Esed’i Korumakta Mutabıklar
17 Eylül 2019

Esed’i Korumakta Mutabıklar

Köklü Değişim Medya

Köklü Değişim Medya

“Astana Üçlüsü” olarak bilinen Rusya, Türkiye ve İran 5. buluşmasını Ankara’da gerçekleştirdi. Üçlü, bencilce kendi sorunlarını gündem edip, bilinçli oluşturulan suni gündem maddelerini ortaya atarak, Suriye halkının asıl sorunu zorba Esed rejimini perdelemek için elinden geleni yaptı. Halkın Esed rejimi ayaktayken ülkelerine dönemeyeceklerini bildikleri halde, alınan kararlar ile bekasını korudukları diktatör rejimi halka zorla dayatma niyetinde olduklarını açıklamaları ile pekiştirdiler. Suriye halkının 2011 yılında Esed zulmüne karşı başlatmış olduğu devrimi, ABD ve “Astana Üçlüsü” sözde terörle mücadeleye evrilmesini sağlayarak asıl mecrasından uzaklaştırmış oldu.

Rusya, her görüşmede olduğu gibi muhalefeti terörist olarak tanımlayıp mücadelenin süreceğini yinelerken, İran ise geleneksel ABD düşmanlığı tiyatrosuna devam etti. Türkiye de mültecileri ve güvenli bölgeyi sürekli tekrar edip durdu. 8 yıldır Suriye halkını acımasızca kimyasal silah ve varil bombaları ile katleden, neredeyse ülkenin tamamının mülteci konumuna düşmesine neden olan asıl sorun zorba Esed rejimi hakkında tek kelime dahi edilmemesi, Üçlünün açıklamaları ve tavırları, Esed rejiminin bekasını korumak içim toplandıklarını ortaya koymuş oldu. Gündemi farklı konularla boğup, asıl sorunu dile getirmeyen liderlerin nihayi hedefi, Cenevre’de Esed rejmini ödüllendirmek.

Bilindiği üzere Esed rejiminin uyguladığı zulüm ve katliamlar sonucu başlayan Suriye devrimi, ilk yıllarında neredeyse Suriye’nin yüzde 70’ini kontrol ediyordu. ABD’nin de desteği ile “Astana Üçlüsü”nün almış olduğu kararlar, sahada icad edilen anlamsız operasyon ve katliamlarla Esed rejimi yeniden diriltilmişti. Esed’in kalmasına yönelik “İsrail” Başbakanı Netenyahu da bir açıklama yapmış ve şöyle demişti:

“40 yıldır Golan Tepeleri’ne rejim tarafından tek mermi atılmadı. “İsrail”, Esad rejiminin Suriye’deki varlığına karşı değil”

Bilindiği üzere Golan Tepeleri Suriye’ye ait olmasına rağmen Esed rejimi en ufak bir operasyona bile kalkışmadı. ABD de “İsrail”in emniyeti ve kendi çıkarlarının korunması için bölgedeki ajanı Esed’in kalması hususunda tüm gücüyle destek verirken, bölgedeki gizli ve açık müttefiklerini de sahaya sürmeyi ihmal etmedi. Sahada olanlar, sözde bir ABD-Rusya gerginliği olarak kamuoyuna yansıtılsa da, her iki taraf da bir takım çıkarları için Esed rejimini koruma hususunda ortak çalışıyorlar. İran’ı da nükleer anlaşma yemi ile sahaya çeken ABD, Suriye halkının devrimi zayıflayınca anlaşmadan çekilip gerek resmi açıklamalar gerek “İsrail”in hava saldırıları ile Suriye’den kovma sürecini başlatarak, yeniden İran’a Ortadoğu’yu ve özellikle Körfez’i tehdit eden rolünü geri vermiş oldu.

Anayasa görüşmelerinin başlatılması için teşkil edilen komitenin de onaylanması ile Suriye bugün ABD’nin istediği hedef olan Cenevre sürecine doğru hızla ilerliyor. 50 rejimden, 50 muhalefetten, 50 kişi ise diğer azınlıklardan olmak üzere 150 kişilik anayasa komitesini yine “Astana Üçlüsü”nün belirlemiş olması, Esed rejiminin korunup kollanması ile sonuçlanacak bir sürecin başlatıldığını gözler önüne seriyor.

Çankaya’da Üçlü Zirve

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ev sahipliğinde, Çankaya Köşkü'nde üçlü Suriye Zirvesi yapıldı. Öncesinde ise liderler arasında ikili görüşmeler gerçekleştirdi. Erdoğan, "Suriye'nin toprak bütünlüğü ve kalıcı çözümde tam mutabakat var" dedi. Liderler, uzun zamandır oluşturulmaya çalışılan Suriye Anayasa Komitesi'nde listenin onaylandığını duyurdu.

Erdoğan: Barış Koridoru Korunaklı Liman Olacak

Cumhurbaşkanı Erdoğan kapanış konuşmasında, "Suriye'deki yangının söndürülmesi için bugün beşinci kez bir araya geldik. Suriye'de siyasi çözüm umutlarını yeşertecek önemli kararlar aldık. Suriye'nin toprak bütünlüğüyle siyasi birliğinin korunması hususunda hepimizin de aynı hassasiyete sahip olduğunu bir kez daha teyit ettik. DEAŞ ile mücadele altında terör örgütlerine destek verilmesinin kabul edilemezliğini vurguladık. Sahada sükunetin tesisi, mültecilerin dönebileceği şartların oluşturulması ve ihtilafa siyasi çözüm bulunması için yürüttüğümüz çalışmaları gözden geçirdik.

Nisan ayından bu yana İdlib'e yönelik operasyonlarda hayatını kaybeden sivillerin sayısı bine yaklaştı. Yüzbinlerce insan yeniden yollara düştü. Türkiye olarak sınırlarımızın hemen bitişiğinde 4 milyon insanı etkileyecek yeni bir trajedi yaşanmasına seyirci kalamayız. Böylesi bir vahim gelişme sadece ülkemizi değil bütün Avrupa'yı etkileyecektir. Bugünkü görüşmede Soçi Mutabakatı'na ilişkin görüşlerimizi tekrar mütalaa ettik. Varılan mutabakatın tam manasıyla hayata geçirilmesinin ehemmiyetine dikkat çektik. Sivil halkın ve garantör ülkelerin sahadaki askeri personelinin güvenliği için somut önlemler alınması ihtiyacını vurguladık. Zirvede görüş birliğine vardığımız hususlar doğrultusunda önümüzdeki günlerde bölgede hayırlı gelişmelerin yaşanacağını ümit ediyoruz.

Anayasa Komitesi'nin üyeleri ve usul kurullarının belirlenmesinde yapıcı ve esnek bir tutum sergiledik. Siyasi sürecin ilerletilmesi için gayret gösterdik, nitekim ortak çabalarımızla komitenin oluşumuna ilişkin pürüzler giderilmiştir. Bugünkü istişarelerimizde usul kuralları konusunu da Birleşmiş Milletler ile eş güdüm halinde sonuçlandırarak Anayasa Komitesi'nin çalışmalarına bir an önce başlamasını sağlamayı kararlaştırdık.

"DEAŞ Ortadan Kalktı, En Büyük Tehdit PKK, YPG/PYD’dir”

Erdoğan sözlerin şöyle devam etti:

Zirve kapsamında Fırat'ın Doğusu'ndaki durumu da istişare ettik. Bu mesele hem Suriye'nin siyasi birliği ve toprak bütünlüğü hem de Türkiye'nin milli güvenliği bakımından kritik önem taşıyor. Halihazırda Suriye topraklarının dörtte birinden fazlası bölücü terör örgütünün işgali altında bulunuyor. Örgüt burada çocuk asker kullanmaktan halkı zorla silah altına almaya, etnik temizlik faaliyetinden insanların mallarını gasbetmeye kadar her türlü zulmü işliyor. Dün Çobanbey'de düzenlenen kalleş saldırı bunun en son örneğidir. Geldiğimiz nokta itibarıyla Suriye'de DEAŞ tehdidi artık ortadan kalkmıştır. Suriye'nin istikbali için en büyük tehdit kaynağı PKK ve onun uzantısı olan YPG/PYD'dir. Bu ülkedeki PKK, PYD varlığı devam ettikçe ne Suriye ne de bölgemiz huzura kavuşabilir.

Suriye sınırımız boyunca bir terör oluşumuna rıza göstermeyeceğimizi kendilerine ifade ettim. Özellikle de burada bir mülteciler şehrinin oluşabileceğini ve mülteciler için buralarda konaklayabileceği ve ekip biçebileceği bahçelerini yapmaları noktasında bir hazırlığın yapılmasının isabetli olacağını ifade ettim. Suriye sınırımız boyunca böylece terör oluşumuna rıza göstermeden bu tür bir insani altyapıyı oluşturmamızda fayda olacağını anlattım. Nihai hedefimiz Suriye'nin kuzeyinde bir barış koridoru tesis ederek ülkenin bölünmesini engellemektir. Bunun için şayet Amerika ile iki hafta içinde arzu ettiğimiz sonuca ulaşamazsak kendi harekat planımızı uygulamaya başlayacağımızı her iki dostumuza da anlattım.

Türkiye'nin sığınmacı yükünü tek başına taşıyamayacağı ortadadır. Ülkemizin yeni bir göç akınını kaldırması da zaten mümkün değildir. Artık Suriyelilerin ülkelerine güvenli ve gönüllü bir şekilde geri dönüşlerine yoğunlaşmamız gerekiyor.

Ülkemize sığınan en az 2 milyon Suriyeli kardeşimizin bu bölgeye yerleştirilebileceğini düşünüyoruz. Hatta bu hattı Deyrizor, Rakka taraflarına kadar indirebilirsek geri dönecek sığınmacı sayısı 3 milyonu aşabilir. Böylece Türkiye başta olmak üzere ülke dışında olan Suriyelilerin önemli bir bölümünün kimseye yük olmadan kendi topraklarında yaşamalarını temin edebiliriz. Geri dönecek Suriyeli kardeşlerimiz için bu bölgelerde uluslararası toplumun desteğiyle yeni yerleşim alanları inşa edilmesi de mümkündür. Türkiye olarak bu konuda gereken her türlü sorumluluğu almaya hazırız. Hem Rusya ve İran ile hem de uluslararası toplumun diğer üyeleriyle Suriyeli mültecilerin gönüllü geri dönüşü için çalışmak istiyoruz. Bu çerçevede yakın zamanda önemli bir adım attık. Irak, Lübnan ve Ürdün ile birlikte Suriyeli mültecilerin geri dönüşüne dair uluslararası bir konferans düzenlenmesi için girişim başlattık. Tüm dostlarımızın bu girişime destek vermesini bekliyoruz" ifadelerini kullandı.

"Cenevre Süreci Belirleyici Olacak"

Erdoğan, Anayasa Komitesi'ne ilişkin soruya, "Anayasa Komitesinin kurulmasına yönelik çalışma başarıyla tamamlandı. Bir kişiyle ilgili olumsuzluğu gidermiş bulunuyoruz. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Suriye ile ilgili özel temsilcisinin buradaki gayretlere verdiği destekle beraber inanıyorum ki bu usul kuralları da süratle giderilmiş olacak. Böylece Cenevre'de komite çalışmaları süratle başlayacaktır. Pürüz kalmadı diyebilirim ve ortak yaklaşımımız da zaten bu.

Şu tarih demek doğru olmaz ancak başlık olarak burada özellikle Pedersen'in yaptığı çalışmalar ve 'Cenevre Süreci' bu işin belirleyicisi olacaktır. Hızlandırmak üç ülke olarak bizim amacımız. Astana Süreci olarak devamı ve Soçi'de attığımız mutabakatlarla bu konuda bir an önce neticeye varmak arzumuz" cevabını verdi.

"450 KİLOMETRELİK BÖLGEDE KONUTLAR YAPALIM"

Güvenli bölge çalışmalarına ilişkin ise Erdoğan*, "Güvenli Bölge konusunda Sayın Trump '20 mil derinlik' diye bir ifade kullanmıştı. Yani bizim sınırdan Suriye'nin iç bölgesine doğru 30 kilometrelik derinlik. Bunu en batıdan en doğuya doğru aldığımız zaman 911 kilometrelik bir sınırımız var. Bu sınır içerisinde şu anda Türkiye'de 3,6 milyon Suriyeli var. Şu ana kadar mültecilere yaptığımız harcamalar 40 milyar doları aşmış vaziyette. Peki Birleşmiş Milletler veya Avrupa Birliğinden gelen nedir diye baktığımız zaman, her ikisini de harmanlayarak veriyorum o da yaklaşık 7 milyar avro gibi bir rakam. Tabii bunlar bizim milli bütçemize girmiyor. Bunlar uluslararası STK'lar vasıtasıyla AFAD'a, Kızılay'a geliyor ve onlar da konteyner kentlerde ilaç, giysi, yeme-içme, eğitim ve sağlık gibi çalışmalarda kullanılıyor.*

Bunun yanında attığımız adımlarla beraber, bu Güvenli Bölge'de ne yapabiliriz? Bunu şu ana kadar bütün liderlerle konuştum, konuşuyorum, konuşmaya da devam edeceğim. O da şudur, ülkemizde bulunan Suriyeli mültecilere 30 kilometrelik derinlik ve 911'den vazgeçtik, şu anda 450 kilometrelik bölgede konutlar yapalım diyoruz. Çünkü bu çadır hayatıyla mı, bu konteyner kentlerle mi hayatlarını devam ettirecekler? Buralarda 200-250 metrekare kapalı alan ve bir o kadar da açık alan olmak üzere ailelere konut inşası yapalım. Kapalı alanda kendilerinin kalması diğer alanda da bir şeyler ekip

biçmesi... Okullarını, hastanelerini, altyapılarını yapalım. Ayrıca kendilerine de iş imkanı hazırlayalım. Böylece Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeleri bu işin içerisinde olmalı.

Bunun dışında (Angela) Merkel, (Emmanuel) Makron, Suudi Arabistan Veliaht Prensi (Muhammed bin Selman) ile bunu görüştüm. Bu konuda Sayın (Hasan) Ruhani ile de görüştük. Bir uluslararası destek kampanyasına da dönüşebilir. Bu şekilde bir adım atmak suretiyle böyle bir inşa ve ihya hareketine girersek bu insanları kendi topraklarına taşırız. Bu insanlar Güvenli Bölge'de yaşamaya başlarlar. Temennim odur ki bu konuda mutabakat sağlanabilir de bu adımlar atılabilirse bu insanlar da artık çadır hayatından, konteyner kentlerden kurtulmuş olurlar diye düşünüyorum" dedi.

"MÜSLÜMAN, MÜSLÜMANLA UĞRAŞIYOR"

Suudi Arabistan'daki petrol tesislerine yapılan saldırının piyasaları etkileyip etkilemeyeceği sorusunu Erdoğan, şöyle yanıtladı:

"Yemen'de bu süreç nasıl başladı? Bunun üzerine durmak gerekir. Yemen yerle yeksan oldu, bunun müsebbibi kimlerdir? Bunların üzerinde durmak lazım. Tabii ki bütün bu tahribatlarla artık Yemen'deki insanlar şüphesiz ki onlar da sürekli belli bir hazırlık içinde olmuşlardır. Gönül bu tür gelişmeleri arzu etmiyor ancak gelinen bu noktada özellikle de bizim şu anda Yemen'in bir an önce yeniden inşa ve ihyası için ne gibi çalışmalar yapabiliriz, bunu düşünmemiz gerekiyor. Çünkü Yemen kendi ayakları üzerine kalkabilecek bir altyapıya sahip değil.

Öyle ise şu anda gelişmiş ülkeler olarak, gelişmekte olan ülkeler olarak Yemen'e ne yapılabilir? Bu sadece bölgede Yemen için söyleyeceğim bir şey değil, aynı durum Suriye için de geçerli. Bu noktada yine bölgedeki Filistin için de geçerli. Filistin'in durumu ayrı bir felaket, onun üzerinde de durulması gerekir. Ama ne yazık ki şu anda bakıyorsunuz Müslüman, Müslüman ile uğraşıyor. Az önce Sayın Putin, Rabbimizin bir uyarısını burada hatırlatmak istedi. 'Ancak inananlar kardeştir,' hükmüyle ben işi kısa olarak alayım. Kardeşliğin gereğinin bu olmaması lazımdı ama Yemen'e ilk bombaları kimler attı? Bu sorunun cevabı bulunursa gelinen noktanın bir tahrik olduğu kanaatine de varırız diye düşünüyorum."

Ruhani: “Amerikalılar Suriye'yi Bölmeye Çalışmıştır”

İran Cumhurbaşkanı Ruhani yine ABD karşıtlığı tiyatrosuna devam edip, "Ne mutlu ki üç ülkede Suriye'yle ilgili konularda görüş birliği içindedir. Hepimiz Suriye'nin toprak bütünlüğü konusunda hemfikiriz. ABD, Suriye'de teröristleri desteklemiştir. Amerikalılar Suriye'yi bölmeye çalışmıştır. ABD, Golan Tepeleri'ni başka bir ülkeye bağışlamıştır. Bu ABD'nin kötü niyet sahibi olduğunun göstergesidir. İsrail'in gündelik saldırılar düzenlediğini görüyoruz.

Hepimiz Suriye'nin toprak bütünlüğüne ve yasal birliğine saygı duyuyoruz. Halen İdlib'de terörist örgütler bulunmaktadır. 9 seneden beri Suriye halkı eziyet çekmektedir. Hepimiz teröristlere kimlerin destek verdiğini biliyoruz. İdlib'deki teröristlerle mücadele etmeliyiz ve Suriye devletine yardımcı olmalıyız. Aynı şekilde de Fırat'ın Doğusu'nda da ABD destekli terörist gruplar etkindir.

Suriye halkı kendi evlerine dönmek ister. Suriye'nin yeniden yapılanmasına yardımcı olmalıyız. Suriye halkına destek olmalıyız. Ben bir kez daha Türkiye'ye teşekkür ediyorum. Anayasanın bir an önce düzenlenmesini umut ediyorum. Altıncı toplantımza İran'da ev sahipliği yapmayı umuyorum" açıklamasında bulundu.

İran, Suriye’ye gönderdiği ordu birlikleri ve milislerle Suriye’de kıyım başlatmış ve yüzbinlerce masumun katledilmişti. İran’a bu katliamında Lübnan’dan Hizbullah da destek vermişti.

Ruhani, Anayasa Komitesi'ne ilişkin soruyu, "Anayasa Komitesi konusunda çok fazla görüşme yaptık. Bugün bu komite tamamen oluşmuş durumda. Umuyoruz ki yakın zamanda çalışmalarına başlayacaktır. 2020-2021 yıllarına kadar Suriye'de seçimler için uygun atmosferin oluşmasını umuyoruz. Sanırım komitenin işlerine başlaması için yakın gelecekte uygun bir ortam hazırlanacaktır. Anayasanın revize edilmesi çok ince bir iştir. Her kesimin görüşleri ve çıkarları adilane bir şekilde yeni anayasada göz önüne alınmalıdır. Başlangıcı zor olmasına rağmen bunun ileride meyve vereceğini düşünüyorum. Bu süreç zor olacaktır ama hepimiz destek vermeliyiz" ifadeleriyle cevapladı.

İran Cumhurbaşkanı Ruhani, Suudi Arabistan'a son yapılan saldırıya ilişkin ise, "Bu Yemen'e saldırılarla başlamıştır. Bunu Yemen'e saldıranlara sormak lazım. Yemen halkı bu saldırılara karşılık veriyor. Ülkelerinin viran edilmesine göz yummuyorlar. Meşru savunma haklarını kullanıyorlar. Yemen'in çözüm yolu siyasidir. Eğer Astana, Yemen için bir model olsa oraya da istikrar ve barış getirmek için çaba gösterilir. O zaman petrol de güvenli bir şekilde üretilir ve ihraç edilir" yorumunda bulundu.

Putin: Anayasa Komitesi'nin Listesi Onaylanmıştır

Rusya lideri Putin kapanış konuşmasında, "Suriye'de barışa ve istikrara siyasi yollarla ulaşmak mümkün olacaktır. Suriye'nin toprak bütünlüğünü destekleyen üç ülkeyiz. Üç garantör ülkesinin toplantıları uzman düzeyinde devam edecektir. Önümüzdeki Astana toplantısı Ekim ayında Kazakistan'ın başkenti Nur Sultan'da yapılacaktır.

Diplomatlarımız titiz çalışma sonucunda listeyi (Anayasa Komitesi) oluşturdular ve usul çalışmaları yaptılar. Liste onaylanmıştır. Artık bu konuda Cenevre’de hızlıca çalışmalar başlamalıdır. Her türlü desteği vermeye hazırız.

Bu bölge (İdlib) neredeyse tam olarak El Kaide bağlantılı grupların kontrolünde. Buna sessiz kalamayız. Erdoğan ve Ruhani ile İdlib’de gerginliğin azaltılması için adımlar atılması konusunda mutabık kaldık. Terörün bitmesi için Suriye ordusuna kısıtlı destek vereceğiz. Bizim mutabakatımız terör örgütlerini kapsamamaktadır” diyerek sivil katliamların devam edeceğini işaret etmiş oldu.

Suriye’deki sürece dahil olduğundan beri vahşi katliamlara imza atan Rusya, özellikle camileri, hastaneleri, okulları, Pazar yerlerini ve fırınları bombalayarak sivilleri katletti. Sahada aciz kalan Esed rejimini desteklemek için muhalif mevzilere tonlarca bomba yağdırarak ilerleyişi desteklemeye devam ediyor. Aslında bu ilerleyişten ziyade bir yok etme süreci zira Han Şeyhun’un ele geçirilmesi sırasında kullandığı tonlarca bombayla Rus uçakalrı bir tepeyi tamamen haritadan silmişti.

Erdoğan’ı turistlerle müjdeleyen Putin, konuşmasına şöyle devam etti:

Eğer uluslararası örgütler Suriye'de barışın sağlanmasını istiyorsa, yardım sağlamalıdırlar. Sayın Erdoğan'la ikili görüşmemizde Rusya-Türkiye ekonomik ilişkilerini değerlendirdik. Bizim askeri-teknik alanda işbirliğimiz pekişmektedir. Türkiye'ye altı milyondan fazla Rus turist gelecektir"

"Aşırı Gruplar Süreci Baltalamak İsteyebilir"

Putin, Anayasa Komitesi'ne ilişkin soruyu, "Anayasa Komitesinin çalışmaları kararlı bir şekilde Suriye’de istikrarın kavuşturulmasına büyük katkı sağlayacaktır. Siyasi sürecin dışında herhangi bir alternatif yok. Büyük bir çalışma yaptık. Komitenin oluşturulması için Erdoğan ve Ruhani muazzam bir katkı sağladılar. Suriye’de hem hükümet hem muhalefetle çalışma yaptık. Erdoğan çok çaba gösterdi. Son bir adayın isminin eklenmesiyle süreç tamamlanmıştır. Usul kuralları konusunda anlaşmamız lazım. Sürece katılan Suriyeliler dış güçlerden baskı görmeden, gönüllü bir şekilde olumlu sonuca varacak çalışmalar yapmalıdır. Bir süre koymak istemiyorum. Ama çalışmaları çok hızlı başlatmak lazım. Aynı zamanda olumlu sonuçlara hızlıca ulaşmak lazım. Aşırı gruplar bunu baltalamak isteyebilir, nihai çözüm istemiyorlar çünkü savaştan para kazanıyorlar" açıklamasıyla yanıtladı.

ABD güçlerinin Suriye’de gayrimeşru bir şekilde bulunduğunun altını çizen Putin, ABD Başkanı Donald Trump’ın oradan çıkılmasına yönelik aldığı kararın tam olarak uygulanmasını beklediğini dile getirdi.

Suudi Arabistan’da tesislere yapılan saldırının toplantıda gündeme gelmediğini ancak Yemen’de insani dram ve felaket yaşandığını söyleyen Putin, Kur'an-ı Kerim'den ayet alıntılayarak bu krizin çözümü ile ilgili öneride bulundu. Putin, “Krizin çözümü için tüm taraflar arasında bir çözüm üretilmesi gerekir. Mesela bunu da Müslüman ülke olan Türkiye'de bulunurken Kur’an’dan atıfta bulunmak istiyorum: 'Allah’ın sözlerini hatırlayınız, siz düşmansınız ama Allah sizin gönüllerinizi barıştırdı ve sizi dost yaptı.' Sizi bölen konular arka planda olmalıdır. Manevi yakınlık ön plana çıkmalıdır. Şiddetin kabul edilmezliği konusunda Kur'an'da sözler var" hatırlatmasında bulundu.

Suudi Arabistan'a güvenliğini sağlaması için Rusya'dan hava savunma füze sistemi almasını öneren Putin, "Suudi Arabistan'ın kendisini koruması için gerekli yardımı yapmaya hazırız. Suudi yönetimi de bu konuda akıllıca karar alabilir. İran S-300 aldı, Türkiye S-400 aldı, Suudi Arabistan da benzer bir adımla kendi güvenliğini sağlayabilir. Bu sistem Suudi Arabistan’ın altyapısını güvenli bir şekilde koruyacaktır” dedi.

Suriye'nin kuzeyinde oluşturulması planlanan güvenli bölge konusundaki değerlendirmesi sorulan Putin, “Türkiye dahil olmak üzere bölgede bütün devletler kendi milli güvenliği konusunda bir koruma hakkına sahiptir. Hepimiz Suriye’nin toprak bütünlüğünden yanayız. Güvenliğin sağlanması ve terörle mücadele ile ilgili sorunlar çözüldüğü zaman, Suriye'nin toprak bütünlüğü tamamen sağlanacak. Bu, bütün yabancı askeri birliklerin Suriye’den çekilmesi için de geçerlidir” ifadelerini kullandı.