aynı şeyi hissediyor. Yahudi varlığı ‘İsrail’, Sünnî Gazze ile Şiî Lübnan arasında ayrım yapmıyor. Hatta bölgedeki toprakların büyük bir bölümünün kendisine ait olduğunu, Büyük ‘İsrail’ safsatasının gereği olarak o toprakları gasp etmek istediğini açıkça dile getiriyor. Dolayısıyla vurulan sadece İran değildir; vurulan, İslam ümmeti olarak bizleriz. Saldırı ve tecavüz bize yapılmaktadır.”
İran rejiminin zalim olmasının ve elinde on binlerce Müslüman kanı bulunmasının bu gerçeği değiştirmeyeceğini; aynı zamanda İran’ın işlediği cürümlerden dolayı ABD’nin kendisine musallat olmasının da Müslümanların bu savaşa kayıtsız kalmasını meşru kılmayacağını belirten Kar, şunları kaydetti:
“İslam, saldırıya uğrayan İslam beldelerini savunmak için birleşmeyi farz kılar. Allah’ın hükmü; ulusal çıkarların, yapay sınırların ve uydurma mezhepsel bölünmelerin üstündedir. Gerçek şu ki, sadece Pakistan, Türkiye veya Mısır gibi tek bir devlet bile İran’ın yanında yer alsaydı, Amerika’nın bölgedeki askerî gücü Hürmüz Boğazı’na gömülürdü. Pakistan, hipersonik füzeleriyle Amerikan uçak gemisi filolarını batırsaydı Amerika’nın beli kırılırdı… Ancak ne hazindir ki Arap rejimleri ve İslam beldelerinin başındaki diğer yönetimler, ümmetin devasa askerî gücü ve imkânlarını Müslümanları değil, kâfirleri korumak için kullanıyorlar.”
Konuşmasının sonunda yaşanan tüm bu sorunların temelinde Müslümanların parçalanmışlığının bulunduğuna dikkat çeken Kar, sözlerini şöyle tamamladı:
“Eğer bu yönetimler, Amerika’nın kendilerine zerre kadar değer vermeyeceğini anlayabilselerdi tarihten ders alırlardı. Zira tarih, kullanım süresi dolunca efendileri tarafından çöpe atılan uşak yöneticilerle doludur.
Bu tablo, İslam’ın yegâne meşru devleti olan Râşidî Hilafet’i kurmak için çalışmanın Müslümanlar açısından ne kadar hayati bir zorunluluk olduğunu yüzümüze vurmaktadır. Hilafet; ümmetin fikirlerini, güçlerini ve imkânlarını birleştirecek; işgalci Siyonist varlığın kökünü kazımak için derhâl cihad başlatacak ve sömürgeci kâfir ABD’yi topraklarımızdan kovarak onunla büyük bir hesaplaşmaya girecektir. İşte o zaman Allah’ın nusretiyle izzet ve şerefimiz geri gelecek; küfür ve uşakları zelil ve mağlup olacaktır.”
Konuşmanın tamamını Medya Bürosu’nun yayımladığı toplantı videosundan izleyebilirsiniz.

