Türkler, Kürtler ve Araplar İslam ile Kardeş Oldular
28 Ocak 2026

Türkler, Kürtler ve Araplar İslam ile Kardeş Oldular

Köklü Değişim Medya

Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu’nun 27 Ocak 2026 Salı günü gerçekleştirdiği Gündem Değerlendirme Toplantısı’nda, Suriye’deki gelişmelerin arka planı ele alındı. Toplantıda ayrıca Devlet Bahçeli’nin Kudüs açıklamasına ilişkin değerlendirmelerde bulunuldu.

Medya Bürosu Başkanı Mahmut Kar, Suriye’de yaşanan olayların ne PKK’nın dillendirdiği gibi bir “sivil katliam” ne de Şara yönetiminin iddia ettiği gibi “Suriye’nin toprak bütünlüğü” meselesi olduğunu belirterek, asıl meselenin Amerikan çıkarları ile işgalci Yahudi varlığının güvenliğini garanti altına alma çabası olduğunu vurguladı.

“Sivil katliamdan bahsedilecekse PKK/YPG güçlerinin yaptığı katliamlar herkes tarafından biliniyor. Suriye’nin toprak bütünlüğünden söz edilecekse, Suriye ile işgalci ‘İsrail’ arasında Paris’te yapılan anlaşmada Golan ve Süveyda hakkında hangi kararların alındığını da herkes biliyor” ifadelerini kullanan Kar, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Amerika Suriye’de yeni değil… Beşşar Esad ile çalıştığı gibi babası Hafız Esad ile de çalıştı. Devrim döneminde İran ve Rusya ile çalıştığı gibi Türkiye ile de çalıştı. Baas rejimi için tehdit oluşturmayan YPG/SDG ile de iş birliği yaptı. Obama'nın saçlarını ağartan Suriye Devrimi, katliam ve zulümlerle bastırılamayınca; türlü planlar, hileler, ihanetler ve desiselerle maalesef çalındı. Türkiye'nin çabaları ve Ahmed Şara’nın Batı’ya yönelmesiyle devrim ekseninden koparıldı. Böylece ABD, Esed döneminde olduğu gibi Suriye üzerindeki hegemonyasını güçlü bir şekilde sürdürdü. ABD’nin çıkarlarına tehdit oluşturan her düşünce ve eylem, ‘IŞİD ile ortak mücadele’ kampanyasıyla bertaraf edildi. Nice muhlis devrimci komutan suikasta uğradı, nice devrimci grup dağıtıldı. Bazı samimi Müslümanlar ise hapse atılarak baskı altına alındı. Esed’in kaçmasının hemen ardından işgalci Yahudi varlığı İsrail, Suriye’ye ait stratejik askerî noktalara saldırılar düzenleyerek ülkenin askerî hareket kabiliyetini tamamen yok etti.”

"Hilafet fikri, ABD ve Batı'nın ortak korkusudur"

ABD’nin Esad sonrası süreçte Ahmed Şara’nın önüne “Suriye Arap Cumhuriyeti” modelini koyduğunu söyleyen Kar, iktidarda kalabilmesi ve sözde kalkınma için İslami devrim düşüncesi taşıyan Müslümanlara karşı “IŞİD yaftası” altında mücadele etmesinin istendiğini ifade etti. Batı için asıl tehdidin ideolojik İslam düşüncesi olduğunu belirten Kar, ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard’ın “İslam ideolojisi ve hilafet fikri, yalnızca ABD’nin değil, demokrasiyi kutsayan tüm rejimlerin ortak korkusudur.” sözlerini hatırlatarak bu korkunun açıkça dile getirildiğini söyledi.

“Bütün nefret ve öfke küresel şer güçlere karşı olmalıdır”

İslam topraklarındaki krizlerin asıl failinin sömürgeci ABD olduğuna dikkat çeken Kar, şöyle konuştu:

“Bütün nefret ve öfke; topraklarımızı bölen, halklarımızı birbirine düşüren ve kendi çıkarlarını her şeyin üstünde gören küresel şer güçlere karşı olmalı değil mi? Neden cellatlardan merhamet dileniliyor?** Türk olsun, Kürt olsun, Arap olsun neden hep Müslüman kanı dökülüyor?** Farkında değil miyiz; Suriye yönetimi ile YPG arasında yaşanan çatışmalar ve sonrasındaki gelişmelerle Türk ve Kürt milliyetçiliği üzerinden kaos, kavga ve kargaşa üretilmek isteniyor. Bu çok tehlikeli ve gayri İslami bir tavırdır. Türkler ve Kürtler tarih boyunca İslam ile kardeş oldular. Suriye’deki Kürtler de Türkiye’deki Kürtler de bizim kardeşimizdir. İslam, bu topraklarda Türk’ün, Kürt’ün ve Arap’ın hakkını bir kılmıştır. PKK/YPG’nin bölgedeki tahakkümü, sesinin çok çıkması ve İslam’a düşman tutumu, Kürtlerin İslam’a gönülden bağlı olduğu gerçeğini değiştirmez. Bu sebeple kardeşlerimizin onurunu zedeleyecek her türlü söz ve eylemden kaçınılmalıdır.”

Konuşmasının sonunda Müslümanlara birlik çağrısında bulunan Kar, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:

“Bakınız, küstah Trump Amerika’yı yeniden büyük yapmaktan ve bütün Amerika kıtasını haydutça sömürmekten bahsediyor. Biz Müslümanlar ise bölünmüş ve parçalanmış durumdayız. Daha fazla parçalanmak mı istiyoruz, yoksa birleşmek ve bütünleşmek mi? Birleşmek, ulus devletlerin sayısını artırarak mı olacak? Devletlerin isimlerinin önüne Türk, Kürt ya da Arap ibareleri koyarak mı sağlanacak? Yoksa Fas’tan Endonezya’ya, Anadolu’dan Afrika’ya, Kürdistan’dan Doğu Türkistan’a kadar bizi yekvücut kılacak; korkularımızı güvene dönüştürecek, ayrıştırmayacak ve birleştirecek İslam Devleti’nin, Raşidî Hilafet’in ikamesiyle mi olacak?”

Konuşmanın tamamını Medya Bürosu’nun yayımladığı toplantı videosundan izleyebilirsiniz.