loader
“MÜCADELE RUHUNU SÜRDÜREN MÜSLÜMANLAR İÇİN 28 ŞUBAT BİTMEDİ!”

“MÜCADELE RUHUNU SÜRDÜREN MÜSLÜMANLAR İÇİN 28 ŞUBAT BİTMEDİ!”

Köklü Değişim Medya

Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu Başkanı ve Köklü Değişim Medya Genel Koordinatörü Mahmut Kar, 28 Şubat'ın yıldönümünde Akit TV'nin sorularını yanıtladı ve yaptığı 28 Şubat analizi ile bugünkü siyasi konjonktürün maskesinin altında olanları ortaya koydu. Kar, “Demek ki 28 Şubat dönemindeki mücadele ruhunu devam ettiren Müslümanlar için 28 Şubat bitmemiş. Demek ki 28 Şubat’ta İslam ve Müslümanları düşman gören Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet zihniyeti Ak Parti eli ve maharetiyle hala yaşıyor” ifadeleriyle bugün İslam’a ve Müslümanlara karşı devlet eliyle sürdürülen zulme dikkat çekti.

Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu Başkanı Mahmut KAR’ın Akit TV’de yayımlanan röportaj şöyle:

Bir 28 Şubat’ın daha yıldönümü geldi.  Hizb-ut Tahrir özelinden bakarsak bize 28 Şubat’ın o günlerini nasıl anlatırsınız?

Üzerinden neredeyse çeyrek asır (24 yıl) geçmiş olan 28 Şubat’ı değerlendirdiğimizde iki şey görüyoruz. Birincisi; 24 yıl önce bu ülkede Müslümanlara 28 Şubat sürecini yaşatanlar, İslam’a olan düşmanlıkları sebebiyle yaptılar. Laik Kemalist bir anlayışla İslami kimliğimize, İslami kıyafetimize karşı tavır aldılar. Başörtüsü takmayı ve Müslümanca eğitim almayı bile devletin anayasal düzenini tehdit eden bir duruş olarak gördüler. Bu düşmanca tavra karşılık Allah’ın emrinden taviz vermeden mücadele edenler ise dik bir duruş ortaya koydular. Onlar gerçekten bu sürecin zorluklarına karşı direnç gösterdiler. Dolayısıyla bugünden 24 yıl önceye baktığımızda İslam ve değerlerine düşman olanlara karşı mücadeleci bir İslami dayanışmanın var olduğunu görüyoruz. Bugün biz 28 Şubat’ı anmak istiyorsak bu duruşu, bu mücadeleci ruhu anmamız gerekiyor. O dönem laik Kemalist otoriteye karşı verilen mücadeleci ruhun bugün İslami çalışmalara karşı baskı kuran iktidara karşı da ortaya çıkmasını istememiz gerekiyor.

İkincisi; Gerçekten mücadele edenlerin yanında 28 Şubat’ı siyasetlerinin ve politik kavgalarının malzemesi olarak görüp istismar edenler de var. Üzerinden 24 yıl geçmiş olmasına rağmen bugün hala 28 Şubat’ta laik Kemalistlerin Müslümanlara yaptığı baskıyı ve o dönem yaşananları devamlı gündeme getirip siyasi rant elde edenler maalesef o ruhtan fersah fersah uzaklaşmış durumdalar. Öyle ki iktidarda olmalarına rağmen 28 Şubat mağdurlarının sorunlarını çözmek yerine yeni 28 Şubat uygulamalarına imza atıyorlar. 28 Şubat sürecini siyasi politik bir rant için istismar edenler bugün kalkıp çıplak aramaya tabi tutulan kadınlar için “Onurlu kadın 1 yıl beklemez” diyebiliyorlarsa bu bize şunu gösteriyor: Demek ki 28 Şubat Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin İslam ve Müslümanlara karşı başlattığı bir savaşmış. Dünden bugüne iktidarların değişmesi ile samimi Müslümanlar için değişen bir şey olmamış.”

Hizb-ut Tahrir’e ‘’yargı zulmü’’ artık aşikâr bir şekilde Müslümanların gündeminde… Hizb-ut Tahrir’in 28 Şubat’ı devam ediyor diyebilir miyiz?

28 Şubat, Müslümanlardan şu grup ya da bu gruba yönelik başlatılmış bir süreç değildir. Zira hatırlarsanız süreci yönetenler “Bu topyekûn bir savaştır” demişlerdi. Yani 28 Şubat tüm Müslümanlara yönelik başlatılan topyekûn bir savaştı. Savaşın bir tarafında İslam düşmanı Laik Kemalist zümrenin tamamı varken diğer tarafında da tüm Müslümanlar vardı. Bu sebeple 28 Şubat’ı post modern darbe ile yönetimden el çektirilen parti ve onun siyasi görüşüne karşı başlatılmış bir savaş olarak görmek doğru değildir. Bunu şunun için söylüyorum; eğer 28 Şubat o dönem iktidarda olan Refah Partisi’ne yönelik yapılmış olsaydı, o partide yönetici olanların daha sonra kurdukları Ak Parti bu savaşı bitirmiş ve Müslümanlar lehine kazanmış olmalıydı.

Ancak görüyoruz ki “topyekûn savaş” Ak Parti iktidarı eliyle devam ettiriliyor. 28 Şubat’ı yapanlar “bin yıl sürecek” demişlerdi. Bugün 28 Şubat uygulamaları hala daha devam ediyor. 28 Şubat’ın 24. yıldönümüne 4 kala bu ülkenin başkenti Ankara’da 5 Müslüman kadın Hilafet istedikleri için evlerine şafak vakti baskın yapılarak gözaltına alındılar. Allah’ın emrine, İslami bir hayatı yaşamaya çağırdıkları için hâkim karşısına çıkarıldılar. Demek ki 28 Şubat dönemindeki mücadele ruhunu devam ettiren Müslümanlar için 28 Şubat bitmemiş. Demek ki 28 Şubat’ta İslam ve Müslümanları düşman gören Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet zihniyeti Ak Parti eli ve maharetiyle hala yaşıyor.

Evet, Hizb-ut Tahrir’in 28 Şubat’ı Devam Ediyor. 1953 yılında Filistin’de kurulan ve 1959 yılında Türkiye’deki siyasi faaliyetlerine başlayan İslami parti Hizb-ut Tahrir çalışmalarını fikri ve siyasi metod ile sınırlandırmış olmasına rağmen, hiçbir şekilde şiddet içerikli bir faaliyeti olmamasına rağmen nice baskı, zulüm ve karalamalara maruz kaldı. Gerek İslam düşmanı İngiliz yanlısı laik Kemalistlerin iktidarda olduğu dönemde gerek darbeci askeri vesayet sahiplerinin yönetimde olduğu dönemde, gerek 28 Şubat döneminde gerekse de en son Ak Parti iktidarı döneminde bu baskı, zulüm ve karalamalar hep devam etti. Ve 28 Şubat bugün hala daha Hizb-ut Tahrir için devam ediyor. Anayasa Mahkemesi hak ihlali kararlarına rağmen yargılamalar yapılıyor ve ağır cezalar veriliyor. Bu ülke de Hilafet ile ilgili yapılamamış bir konferans için şahsım dahil 4 arkadaşım hakkında o konferansta konuşmacı olacağımız için toplam 52,5 yıl ceza verildi. Daha son bir iki hafta içerisinde İslam ve Hilafet dedikleri için Müslümanların evlerine ağır silahlı polisler eşliğinde baskınlar yapıldı. 28 Şubat’ta İslami dernek ve vakıfların kapılarına kilit vurulmuştu bugün o dernekleri baskı altından tutmak ve kontrol etmek için Meclisten yasa çıkarılıyor. 28 Şubat döneminde BÇG (Batı Çalışma Grubu) üzerinden fişlemeler yapılıyor ve samimi Müslümanların hakları gasp ediliyordu. Bugün belki BÇG yok ama Cumhurbaşkanlığı veya bakanlıklara bağlı çalışan özel danışmanlar eli ile dernek, vakıflar ve kontrol altında tutuluyor. Beştepe veya Bakanlıklardan gelen uyarı telefonları ile kanaat önderi alim ve hocalar susturuluyorlar. Yani 28 Şubat mutasyona uğramış yeni hali ile devletin kodlarına işlemiş ve samimi Müslümanları açık şekilde tehdit ediyor.   

Özellikle yeni jenarasyon sizce 28 Şubat’ı anlayabiliyor mu? Bu konuda Müslüman Anadolu gençliği sizce neler yapmalı? Fikri dönüşümünü nasıl sağlamalı?

Yeni jenerasyona 28 Şubat’ı anlatacak eski jenerasyon (28 Şubat sürecindeki sıkıntıları yaşamış görmüş olanlar) olmalı ki gençler de 28 Şubat’ın ne demek olduğunu anlayabilsinler. Ne yazık ki sorun yeni jenerasyonda (gençler) değil, sorun “28 Şubat’ta vakıf ve derneklerimizin kapısına kilit vuruldu, faaliyetlerimizi durduruldu, memuriyet ve resmi görevlerden atıldık ama şimdi ne güzel büyük devasa vakıf binalarına sahibiz, devletin tüm kadrolarında bizim adamlarımız var” diyen basit düşünceli eski jenerasyon da yani 28 Şubat’ı görmüş geçirmiş abilerde maalesef. 28 Şubat’ta vakıf binalarının kapılarına kilit vuranlar Müslümanların diline asla kilit vuramamışlardı. Vakıflar kapalıydı ama meydanlar açıktı, dernekler, Kur’an Kursları kapalıydı ama sokaklar, evler, ocaklar açıktı. Ama şimdi devasa kapılardan içeri girdiğimiz vakıf binaları sus pus olmuş durumda maalesef. Kudüs Yahudi Varlığı’nın başkenti ilan edildiğinde kaç dernek vakıf çıkıp haykırdı ve Kudüs bizimdir diyebildi? Kaç dernek Doğu Türkistan meselesinde Müslüman Uygur kardeşlerimizin durumunu gündemine alabildi? Kaç İslami hareket Suriye devrimi sürecinde dik ve doğru bir duruş göstererek mazlumlardan yana tavır alabildi. Dolayısıyla sorun yeni jenerasyonda değil, sorun Ak Parti iktidarı döneminde çalışma ve mücadele stratejisini bürokrasiye memur yetiştirmek, devlet kadrolarına adam yerleştirmek olarak belirleyen fikri ve basireti körelmiş eski jenerasyonda…

 

Son olarak eklemek istedikleriniz var mı? Bir 28 Şubat gününde siz gündem adına ne demek istersiniz?

Yeni jenerasyon genç kardeşlerimize tavsiyem şudur; gelecek İslam’ındır bundan asla ve asla kuşkuları olmasın. O istikbale ancak fikri, düşüncesi saf ve net olan gençler yürüyecekler. Ak Parti ve bugünkü diğer partilerin gençliğe sunduğu demokrasi gibi, özgürlükler gibi düşüncelerin geleceğin Türkiye’sinde de geleceğin dünyasında yeri olmayacak. 28 Şubat’ı görmüş geçirmiş olmasına rağmen bugün iktidar sebebiyle devlet imkân ve olanaklarını kazanım olarak görenlere ise şunu söylemek istiyorum, vakıf binası veren, vakfın faaliyet takvimini de belirler. Makam mevki ve kadro veren oturduğun koltuğun hakkını kime ve nasıl vereceğinizi de belirler. Gelin 24 yıl sonra 28 Şubat’ı bir daha yeniden okuyalım ve eksikleri ve hatalarıyla analiz edelim. Ve gelin bu süreçten çıkaracağımız ders ile geleceğe bakalım. İslam ümmetini düştüğü bu durumdan çıkaracak fikri ve siyasi çözüm üzerinde konuşalım.”

SON HABERLER